İran ile İsrail-ABD Arasındaki Savaş, Lübnan’ı Yeni Bir Felaketin Eşiğine Sürüklüyor
ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş bölgeye yayılırken, yüzlerce kişinin öldürüldüğü ve 830 binden fazla insanın yerinden edildiği Lübnan ağır bir insani krizle karşı karşıya. İşgal tehdidi büyürken Beyrut yönetimi ABD ve Avrupa’dan müdahale istedi.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş bölgedeki ülkeleri kapsayan geniş bir cepheye dönüşürken, Lübnan da çatışmaların doğrudan etkisi altına girdi. İsrail’in yoğun bombardımanını genişletmesi ve Tahran’ın en güçlü vekil gücü olarak görülen Hizbullah’ın saldırılarına karşılık olarak güney Lübnan’ı işgal etmekle tehdit etmesi, zaten ekonomik çöküş yaşayan ülkeyi yeni bir felaketin eşiğine sürüklüyor.
Yüzlerce İnsan Öldürüldü, 830 Binden Fazla Lübnanlı Yerinden Edildi
Lübnan Sağlık Bakanlığı, 15 Mart’ta yaptığı açıklamada İsrail’in 2 Mart’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 850 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 105 kişinin yaralandığını bildirdi. Yetkililere göre son bir haftada en az 98’i çocuk olmak üzere 680’den fazla kişi öldü.
Lübnan hükûmetine bağlı Afet Yönetimi verilerine göre İsrail’in saldırıları ve işgal tehdidi nedeniyle 830 binden fazla kişi zorla yerinden edildi. Sosyal İşler Bakanı Haneen Sayed, yerinden edilmenin 2024 savaşından çok daha büyük olduğunu belirterek ülkede “ulusal acil durum” bulunduğunu söyledi. Başkent Beyrut’ta bazı aileler okullara sığınırken, bazıları sokaklarda barınmaya çalışıyor. Ambulansların yaralılara ulaşmaya çalıştığı yoğun trafik ve altyapı baskısı da krizin büyüklüğünü gösteriyor.
İsrail Lübnan’ı İşgal Edebileceğini Açıkça Dile Getirdi
12 Mart’ta İsrail hava saldırıları Beyrut’u ve güney Lübnan’daki sınır bölgelerini yoğun şekilde hedef aldı. Aynı gün İsrail ordusu, Lübnanlı sivillere kasaba ve şehirleri terk etmeleri yönünde geniş kapsamlı uyarılar yaptı. Bu çağrılar, uzun ve yıkıcı bir saldırı ihtimaline dair korkuları artırdı.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Lübnanlı liderleri uyararak şöyle konuştu: “Hizbullah’ın ateşini durdurmazsanız, biz toprakları ele geçirir ve bunu kendimiz yaparız.”
İsrail saldırıların gerekçesi olarak Hizbullah’ın son 24 saat içinde sınırın ötesine onlarca roket ve insansız hava aracı fırlatmasını gösteriyor. Ancak bölge uzmanı birçok analist ve diplomatik kaynaklara göre İsrailli liderler, ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşın yarattığı ortamı Hizbullah’ı tamamen ortadan kaldırmak için bir elverişli dönem olarak görüyor. Washington Post’a konuşan ve arabuluculuk sürecini takip eden bir diplomat, ABD’nin dikkatinin İran’a yöneldiği bir dönemde İsrail’in “Hizbullah’tan bir kez ve tamamen kurtulmak için bir fırsat penceresi gördüğünü” söyledi.
İsrail’in Lübnan’a Yönelik Operasyonları Aylarca Sürebilir
Diplomatlara göre İsrail, Eylül 2024’te başlattığı operasyonu tamamlamakta kararlı görünüyor. O dönemde İsrail güçleri, patlayan çağrı cihazlarıyla düzenlenen operasyon ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesiyle örgüte ağır darbe indirmişti. ABD ve Fransa arabuluculuğunda bir ateşkes sağlanmış olsa da Lübnan ekonomisi hâlâ toparlanamadı.
İsrail bombardımanı güney Lübnan’daki askerî mevzilerden çekilmedi ve saldırılar devam etti. Hizbullah silahlarını teslim etmeyi reddederken İsrailli yetkililer Lübnan hükûmetinin örgütü silahsızlandırmak için yeterince çaba göstermediğini savunuyor.
İsrail basınına göre ordu, Lübnan’da daha geniş bir kara harekâtı ihtimaline karşı 450 bin yedek askeri göreve çağırmaya hazırlanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesinin aktardığına göre İsrail Kuzey Komutanlığı’ndan üst düzey bir askerî yetkili, yedek askerlere yaptığı brifingde saldırıların 21 Mayıs’ta başlayan Yahudi Şavuot Bayramı’na kadar sürebileceğini söyledi. Yetkililer ayrıca İsrail ordusunun şu anda Lübnan topraklarında 7 ila 9 kilometre derinlikte faaliyet yürüttüğünü ve işgalin genişletilebileceğini belirtiyor.
Haberlere göre Golani Tugayı’nın kuzeye çekilmesinin ardından Nahal ve paraşütçü birliklerinin de bölgeye gönderilmesi bekleniyor. İsrail’in bombardıman tehdidiyle Lübnan’ın yüzde 10’undan fazlasını boşaltmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu bölgenin İsrail’in 2000 yılına kadar yaklaşık 20 yıl boyunca işgal ettiği alan olması dikkat çekiyor.

İsrail ordusu, Lübnan başkenti Beyrut’taki Dahiye bölgesine yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. Saldırılar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan halk, yanlarına alabildikleri eşyalarıyla birlikte boş depoların içine çadır kurarak sığındı. 12 Mart 2026. | Fotoğraf: Alfredo Zuniga – AA.
Siviller ve Yerleşim Yerleri Hedef Alındı
İsrailli yetkililer saldırıların Hizbullah’ın askerî kapasitesini hedef aldığını savunsa da bombardımanların etkisi büyük ölçüde sivil yerleşim alanlarında hissedildi. Beyrut’un özellikle Hizbullah’ın güçlü olduğu güney banliyöleri yoğun şekilde vurulurken, başkentin çevresindeki yoğun nüfuslu mahalleler ve güney Lübnan’daki tarım bölgeleri de saldırılardan etkilendi.
12 Mart gecesi düzenlenen bir hava saldırısında Beyrut’taki halk plajı hedef alındı. Yerinden edilen sivillerin geçici olarak barındığı bu bölgede saldırı sonrası çok sayıda kişinin yaralandığı ve çevrede büyük hasar oluştuğu bildirildi.
Saldırılar yalnızca Hizbullah’ın etkili olduğu bölgeleri değil, çatışmanın dışında kalmaya çalışan yerleşimleri de etkiledi. Güney Lübnan’daki bazı Hristiyan köylerinin sakinleri, savaşın kendi bölgelerine sıçramasından endişe ederek evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yerel yetkililer, farklı mezheplerden sivillerin hızla kuzeye doğru göç ettiğini ve birçok kasabada nüfusun kısa sürede büyük ölçüde boşaldığını belirtiyor.
Müzakereye Açık Olan Lübnan, ABD ve Avrupa’dan Yardım İstedi
Saldırıların yoğunlaşması ve insani krizin büyümesi üzerine Lübnan hükûmeti, çatışmaların daha geniş bir savaşa dönüşmesini önlemek için ABD ve Avrupa ülkelerine müdahale çağrısında bulundu. Beyrut yönetimi, özellikle ABD ve Avrupa başkentlerinin İsrail üzerindeki etkisini kullanarak gerilimin düşürülmesine yardımcı olmasını talep ediyor.
Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un bir danışmanına göre Lübnan hükûmeti, daha önce siyasi açıdan tabu sayılan bir adım atarak ABD himayesinde İsrail ile dolaylı görüşmelere açık olduğunu da iletti. Lübnan’da İsrail ile doğrudan temas uzun süredir hassas bir konu olarak görülüyordu. Ancak yetkililer, mevcut savaş ortamında daha büyük bir yıkımı önlemek için diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini savunuyor.
Buna karşın İsrail yönetiminin bu öneriyi reddettiği belirtiliyor. Konuya yakın kaynaklara göre Tel Aviv yönetimi, mevcut koşullarda Hizbullah’ı zayıflatmayı hedefleyen askerî operasyonları sürdürmekten yana. Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs da artan gerilimi azaltmak amacıyla Lübnan ile İsrail arasında olası görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif etti. Ancak diplomatik girişimlerin henüz somut bir müzakere sürecine dönüşmediği ifade ediliyor.
Avrupa Yeni Bir Mülteci Krizinden Endişeli
Savaşın genişlemesi yalnızca bölge ülkelerini değil Avrupa’yı da yakından ilgilendiriyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi ve Lübnan’da büyüyen insani krizin yeni bir mülteci dalgasına yol açma ihtimali Avrupa başkentlerinde endişe yaratıyor. Bu nedenle bazı Avrupa ülkeleri, İran’la süren savaşın dışında ayrı bir diplomatik hat açarak Lübnan’daki çatışmaları sınırlamaya çalışıyor.
Bu çabaların merkezinde Fransa bulunuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran savaşından bağımsız olarak Lübnan’da bir ateşkes sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunuyor ve İsrail ile Lübnan arasındaki gerilimin kontrol altına alınması gerektiğini savunuyor.
Fransa’nın bu süreçte aktif rol üstlenmesinde tarihsel bağlar da etkili. Lübnan, bağımsızlığından önce uzun yıllar Fransa’nın mandası altında yönetilmişti ve Paris ile Beyrut arasında güçlü siyasi, askerî ve kültürel ilişkiler bulunuyor.
Macron yönetimi geçtiğimiz hafta Fransa Genelkurmay Başkanı’nı Beyrut’a göndererek Lübnanlı yetkililerle görüşmeler yürüttü. Paris ayrıca Doğu Akdeniz’e savaş gemileri sevk etti ve Fransız donanmasının bölgedeki deniz ticaret yollarının güvenliğini sağlamaya yardımcı olabileceğini açıkladı. Macron, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile yaptığı görüşmelerde de Lübnan’da yeni bir kara harekâtı başlatılmaması gerektiği yönünde uyarıda bulundu. Diplomatik çevrelere göre Fransa, hem Lübnan’daki çatışmanın büyümesini önlemeyi hem de Avrupa’nın bölgedeki diplomatik etkisini yeniden güçlendirmeyi hedefliyor.

İsrail ordusunun 2 Mart sabahında Lübnan’ın güneyi ve Bekaa Vadisi’ndeki çok sayıda yerleşim yerine yönelik saldırı tehdidinde bulunmasının ardından başlayan hareketlilik, gün içinde düzenlenen hava saldırılarıyla birlikte daha da arttı. Güneydeki birçok noktayı hedef alan bombardıman nedeniyle binlerce kişi evlerini terk ederek başkent Beyrut ve daha güvenli bölgelere yöneldi. | Fotoğraf: Mohammad Abushama – AA.
Analistler: İsrail “Fırsat Penceresi” Görüyor
Carnegie Orta Doğu Merkezi kıdemli araştırmacısı Mohanad Hage Ali’ye göre Lübnan hükûmeti son aylarda İran’ın ülkedeki etkisini sınırlamak için bazı adımlar atmaya başladı. Buna Hizbullah’a ait bazı silahlara el konulması ve İran’dan Lübnan’a yapılan bazı uçuşların kısıtlanması gibi girişimler de dahil. Ancak Ali’ye göre İsrail’in askeri operasyonunun hedefi yalnızca Hizbullah’ı zayıflatmak değil. İsrail’in aynı zamanda Lübnan devletine bölgedeki güç dengesinin tek taraflı biçimde değiştiğini göstermek istediğini savunuyor.
Ali, İsrail’in stratejisinin Lübnan’a açık bir mesaj vermek olduğunu belirtiyor: Lübnan ordusunun ve devlet kurumlarının Hizbullah’ı silahsızlandıracak kapasiteye sahip olmadığı gösterilmek isteniyor. Bu sayede İsrail’in, Lübnan üzerinde askeri baskı yoluyla istediği şartları dayatabileceği bir denklem oluşturmayı hedeflediği ifade ediliyor.
Analiste göre Tel Aviv yönetimi, ABD’nin dikkatinin İran’a yöneldiği mevcut savaş ortamında Hizbullah’tan “bir kez ve tamamen kurtulmak” için bir fırsat penceresi gördüğüne inanıyor. Bu nedenle Lübnan’daki operasyonun, İran’la süren çatışmalardan bile daha uzun sürebileceği değerlendirmeleri yapılıyor.
Uluslararası Tepkiler Artıyor
İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, Lübnan’daki durumun “kabul edilemez” olduğunu belirterek İsrail bombardımanının durdurulması çağrısında bulundu. İspanya ayrıca İsrail’in Gazze’de olduğu gibi Lübnan’da da hastaneleri hedef alan saldırılarının uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu ve soruşturulması gerektiğini açıkladı.
Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus da son saldırılarda 24 saat içinde 14 sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini belirterek hastane veya okul bombalamanın savaş suçu olduğunu vurguladı. Papa 14. Leo ise Lübnan’daki gelişmelerin “büyük endişe kaynağı” olduğunu belirterek sivillerin hedef alındığı saldırıların durdurulması çağrısında bulundu.
Lübnanlı Hristiyanlardan Uluslararası Topluma Çağrı
İsrail saldırılarında yakınlarını kaybeden bazı Lübnanlı Hristiyanlar da uluslararası topluma çağrıda bulundu. Beyrut’un kuzeyindeki Rumiye beldesindeki Seyyide Necat Kilisesi’nde, Nebatiye iline bağlı Kalia ve Ayn İbil beldeleri ile Sur kentinde hayatını kaybedenler için taziye ayini düzenlendi.
Ayin sonrası konuşan Ayn İbil Belediyesi Meclis Üyesi Ranya Huri, insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirterek “1975’ten bu yana kendimizi terk edilmiş hissediyoruz. Ama biz topraklarımızda kalacağız. Dünya Lübnan’da yaşananları görmeli.” dedi. Din adamı Ebu Antoni Hac Musa ise saldırılarda sivillerin yanı sıra sağlık çalışanları ve din adamlarının da öldüğünü söyledi.
DSÖ: “Hastane ve Okulları Bombalamak Savaş Suçu”
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 14 Mart’ta yaptığı açıklamada İsrail saldırıları altında bulunan Lübnan’da son 24 saat içinde 14 sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini duyurdu. Ghebreyesus, hastane veya okul gibi sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuka göre savaş suçuolduğunu vurguladı.
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) de güney Lübnan’da devriye gezen barış gücü askerlerine üç ayrı olayda ateş açıldığını açıkladı. Açıklamada, saldırganların Yatır beldesinde UNIFIL güçlerinin 5 metre yakınına kadar geldiği, Deyr Kifa ve Kallaviye’de ise 100–200 metre mesafeden ateş açıldığı belirtildi.
UNIFIL, saldırıların muhtemelen devlet dışı silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiğini ve bu durumun BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının ihlali olduğunu vurguladı.
İran’ın yeni dinî lideri Ayetullah Mücteba Hamaney ise yaptığı açıklamada Tahran’ın misillemelere devam edeceğini ve küresel petrol ticareti için kritik olan Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını söyledi. Bu gelişmeler, İran savaşı sürerken Lübnan’ın giderek bölgesel çatışmanın yeni ana cephelerinden biri hâline geldiği yorumlarına yol açıyor. (P/AA)