Hürmüz Boğazı

İran’la Savaşın Engellediği İnsani Yardım Sevkiyatları ve Tetikleyeceği Krizler

İran’daki savaş küresel ekonomide ciddi bir sarsıntıya yol açtı; Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar insani yardım tedarik zincirlerini sekteye uğratırken petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, gıda, ilaç ve barınma programlarının maliyetini artırarak mevcut insani krizleri daha da derinleştiriyor.

İran’la Savaşın Engellediği İnsani Yardım Sevkiyatları ve Tetikleyeceği Krizler
2 Mart'ta Hürmüz Boğazı'ndan alınan bir görüntü. Fotoğraf: somkanae sawatdinak - Shutterstock.

İran’daki savaş, küresel ekonomide ciddi bir sarsıntıya yol açarak afet yardımına yönelik tedarik zincirlerini tıkadı ve petrol fiyatlarını hızla yükseltti. Bu durum, hâlihazırda devam eden insani krizleri daha da ağırlaştırıyor. ABD ve İsrail’in saldırıları, çatışmanın başlangıcından bu yana İran içinde geçici olarak 3 milyon 200 bine kadar insanın yerinden edilmesine neden oldu. Lübnan’da ise 300 binden fazla kişi evsiz kalmış durumda ve yerinden edilmiş kişiler için kurulan barınaklar, güvenli bölgelere kaçan ailelerin akını nedeniyle kapasitesini aşmış durumda.

Sudan ve Myanmar gibi çatışma bölgelerinde ise İran’a yönelik devam eden askerî operasyonların tetiklediği petrol piyasası şokları, gıda, su, ilaç ve barınma sağlayan insani yardım programlarının maliyetini yükseltiyor. Bu sırada hayat kurtarıcı yardımlarla dolu konteynerler Dubai’de dokunulmadan bekliyor.

Orta Doğu’da savaş tırmanmaya devam ederken, doğrudan ve dolaylı insani sonuçların gerçek boyutu ancak şimdi ortaya çıkmaya başlıyor. Zaten finansman yetersizliği yaşayan ve güvenlik riskleri altında çalışan yardım görevlilerinin zihninde tek bir soru var: Bu durum daha ne kadar kötüleşecek?

İnsani Yardım Sevkiyatlarının Merkezi Hâline Gelen Dubai’deki IHC Üssü Sıkıntıda

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılar ve darboğazlar, dünyanın en önemli afet yardım lojistik merkezlerinden biri olan Dubai’deki Uluslararası İnsani Şehir’de (International Humanitarian City – IHC) operasyonları neredeyse durma noktasına getirdi. 1 Mart’ta, IHC’ye yalnızca on dakika mesafedeki ve Orta Doğu’nun en büyük konteyner terminali olan Jebel Ali Limanı, engellenen bir İran füzesinden düşen parçaların limana isabet etmesi sonucu yangın çıkmasıyla zarar gördü.

BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü (IOM), konteyner taşımacılığında artık 3.000 dolarlık acil durum ek ücretleri uygulandığını bildirdi. Dünya Gıda Programı (WFP) ise tedarik zinciri baskılarının hayat kurtarıcı operasyonların maliyetini artırdığı uyarısında bulundu.

Son yirmi yılda IHC, küresel insani yardım lojistiğinin merkezi hâline gelmişti. Krizlere hızlı müdahaleyi koordine ederken maliyetleri de düşük tutan bu sistem, bugün savaşın yayılması ve milyonlarca insanın gıda ile barınma beklediği bir ortamda küresel insani yardım sisteminin zayıf halkasına dönüşme riskiyle karşı karşıya. Ancak savaşın etkileri yalnızca doğrudan şiddetle sınırlı değil. İran’daki savaş, dünya genelindeki insani krizleri derinleştirme potansiyeline sahip üç büyük piyasa şokunu tetikliyor:

  • Para birimlerinin değer kaybı
  • Gübre tedarik zincirlerinde aksama
  • Hızla yükselen petrol fiyatları

Savaşın Döviz Kurlarına Etkisi, Gübre Darboğazı ve Petrol Fiyatları

1 Mart’tan bu yana küresel yatırımcıların güvenli liman arayışı ABD dolarını güçlendirdi. Bu kur değişimi dünya ekonomilerini yeniden şekillendirebilir; ancak en büyük darbeyi en az gelişmiş ülkeler alacak. Çünkü bu ülkelerde gıda güvensizliği ile para birimi değer kaybı aynı anda yaşanabilir.

Dolar üzerinden fiyatlanan buğday ve tahıl gibi ithal temel gıdalar, bu ülkelerde daha da erişilemez hâle gelebilir. Gıda üretimi açısından ise Orta Doğu’dan kaynaklanan başka bir şok yayılıyor: Gübre tedarik zincirindeki kesintiler. Azot bazlı gübreler doğal gazdan üretilir ve küresel arzın önemli bir bölümü Körfez’deki ihracat rotaları üzerinden taşınır. Dünyanın en büyük üreticilerinden biri olan Abu Dabi merkezli Fertiglobe, 4 Mart itibarıyla üretimin normal şekilde devam ettiğini bildirdi. Ancak bu gübreler Hürmüz Boğazı üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) çıkamıyor.

Bu durum çiftçileri ya daha pahalı gübre kullanmaya ya da gübre kullanımını tamamen bırakmaya zorlayabilir. Her iki senaryo da küresel gıda fiyatlarını artıracaktır. Arka arkaya yaşanan kıtlık yıllarının ardından dünyanın en ağır insani krizlerinden birine dönüşen Sudan, gübresinin yüzde 50’den fazlasını Basra Körfezi bölgesinden ithal ediyor.

Bir de petrol şoku meselesi var. ABD ve İsrail’in İran ile savaşının ilk haftasında ham petrol fiyatları dramatik biçimde yükseldi. Brent petrolünün spot fiyatı 6 Mart’a kadar yüzde 21 arttı ve 9 Mart günü gün içi işlemlerde varil başına yaklaşık 110 dolara kadar yükseldi, ardından sert bir düşüş yaşadı. Fiyatlar hâlâ büyük dalgalanmalar gösterirken Katar, petrolün varil fiyatının 150 doları aşabileceği uyarısında bulundu.

İnsani yardım kuruluşları için bu artışlar, operasyonların her aşamasında maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor. Buna ilaçların karayoluyla taşınması veya sağlık kliniklerinde dizel jeneratörlerin çalıştırılması gibi faaliyetler de dahil. Bu şokların her biri tek başına bile dünyanın en kırılgan nüfuslarını ciddi biçimde etkileyebilirdi. Ancak hepsi birlikte gerçekleştiğinde ortaya çıkan tablo çoklu kriz (polycrisis) niteliği taşıyor: Lojistik tıkanıklığı, doların değer kazanması, gübre kıtlığı ve petrol şokları, açlık sınırındaki toplumları acil insani krizlere; zaten kriz yaşayanları ise kıtlığa doğru itiyor.

İsrail ordusu, Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki Dahiye bölgesine yeni hava saldırıları düzenledi. Saldırılar sonucu bölgeden dumanlar yükseldi. 4 Mart 2026. | Fotoğraf: Houssam Shbaro – AA.

İran, Lübnan ve Gazze’de Yaşanması Muhtemel Mülteci Krizleri

Piyasa ve tedarik zinciri şokları küresel insani görünümü yeniden şekillendirirken, Orta Doğu’daki toplumlar savaşın doğrudan etkilerini yaşamaya başladı. 28 Şubat’ta başlatılan Epic Fury Operasyonundan önce bile bölgede 25 milyon yerinden edilmiş insan bulunuyordu. Mevcut tırmanışın bu sayıyı çok daha yukarı taşıması bekleniyor.

Tarihî bir ekonomik çöküş yaşayan Lübnan’da, son gerilim hızla yeni bir yerinden edilme dalgası yaratıyor. Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim tırmanırken, insani yardım kuruluşları olası sonuçlara dair ilk uyarıları yapan aktörler oldu. 4 Mart’ta Mercy Corps’un Lübnan Kriz Analizi Ekibi, kriz bir aydan kısa sürse bile 500 bine kadar Lübnanlının yerinden edilebileceğini öngördü. Gerçekten de İsrail ordusunun geçen hafta Güney Lübnan’ın bazı bölgeleri için tahliye çağrısı yapması ve ardından Beyrut’un güney banliyölerine düzenlenen hava saldırıları, IOM’ye göre ülke genelinde hızlı ve dramatik bir yerinden edilme dalgasını tetikledi.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) şu anda yaklaşık 700 bin kişinin Lübnan’da yerinden edildiğini tahmin ediyor. Yüzlerce okul ve kamu binası 440 barınaklık bir ağın parçası hâline geldi, ancak çoğu barınak kapasitesini aşmış durumda ve insanlar sokaklarda uyuyor.
Durum o kadar kötü ki, bir zamanlar güvenlik aramak için Lübnan’a gelen Suriyeli mülteciler bile yeniden Suriye’ye dönmeye başladı. UNHCR’ye göre yalnızca son bir hafta içinde 30 binden fazla kişi Lübnan’dan ayrıldı.

İran’dan da olası bir kitlesel göç ihtimali konusunda endişeler artıyor. Avrupa liderleri büyük bir mülteci akını ihtimaline karşı alarm veriyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İran’ın “bir başka Suriye’ye dönüşemeyeceği” uyarısında bulunarak Avrupa’ya yeni bir mülteci dalgasının ulaşmasını önleme çabalarını vurguladı.

90 milyon nüfusa sahip İran’dan nüfusun yalnızca yüzde 10’unun ülkeyi terk etmesi bile, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük mülteci krizlerinden birine yol açabilir. Şu ana kadar 100 bin kişi Tahran’dan kaçtı, ancak henüz önemli bir sınır ötesi göç rapor edilmedi. 1984’ten bu yana İran içinde faaliyet gösteren en büyük BM kurumu olan UNHCR, bu krize müdahale edebilecek güçlü bir altyapıya sahip. Kurumun ülkede altı saha ofisi bulunuyor ve uzun süredir İran’da yaşayan milyonlarca Afgan mülteciye destek sağlıyor. Ancak UNHCR bu krize zayıflamış bir halde giriyor.

Geçtiğimiz 2025 yılında Trump yönetimi UNHCR’ye sağlanan ABD finansmanının yüzde 60’ını kesti ve ABD Dışişleri Bakanlığının Nüfus, Göç ve Mülteciler Bürosundaki uzmanların neredeyse tamamını görevden aldı. Bu durum, ABD’nin kitlesel yerinden edilmelerin güvenlik sonuçlarını yönetme kapasitesini de test ediyor.

Son olarak nüfusun üçte ikisinin yerinden edildiği Gazze’de, insanların kamplarda yaşadığı bir ortamda, son tırmanış zaten ağır olan insani krizi daha da derinleştiriyor. İsrail’in Gazze’ye açılan tüm sınır kapılarını kapatmasının ardından yardım stokları tükendi ve fiyatlar yükseldi. Kerem Abu Salem (Kerem Şalom) Kapısı yeniden açılmış olsa da diğerleri hâlâ kapalı; bunlar arasında Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da bulunuyor. Tıbbi tahliyeler durduruldu ve Birleşmiş Milletler artık Gazze’de temel operasyonları sürdürebilmek için gereken yakıtın yalnızca yarısını bölgeye ulaştırabiliyor.

ABD 5,5 Milyar Dolarlık Yardım Fonunu Uluslararası Kurumlara Vermeli

İnsani yardım çalışanlarının zihnindeki “Bu durum daha ne kadar kötüleşecek?” sorusunun yanıtı, kısmen başka bir soruya bağlı:
Trump yönetimi, Amerikan Kongresi tarafından kısa bir süre önce tesis edilen 5,5 milyar dolarlık fonu serbest bırakacak mı? Bu kaynak, Dünya Gıda Programı (WFP), UNHCR ve küresel felaketi hafifletmeye çalışan sivil toplum kuruluşlarına aktarılmak üzere ayrılmış durumda.

Elbette bu fon bile dünyada gelişmekte olan insani felaketleri tamamen kontrol altına almaya yetmeyecek. Bu miktar, ABD’nin geçmişte uluslararası insani yardıma ayırdığı kaynakların yarısından bile daha az (2024’te 14,1 milyar dolardı) ve ihtiyaçların hızla büyüdüğü bir dönemde geliyor. Yine de bu paranın serbest bırakılması acil ve hayati bir ilk adım olacaktır.

Kongre İran savaşı için ek bütçe tartışmalarını sürdürürken, ABD’nin insani yardım için zaten ayırdığı kaynaklar Dışişleri Bakanlığı içinde bekliyor. Bu fonların hızla devreye sokulması ve ardından daha büyük bir finansman artışı sağlanması, hayatta kalma sınırında yaşayan milyonlarca insanın felakete sürüklenip sürüklenmeyeceğini belirleyebilir.

Bu yazı, Council on Foreign Relations (CFR) tarafından yayımlanan “The Iran War Is Breaking Global Humanitarian Aid Efforts” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik CFR tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Sam Vigersky

Uluslararası ilişkiler uzmanı Sam Vigersky, araştırmaları ve akademik çalışmaları, insani müdahaleler, BM reformu ve kriz müdahalesinde kamu-özel sektör iş birliğine odaklanmaktadır. Vigersky, Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Batı Yarımküre’de insani yardım uzmanı ve politika yapıcı olarak yirmi yılı aşkın deneyime sahiptir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler