Trump’ın Hürmüz Boğazı Çağrısına Destek Gelmedi: Avrupa Askerî Müdahaleye Mesafeli
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için Avrupa’dan askerî destek istemesine rağmen AB ülkeleri bu çağrıya mesafeli kaldı. Enerji ve ticaret baskısı artarken Brüksel, askerî angajmandan kaçınarak diplomatik çözüm ve deniz güvenliğini sınırlı biçimde güçlendirme arayışında.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve hızla bölgesel bir krize dönüşen çatışma, yalnızca Orta Doğu ülkelerini değil, Avrupa ile ABD arasındaki ilişkileri de yeniden şekillendiriyor. Küresel enerji ticaretinin en kritik geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla birlikte Avrupa Birliği hem artan ekonomik baskıyla hem de Washington’dan gelen askerî destek çağrılarıyla karşı karşıya kaldı.
Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na Ortak Müdahale Çağrısına Avrupa’dan Destek Gelmedi
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, savaşın en kritik başlıklarından biri hâline geldi. İran’ın deniz trafiğini kısıtlaması ve yalnızca belirli güzergâhlara sınırlı geçiş izni verdiğine ilişkin haberler, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. Savaş öncesinde varil fiyatı 60 dolar civarındayken, çatışmaların derinleşmesiyle bu rakam 100 doların üzerine çıktı. Avrupa Birliği açısından mesele yalnızca enerji fiyatlarındaki artışla sınırlı kalmadı; aynı zamanda küresel tedarik zincirleri, gübre sevkiyatları ve gıda piyasaları üzerindeki muhtemel etkiler de Brüksel’deki tartışmaların merkezine yerleşti.
Bu atmosferde ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa ülkelerine Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için destek çağrısında bulundu. Trump, İngiltere, Fransa ve diğer müttefiklerin gemi göndermesi gerektiğini savunurken, yardım gelmemesi hâlinde bunun NATO’nun geleceği açısından “çok kötü” sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Hafta sonu verdiği röportajlarda ve Pazartesi günkü açıklamalarında, Avrupa’nın bu geçidin güvenliğinden fayda sağladığını ve dolayısıyla askerî yükü paylaşması gerektiğini dile getirdi.
Brüksel’de bir araya gelen Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin dışişleri bakanları, krizin seyri ve Avrupa’nın nasıl bir tutum alması gerektiğini ele aldı. Toplantının ana gündem maddelerinden biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerine yaptığı çağrıydı.
Ancak Avrupa başkentlerinden gelen sinyaller, bu talebe mesafeli bir yaklaşımı ortaya koydu. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brüksel’de yaptığı açıklamalarda, Avrupa ülkelerinin başlatmadıkları bir savaşa askerî olarak dahil olma konusunda istekli olmadığını vurguladı. Kallas, AB içinde bu yönde bir “istek” bulunmadığını ifade ederken, savaşın sona erdirilmesinin herkesin çıkarına olduğunu belirtti. Kallas, “Kimse bu savaşa aktif olarak katılmak istemiyor.” derken, Avrupa’nın savaşı başlatan taraf olmadığını ve önceliğin çatışmayı durdurmak olduğunu vurguladı. Bu doğrulta Avrupa, bir yandan enerji fiyatlarındaki yükseliş ve tedarik zincirlerindeki aksama gibi doğrudan etkilerle karşı karşıya kalırken, diğer yandan çatışmanın askerî boyutuna dahil olmama yönünde ortak bir çizgi oluşturmaya çalışıyor.
AB Kızıldeniz’deki Deniz Misyonununu Güçlendirecek Ama Hürmüz Boğazı’na Sevk Etmeyecek
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, İran’ın deniz trafiğine yönelik tehditleri ve fiilî kısıtlamaları nedeniyle krizin merkezinde yer alıyor. Bu durum, petrol fiyatlarının kısa sürede varil başına 100 doların üzerine çıkmasına yol açarken, Avrupa ekonomileri üzerinde doğrudan baskı oluşturdu.
ABD’nin öncelikli taleplerinden biri, Avrupa’nın bu stratejik su yolunun güvenliğini sağlamak için askerî katkı sunması oldu. Bu kapsamda tartışılan seçeneklerden biri, AB’nin Şubat 2024’te kurduğu deniz misyonu Aspides’in yetki alanının genişletilmesiydi. Hâlihazırda Kızıldeniz ve çevresinde savunma amaçlı faaliyet gösteren bu misyon, ticari gemilerin korunması ve seyrüsefer özgürlüğünün sağlanmasına odaklanıyor.
Ancak Brüksel’de yapılan görüşmelerde, Aspides misyonunun Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik güçlü bir destek ortaya çıkmadı. AB yetkilileri, operasyonun güçlendirilmesine yönelik bir eğilim bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bunun savaşın aktif bir parçası hâline gelmek anlamına gelebilecek adımları içermediğini belirtti.
Brüksel’deki görüşmelerin merkezinde, AB’nin deniz misyonu Aspides’in yetkisinin genişletilip genişletilemeyeceği sorusu yer aldı. Şubat 2024’te İran destekli Husilerin saldırıları sonrası savunma amaçlı kurulan Aspides, ticari gemileri korumak, seyrüsefer özgürlüğünü desteklemek ve Kızıldeniz ile çevresindeki deniz güvenliğini izlemek amacıyla faaliyet gösteriyor. Misyonun kapsama alanı teknik olarak Hürmüz Boğazı’nı da içine alan daha geniş bir bölgeyi izlemeyi içeriyor olsa da, aktif askerî müdahale kapasitesi Kızıldeniz’deki savunma çerçevesiyle sınırlı kalıyor.
Toplantıda bazı ülkeler misyonun deniz varlıkları bakımından güçlendirilmesini destekledi. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da Aspides’in daha fazla gemi ve kapasiteyle takviye edilmesi yönünde açık bir istek bulunduğunu belirtti. Ancak bunun, Hürmüz Boğazı’nda yeni ve daha aktif bir görev üstlenmek anlamına gelmediğini söyledi. AB ülkeleri arasında, misyonun yetkisinin boğazda aktif devriye ve müdahaleyi kapsayacak şekilde değiştirilmesine destek çıkmadı.
Avrupa Müdahil Olmadan Takipte Kalmak İstiyor
ABD-İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, Avrupa ile ABD arasındaki stratejik yaklaşım farklılıklarını da daha görünür hâle getirdi. Avrupa tarafı, savaşın başlatılma sürecinde yeterli istişare yapılmadığını dile getirirken, Washington’un müttefiklerinden askerî destek talep etmesi transatlantik ilişkilerde yeni bir tartışma başlığı oluşturdu.
Brüksel’de yapılan açıklamalar ve üye devletlerden gelen mesajlar, Avrupa’nın askerî angajmandan kaçınma yönünde ortak bir çizgiye yaklaştığını gösteriyor. AB yetkilileri, Hürmüz krizinin Avrupa tarafından başlatılmış bir çatışma olmadığını vurgularken, sürecin ekonomik ve diplomatik etkilerinin yakından takip edildiğini belirtiyor.
Avrupa’nın Önceliği: Savaşa Girmeden Enerji Akışını Korumak
Üye devletlerin ayrı ayrı açıklamaları da bu tabloyu pekiştirdi. Avrupa’nın mesafeli tutumunun arkasında iki temel kaygı bulunuyor. Birincisi, çatışmanın Avrupa tarafından başlatılmamış olması ve bu nedenle doğrudan askerî angajmanın siyaseten de hukuken de zor savunulabilir görülmesi. Bu yaklaşım, NATO’nun savunma ittifakı niteliğine yapılan vurgularla da destekleniyor. İkincisi ise böyle bir adımın savaşı daha da genişletme riski taşıması. Bu nedenle AB başkentleri, Hürmüz krizini kendi savaşları olarak tanımlamıyor; buna karşılık enerji, ticaret ve tedarik zincirleri üzerindeki etkileri nedeniyle gelişmeleri yakından izliyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkesinin Hürmüz’de herhangi bir askerî faaliyete katılmayacağını açıkça söyledi. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da “Bu bizim savaşımız değil, biz başlatmadık.” diyerek Avrupa katkısının neden gerekli görüldüğünü sorguladı. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise NATO’nun Hürmüz Boğazı’nda doğrudan bir sorumluluğu bulunmadığını, ayrıca Avrupa’nın ABD ve İsrail’in bölgedeki stratejik hedefleri konusunda daha fazla açıklık görmek istediğini belirtti.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer de Hürmüz’ün yeniden açılmasının petrol piyasalarının istikrarı açısından önemli olduğunu ifade etti, ancak ülkesinin “daha geniş bir savaşa sürüklenmeyeceğini” söyledi. Fransa tarafı kamuoyu önünde daha sınırlı açıklamalar yaptı. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, diplomasiye öncelik verilmesi gerektiğini belirterek mevcut AB misyonlarının Hürmüz için uygun olmadığını söyledi. Romanya, Karadeniz’deki deniz kapasitesine öncelik verdiğini vurgularken, Yunanistan da Hürmüz’de yeni bir askerî operasyona dahil olmayacağını açıkladı. Lüksemburg Dışişleri Bakanı Xavier Bettel ise iletişim ve uydu desteği gibi alanlarda katkı verilebileceğini, ancak asker ve askerî araç talep edilmemesi gerektiğini söyledi.
Ekonomik boyut ise Brüksel açısından en az güvenlik boyutu kadar kritik. Hürmüz Boğazı’ndaki aksama yalnızca petrol fiyatlarını değil, sıvılaştırılmış gaz, gübre sevkiyatları ve dolayısıyla küresel gıda piyasalarını da etkiliyor. Reuters, Fransa’nın 18 Mart itibarıyla yeni bir stratejik rezerv salımını gündemine almadığını, kalıcı çözümün petrol akışının yeniden sağlanması olduğunu aktardı. Aynı gün ABD yönetimi de enerji ve gübre sevkiyatlarındaki baskıyı hafifletmek için 60 günlük Jones Act muafiyeti açıkladı.
AB’nin Çözüm Arayışı: Hürmüz İçin “Tahıl Koridoru” Benzeri Formül
Avrupa’nın askerî seçeneklere mesafeli yaklaşımı, diplomatik çözüm arayışlarını daha görünür hâle getirdi. AB yetkilileri, çatışmanın sona erdirilmesi için bölge ülkeleriyle temaslarını sürdürürken, Birleşmiş Milletler çerçevesinde olası mekanizmalar üzerinde de çalışıyor. Bu kapsamda gündeme gelen önerilerden biri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi’ne benzer bir modelin Hürmüz Boğazı için uygulanması. Kallas, BM Genel Sekreteri António Guterres ile yaptığı görüşmede bu ihtimali ele aldığını söyledi. Amaç, savaş koşullarına rağmen ticari geçişlerin belirli güvenceler altında yeniden başlamasını sağlamak ve enerji ile gübre sevkiyatındaki kesintilerin küresel ölçekte daha büyük krizlere yol açmasını önlemek. Bu model, savaş koşullarına rağmen ticari taşımacılığın belirli güvenceler altında devam etmesini öngörüyor. AB, bu tür bir düzenlemenin küresel enerji, gıda ve gübre piyasalarındaki dalgalanmaları sınırlayabileceğini değerlendiriyor.
Kaja Kallas, savaşın sona ermesinin herkesin çıkarına olduğunu belirterek, AB’nin İran, İsrail ve ABD’yi aynı çerçevede bir çıkış yoluna yöneltebilecek diplomatik öneriler üzerinde çalıştığını söyledi. Brüksel, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Mısır gibi bölge aktörleriyle temaslarını sürdürürken, Birleşmiş Milletler üzerinden de alternatif formüller gündeme geliyor. (P)