Savaşın Yeni Cephesi: Küresel Enerji Arteri Hürmüz Boğazı Fiilen Kapalı
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği neredeyse durdu. Küresel petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği boğaz fiilen kapanırken, yalnızca Çin bağlantılı bazı gemilerin geçiş yapabildiği bildiriliyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlayan İran’a yönelik saldırıların ve takip eden misillemelerin ardından gözler hızla dünyanın en kritik enerji geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’na çevrildi. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar deniz yolu, yalnızca bölge ülkeleri için değil, Asya’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir ekonomik ağ için hayati öneme sahip.
Bu nedenle Hürmüz’de yaşanan her gerilim yalnızca askerî bir kriz olarak değil; enerji güvenliği, ticaret ve küresel fiyatlar üzerinde zincirleme etkiler yaratabilecek bir ekonomik kırılma noktası olarak görülüyor.
Hürmüz Boğazı Dünya Ekonomisi İçin Neden Bu Kadar Önemli?
İran ile Umman arasında uzanan Hürmüz Boğazı haritada yalnızca 33 ila 55 kilometre genişliğinde dar bir deniz geçidi olarak görünse de, bu şerit küresel ekonominin en kritik enerji arterlerinden birini oluşturuyor.
Boğaz, kuzeyde Basra Körfezi’ni güneyde Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne bağlıyor. Körfez’e kıyısı bulunan sekiz ülkede (Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Umman) dünyanın -hâlihazırda varlığı tam olarak bilinen- petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 50’si ve doğal gaz rezervlerinin yüzde 40’ı bulunuyor. Bu kaynakların dünya pazarına açılan en önemli deniz kapısı ise Hürmüz Boğazı.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre boğazdan günde ortalama 20 milyon varil ham petrol ve kondensat geçiyor. Bu miktar dünya petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geliyor. Yıllık ekonomik değeri ise yaklaşık 600 milyar dolar.
Boğaz yalnızca petrol için değil, küresel enerji ve sanayi üretimi açısından da kritik. Dünya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si, küresel gübre üretiminin önemli bölümünü besleyen hammaddeler ve dünya birincil alüminyum üretiminin yüzde 9’u da bu geçitten taşınıyor.
Körfez petrolünün en büyük alıcısı Çin Halk Cumhuriyeti. Çin tek başına bölgeden çıkan ham petrolün yaklaşık yüzde 40’ını ithal ediyor. Hindistan yüzde 15, Güney Kore ve Japonya ise yaklaşık yüzde 10’ar payla en büyük müşteriler arasında.
Bazı ülkeler için boğaz neredeyse tam bir bağımlılık anlamına geliyor. Kuveyt ve Katar’ın hidrokarbon ihracatının tamamı Hürmüz’den geçiyor. Irak ve İran ihracatının yaklaşık yüzde 95’i, Suudi Arabistan’ın ise yaklaşık yüzde 90’ı bu rota üzerinden taşınıyor. Birleşik Arap Emirlikleri alternatif bir boru hattı sayesinde görece daha az bağımlı olsa da ülke ihracatının yaklaşık yüzde 75’i hâlâ Hürmüz üzerinden yapılıyor. Bu nedenle uluslararası enerji literatüründe Hürmüz Boğazı, küresel ticaretteki en kritik “chokepoint” (stratejik dar boğaz) olarak tanımlanıyor.
Önceki Yıllardaki Hürmüz Krizleri
Hürmüz Boğazı bugüne kadar hiç tamamen kapanmadı. Ancak son elli yıl boyunca defalarca kapatma tehditleriyle anıldı ve bu durum her seferinde küresel enerji piyasalarını ciddi biçimde etkiledi. En kritik dönemlerden biri 1980-1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı sırasında yaşandı. İki taraf da birbirinin ekonomik damarını kesmek amacıyla petrol tankerlerini hedef aldı. Bu dönem “Tanker Savaşı” olarak tarihe geçti.
İran boğazı kapatmakla defalarca tehdit etti. Ancak dönemin iktisatçıları bu adımın Tahran için de ağır sonuçlar doğuracağını vurguluyordu. Çünkü İran savaş finansmanı için günde yaklaşık 3 milyon varil petrol ihraç ediyordu. Bu nedenle boğazın kapatılması Tahran için “ekonomik intihara eşdeğer” görülüyordu. Nitekim İran tehdidi uygulamaya koymadı.
ABD ise Kuveyt petrol tankerlerine askerî eskort sağlayarak deniz trafiğini koruma altına aldı. Bu operasyon, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen en büyük deniz yüzey harekâtlarından biri olarak kayda geçti.
1979 İran Devrimi’nden sonra Tahran, özellikle ABD ve İsrail ile gerilimin yükseldiği dönemlerde boğazı kapatma kartını sık sık gündeme getirdi.
2012’de Batı’nın nükleer yaptırımlarına karşılık olarak İran bu tehdidi yeniden dile getirdi. 2019’da BAE kıyılarında dört petrol tankeri saldırıya uğradı. 2023 ve 2024 yıllarında ise İran boğaz yakınında üç gemiye el koydu.
Uluslararası etkilere sahip bu krizlerin ortak sonucu şu oldu: İran, Hürmüz’ü kapatma tehdidini güçlü bir diplomatik ve askerî koz olarak kullandı; ancak yarım yüzyıl boyunca bunu fiilen uygulamadı.
Savaşın Başlamasıyla Hürmüz Boğazı’ndaki Tanker Geçişleri Sekteye Uğradı
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasıyla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki tablo hızla değişti. İran Devrim Muhafızları boğazdan geçmeye çalışan tüm gemileri “yakacaklarını” açıkladı ve kısa süre sonra bu tehdidi uygulamaya başladı.
7 Mart’ta Devrim Muhafızları, “Prima” adlı petrol tankerinin patlayıcı yüklü bir drone ile vurulduğunu duyurdu. Savaşın ilk on gününde boğazdan geçen gemi trafiği yüzde 90’dan fazla düştü. Normalde günde 114-130 gemi geçen boğazda bu sayı 8’e kadar geriledi.
Küresel denizcilik devleri MSC, Maersk, CMA CGM, Cosco ve Hapag-Lloyd gemilerine seferleri durdurma talimatı verdi. 200’den fazla petrol tankeri Hürmüz çevresinde veya Umman Körfezi’nde demirli olarak beklemeye başladı.
ABD medyasına göre İran boğaza deniz mayınları döşemeye de başladı. ABD Savunma Bakanlığı ise bu faaliyet kapsamında 16 mayın döşeme botunun imha edildiğini açıkladı.
Aksayan Petrol Sevkiyatlarının Ekonomik Sonuçları
Krizin ekonomik etkileri hemen hissedildi. Savaşın ilk günlerinde Brent petrolünün varil fiyatı 116 dolara, WTI petrolü ise 115 dolara yükseldi. Bu, Rusya-Ukrayna savaşından bu yana görülen en büyük fiyat sıçramalarından biri ve yaklaşık yüzde 30’luk bir artış anlamına geliyor.
Orta Doğu’dan Çin’e petrol taşıyan bir süper tankerin kiralama maliyeti yalnızca bir haftada 400 bin doların üzerine çıkarak neredeyse iki katına yükseldi.
Sigorta maliyetleri de hızla arttı. Bazı gemilerde primler yüzde 50’ye varan oranlarda yükseldi. Bu da değeri 100 milyon dolar olan bir tanker için tek bir seferde 250 bin ila 375 bin dolar ek maliyet anlamına geliyor.
Boğazdan geçen petrol ve hammaddelere bağımlı olan Asya ekonomileri, özellikle Çin ve Japonya, tedarik kesintisi riskiyle karşı karşıya kaldı. Avrupa’da ise hem yakıt fiyatlarında artış hem de Katar’dan gelen LNG sevkiyatlarında aksama endişesi doğdu. Körfez ülkelerinin ithal ettiği yılda 15-20 milyon ton tahıl da risk altına girdi.
Plastik hammaddelerinden gübreye, alüminyumdan petrokimyaya kadar pek çok sektörde tedarik zinciri baskısı oluşmaya başladı. Küresel polietilen ihracatının yaklaşık yüzde 80’inin boğaza bağımlı olduğu düşünüldüğünde, özellikle Çin ve Asya’daki petrokimya tesislerinde hammadde sıkıntısı yaşanabileceği belirtiliyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki Son Durum: Büyük Oranda Kapalı Olan Boğazdan Çinliler Geçebildi
Bugün itibarıyla Hürmüz Boğazı fiilen işlevsiz durumda. Enerji analistleri boğazı “kapalı” olarak nitelendiriyor; ancak İran bu kararı resmen ilan etmiş değil. Bu belirsizlik ortamında dikkat çekici bir ayrıntı da ortaya çıktı: Çin bağlantılı bazı gemiler boğazdan geçmeyi başardı. Denizcilik analiz şirketi Kpler’e göre bazı gemiler kimlik bilgilerini değiştirerek sistemlere “Çinli sahip ve Çinli mürettebat” ibaresi ekledi. Çin bağlantısını açıktan belirtenlere sağlanan geçiş, Çin ile İran arasındaki derin ekonomik ilişkilerle açıklanıyor. Çin İran’a askerî altyapı, radar ve istihbarat sistemleri sağlarken İran da Çin’e petrol ihracatını sürdürüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, boğazı kapatma girişimlerine “en ağır şekilde karşılık verileceğini” açıkladı ve mayın döşeme botlarının imha edildiğini doğruladı. ABD donanmasının gerekirse tankerleri askerî eskortla geçirme seçeneğini değerlendirdiği bildiriliyor.
Ancak uzmanlara göre bu operasyon son derece zor. Hürmüz’ün dar yapısı ve İran kıyılarına olan yakınlığı, Kızıldeniz’deki Husi tehdidinden çok daha karmaşık bir güvenlik denklemi yaratıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da deniz trafiğini korumak amacıyla uluslararası bir deniz güvenliği koalisyonu kurulması çağrısında bulundu.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin nasıl evrileceği yalnızca Orta Doğu’daki savaşın değil, aynı zamanda küresel enerji piyasalarının ve dünya ekonomisinin geleceğini de doğrudan belirleyecek. Uzmanlar, bölgeden gelen enerji ve ham madde akışındaki her gün süren kesintinin ekonomik etkileri daha kalıcı hâle getirme riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. (P)