UAD

İsrail’e Açılan Davada Yeni Aşama: “Soykırım Kastının Nasıl Yorumlanacağı Belirleyici Olacak”

Altı ülkenin daha müdahil olduğu Uluslararası Adalet Divanındaki soykırım davasında İsrail yazılı savunmasını sundu. Uzmanlara göre mahkemenin önündeki temel mesele, Gazze’deki eylemlerin yalnızca askerî operasyonlar bağlamında mı değerlendirileceği yoksa dolaylı ölümlere yol açan sonuçların soykırım kastına işaret edip etmediğinin nasıl yorumlanacağı.

İsrail’e Açılan Davada Yeni Aşama: “Soykırım Kastının Nasıl Yorumlanacağı Belirleyici Olacak”
Güney Afrika'nın İsrail'e açtığı soykırım davasının 24 Mayıs 2024'teki oturumu. | Fotoğraf: Uluslararası Adalet Divanı.

Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında süreç yeni bir evreye girdi. İsrail, mahkemenin belirlediği son tarihte esasa ilişkin yazılı cevabını 12 Mart 2026’da UAD’ye sundu. Aynı günlerde çok sayıda ülke de davaya müdahil olmak üzere bildirimde bulunarak yargılamaya katılma talebinde bulundu. Bu gelişmelerle birlikte davanın usul sürecinde yeni bir aşamaya girildi. Dosyanın merkezinde yer alan “soykırım kastı” tartışması da uluslararası hukuk çevrelerinde daha görünür hâle geldi.

Soykırım Davasına Katılan Son Ülkeler: Hollanda, İzlanda, Namibya, ABD, Macaristan ve Fiji

Uluslararası Adalet Divanından yapılan açıklamalara göre Hollanda ve İzlanda 11 Mart’ta, Namibya, ABD, Macaristan ve Fiji ise 12 Mart’ta davaya müdahil olmak üzere bildirim sundu. Bildirimlerin tamamı Divan Statüsü’nün 63. maddesi kapsamında yapıldı. Bu madde, bir davada uygulanacak uluslararası sözleşmenin tarafı olan devletlere, sözleşmenin yorumuna ilişkin görüş sunma ve davaya müdahil olma hakkı tanıyor. Divan, söz konusu başvuruların ardından Güney Afrika ve İsrail’i bu müdahillik taleplerine ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya davet etti.

UAD’nin resmî kayıtlarına göre son başvurularla birlikte davaya müdahillik bildiriminde bulunan ülkelerin sayısı 20’ye ulaştı. Daha önce Kolombiya, Libya, Meksika, Filistin, İspanya, Türkiye, Şili, Maldivler, Bolivya, İrlanda, Küba, Belize, Brezilya, Komorlar, Belçika, Paraguay ve Norveç de davaya müdahillik bildiriminde bulunmuştu. Müdahillik başvuruları davanın sonucunu doğrudan belirlemese de, Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin yorumlanmasına ilişkin uluslararası içtihadın oluşmasında etkili olabilecek hukuki görüşlerin mahkeme kayıtlarına girmesini sağlıyor.

Son Başvurularda Soykırım Kastının “İspat Standardı” Tartışıldı

Son müdahillik başvurularında özellikle soykırım suçunun “kast” unsurunun nasıl yorumlanması gerektiği öne çıktı. ABD, Macaristan ve Fiji tarafından yapılan bildirimlerde soykırım suçunun yorumunda yüksek bir ispat standardının korunması gerektiği vurgulandı. ABD’nin bildiriminde, soykırım kastının tespitinde kullanılan standardın düşürülmesinin “soykırım” kavramının kapsamını genişletebileceği ve bu suçun uluslararası hukukta sahip olduğu özgül ağırlığın zayıflamasına yol açabileceği savunuldu.

Macaristan’ın müdahillik bildiriminde de soykırım suçunun uluslararası hukukta “istisnai ağırlığa sahip” bir suç olduğu ve Soykırım Sözleşmesi’nin yorumlanırken bu özelliğin dikkate alınması gerektiği ifade edildi. Fiji ise bildiriminde özellikle kentsel savaş bağlamına dikkat çekerek, silahlı çatışmalar sırasında sivil altyapının kullanılması ve çatışmaların yoğun yerleşim alanlarında gerçekleşmesi gibi durumların soykırım kastının değerlendirilmesinde dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık Namibya, Hollanda ve İzlanda tarafından sunulan müdahillik bildirimlerinde farklı unsurların soykırım kastının değerlendirilmesinde daha güçlü biçimde dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Namibya’nın bildiriminde, sivillerin öldürülme biçimi, mağdurların yaşı ve cinsiyeti, saldırıların ölçeği ve sürekliliği gibi faktörlerin kast analizinde önemli rol oynayabileceği ifade edildi. Hollanda’nın bildiriminde zorla yerinden etme, açlığa maruz bırakma ve insani yardımın engellenmesi gibi uygulamaların belirli koşullar altında soykırım fiilleriyle ilişkilendirilebileceği vurgulandı. İzlanda ise soykırım kastının tespitinde “tek makul çıkarım” ölçütünün çok dar yorumlanmasının soykırım suçunun tespitini zorlaştırabileceğini belirtti.

İsrail Yazılı Savunmasını Son Gün Sundu

Davada yeni aşamanın bir diğer önemli gelişmesi ise İsrail’in esasa ilişkin yazılı cevabını mahkemeye sunması oldu. İsrail’in, Güney Afrika’nın 28 Ekim 2024’te mahkemeye sunduğu kapsamlı yazılı başvuruya cevaben hazırladığı dilekçeyi, verilen sürenin son günü olan 12 Mart’ta Divan’a ilettiği açıklandı.

Güney Afrika hükûmeti ise yaptığı açıklamada İsrail’in sunduğu cevap dilekçesini incelemeye başladıklarını ve bundan sonraki süreçte ek yazılı beyanda bulunmak için mahkemeden izin isteyip istemeyeceklerini ya da doğrudan sözlü aşamaya geçilip geçilmeyeceğini değerlendireceklerini bildirdi.

“Davanın Seyrini Soykırım Kastının Nasıl Yorumlanacağı Belirleyecek”

Uluslararası hukuk uzmanları ise davanın bundan sonraki seyrinin büyük ölçüde mahkemenin soykırım kastını nasıl yorumlayacağına ve tarafların sunduğu delillerin bu eşiği karşılayıp karşılamadığına bağlı olacağını belirtiyor. Boston Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası İnsan Hakları Kliniği Direktörü Prof. Dr. Susan Akram’a göre, mahkemenin değerlendirmesinde siyasi gelişmelerden ziyade dosyaya sunulan deliller belirleyici olacak. Akram, devam eden diplomatik süreçlerin veya ateşkes girişimlerinin davanın hukuki çerçevesini otomatik olarak değiştirmeyeceğini vurgulayarak, “Devam eden siyasi süreçler, mahkemenin sonuçlarını yalnızca sunulan delillerin soykırımın hukuki unsurlarıyla doğrudan bağlantı kurduğu ölçüde etkileyebilir. Örneğin bir ateşkes, geçmişte soykırım suçu işlenip işlenmediğine dair değerlendirmeyi kendi başına değiştirmez.” değerlendirmesinde bulundu.

Akram’a göre İsrail’in sunduğu yazılı cevapta yer alacak olguların mahkeme tarafından iki açıdan incelenmesi bekleniyor. Bunlardan ilki, savunmada kullanılan delillerin güvenilirliği; ikincisi ise bu delillerin Güney Afrika ve diğer müdahil devletler tarafından sunulan kanıtlarla ne ölçüde örtüştüğü ya da çeliştiği olacak.

ABD Ohio State Üniversitesi’nden emekli uluslararası hukuk profesörü John Quigley ise davanın en kritik tartışma başlığının “soykırım kastı” meselesi olmaya devam edeceğini belirtiyor. Quigley, İsrail’in savunmasının büyük ölçüde bu unsur üzerine kurulmasının beklendiğini ifade ederek, “İsrail muhtemelen mahkemeyi soykırım kastı için çok yüksek bir standart aranması gerektiğine ikna etmeye çalışacaktır.” dedi. Ancak Quigley’e göre mahkemenin geçmiş içtihadı, soykırım kastının yalnızca açık niyet beyanlarıyla değil, eylemlerin öngörülebilir sonuçları üzerinden de değerlendirilebileceğini gösteriyor.

Quigley ayrıca Gazze’deki yıkımın boyutunun mahkemenin değerlendirmesinde önemli rol oynayabileceğini belirterek, son iki yıl içinde yaşanan ölümlerin yalnızca doğrudan askerî saldırılarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda açlık, hastalık ve yaşam koşullarının ağırlaşması gibi faktörlerin de can kayıplarını artırdığını ifade etti. Quigley, “Mahkemenin değerlendirmesi gereken çok sayıda veri var, ancak genel tablo oldukça açık görünüyor.” dedi.

“Güney Afrika’nın Sunduğu Deliller Soykırım Kastını İspat İçin Yeterli Bulunacaktır”

Quigley ayrıca mevcut delil tablosunun İsrail açısından savunmayı zorlaştırabileceğini öngören hukukçular arasında yer alıyor. Quigley, Güney Afrika’nın sunduğu kapsamlı belge ve kanıtların mahkeme açısından güçlü bir temel oluşturduğunu belirterek, “Mahkemenin Güney Afrika’nın sunduğu kanıtları hem Soykırım Sözleşmesi’nde belirtilen fiilleri hem de bu fiillere eşlik eden kast unsurunu göstermek için yeterli bulacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Quigley’e göre İsrail’in savunmasının, askerî operasyonların farklı bir amaç taşıdığı yönünde argümanlara dayanması muhtemel olsa da bu durum, eylemlerin sonuçlarının değerlendirilmesini otomatik olarak değiştirmiyor.

Benzer şekilde Northeastern Üniversitesi Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Prof. Dr. Zinaida Miller da uluslararası hukuk ve insan hakları çevrelerinde Gazze’deki eylemlerin hukuki niteliğine ilişkin geniş bir tartışma bulunduğunu belirtti. Miller, “Uluslararası hukuk ve insan hakları toplulukları arasında İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin soykırım teşkil ettiği yönünde güçlü bir konsensüs oluşmuş durumda.” değerlendirmesinde bulundu. Miller’a göre İsrail’in savunmasında insani yardımın kısmen sağlanması veya belirli askeri hedeflerin gözetildiği yönündeki argümanların öne çıkması bekleniyor.

Uzmanlara Göre Mahkemenin Yaklaşımı ve Davanın Olası Sonuçları

Miller davanın yalnızca İsrail ile Güney Afrika arasındaki bir hukuki çekişme olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Miller’a göre davanın en önemli etkilerinden biri, üçüncü devletlerin sorumluluklarına ilişkin tartışmaları güçlendirme potansiyeli taşıyor. Miller, “Bu tür davaların en büyük etkisi genellikle üçüncü devletlerin yükümlülükleri üzerinde ortaya çıkar. Böyle bir karar, diğer devletlerin İsrail’e yardım etmeme veya destek sağlamama yükümlülüklerini gündeme getirmek için kullanılabilir.” ifadelerini kullandı. Ancak Miller, Uluslararası Adalet Divanının kararlarının uygulanmasının her zaman kolay olmadığını da hatırlatarak, mahkemenin olası tazminat veya yükümlülük kararlarının pratikte uygulanmasının sınırlı kalabileceğine dikkat çekti.

Tulane Üniversitesi öğretim üyesi Ata Hindi ise mahkemenin şimdiye kadar verdiği ihtiyati tedbir kararlarının dilinin görece temkinli olduğuna işaret ediyor. Hindi, tedbir kararlarında kullanılan bazı ifadelerin uluslararası hukukta soykırım suçunun “suçların suçu” olarak tanımlanan ağırlığına kıyasla daha ihtiyatlı bir üslup taşıdığını belirtti.

Hindi, bunun arkasında çeşitli nedenler olabileceğini ifade ederek, “Mahkemenin daha güçlü ifadeler kullanması beklenebilirdi. Ancak uluslararası mahkemeler zaman zaman siyasi baskılar veya yaptırım ihtimalleri nedeniyle daha temkinli bir dil tercih edebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu. Hindi’ye göre davanın nihai aşamada soykırımın gerçekleştiğine dair bir tespitle sonuçlanması, uluslararası ceza hukukunun gelişimi açısından önemli bir eşik oluşturabilir.

Dava Süreci ve Olası Takvim

Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te İsrail’in Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonların 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanına başvurmuştu. Divan, davanın esasına ilişkin nihai hüküm vermeden önce 26 Ocak, 28 Mart ve 24 Mayıs 2024 tarihlerinde üç ayrı ihtiyati tedbir kararı aldı. Bu kararlarda İsrail’den Soykırım Sözleşmesi kapsamında yasaklanan fiillerin önlenmesi için gerekli önlemleri alması, Gazze’ye insani yardımın girişini kolaylaştırması ve alınan tedbirler hakkında düzenli rapor sunması istendi.

Uluslararası Adalet Divanındaki davaların doğası gereği süreçlerin yıllar sürebildiği biliniyor. Hukuk çevrelerinde yapılan takvim değerlendirmelerine göre, yazılı beyanların tamamlanmasının ardından sözlü duruşmaların 2027 yılı içinde yapılması, nihai kararın ise en erken 2027 sonu veya 2028 başında açıklanması bekleniyor. Ancak davaya çok sayıda devletin müdahil olması ve ek yazılı tur ihtimali, yargılamanın takvimini daha da uzatabilecek faktörler arasında gösteriliyor. Bu nedenle davanın nihai kararından önce mahkemenin vereceği usul kararları ve sözlü duruşma takvimi, sürecin en kritik aşamalarından biri olarak görülüyor. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler