ABD Enerji Tedarikini Kestiği Küba’da Rejim Değişikliği Arayışında
Küba’da haftalar içinde tekrarlayan ülke çaplı elektrik kesintileri 11 milyon kişiyi karanlıkta bırakırken, petrol akışının kesilmesiyle sağlık, gıda ve ulaşım sistemleri aksıyor. Artan toplumsal tepki ve protestolar sürerken, Venezuela ve İran’daki müdahalelerle birlikte ABD’nin yaptırımları sertleştirmesi ve rejim içinden aktörlerle temas arayışları, ülkenin güvenliği ve siyasi geleceğine dair belirsizliği derinleştiriyor.
Küba, ABD yaptırımlarının 67 yılı ve uzun süredir tartışılan ekonomik yönetim sorunlarının etkisiyle derinleşen çok boyutlu bir krizle karşı karşıya. 1961’deki devrimden bu yana ülkeyi tek parti rejimiyle yöneten Küba Komünist Partisinin tarihinin en zayıf dönemlerinden birine girdiği ve mevcut tablonun sistemsel bir kırılmaya yol açabileceği yönündeki değerlendirmeler giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin özellikle enerji akışını kesmeye yönelik hamleleri ve sertleşen yaptırım politikası, ada ülkesindeki krizin seyrini hızlandıran başlıca dış faktörler arasında gösteriliyor. Washington’un söylem düzeyinde açıkça dile getirdiği “değişim” vurgusu ve perde arkasında yürütüldüğü öne sürülen temaslar ise Küba’da iktidar yapısına yönelik dış müdahale tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
Küba’nın Elektrik Şebekesi Çökme Noktasında
Küba’da enerji altyapısındaki sorunlar artık teknik bir arızadan ziyade sistemik bir çöküş tartışmasıyla ele alınıyor. Ülke genelinde yaşanan geniş çaplı kesintiler, sağlık sisteminden gıda tedarikine kadar günlük yaşamın temel unsurlarını doğrudan etkiliyor.
Hastaneler ameliyatları sınırlamak zorunda kalırken, yakıt ve gıda giderek daha kıt hâle geliyor. Turizm sektörü zayıflarken, bazı şehirlerde toplanmayan çöplerin sokak köşelerinde biriktiği bildiriliyor.
21 Mart Cumartesi günü yaşanan kesinti, bir haftadan kısa süre içinde ülke çapında yaşanan ikinci büyük elektrik kesintisi oldu. Enerji ve Madenler Bakanlığı, Ulusal Elektrik Sistemi’nin tamamen devre dışı kaldığını duyururken, yeniden devreye alma sürecinin başlatıldığını açıkladı.
Ulusal Elektrik Birliği, kesintinin Nuevitas’taki bir santralde 6 numaralı ünitenin kapanmasıyla başladığını ve bunun ülke genelinde domino etkisi yarattığını belirtti. Bu gelişme, son dört ay içinde yaşanan dördüncü büyük kesinti olarak kayda geçti. Daha önce 16 Mart’ta ada genelinde yaklaşık 11 milyon insanı etkileyen bir elektrik kesintisi yaşanmıştı.
ABD’nin Petrol Akışını Kesmesi Enerji Krizini Derinleştirdi
Enerji krizinin merkezinde ise petrol akışının kesilmesi yer alıyor. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, 13 Mart’ta yaptığı açıklamada ülkenin yaklaşık üç aydır dışarıdan petrol alamadığını ifade etti. Mevcut elektrik üretiminin yalnızca güneş enerjisi, doğal gaz ve sınırlı termik kapasiteyle sürdürüldüğü belirtildi.
Uzmanlara göre bu kırılmada belirleyici olan gelişme, ABD’nin Venezuela’ya yönelik hamleleri oldu. Trump yönetiminin 3 Ocak’ta Nicolás Maduro hakkında verdiği operasyon talimatı ve sonrasında Maduro’nun devre dışı bırakılması, Küba’nın uzun süredir ücretsiz petrol aldığı Caracas hattını kesintiye uğrattı.
29 Ocak’ta ABD’nin Meksika’yı yaptırımla tehdit etmesi ise Küba’nın ikinci önemli petrol kaynağını da riske soktu. 30 Ocak’ta imzalanan başkanlık kararnamesiyle, Küba’ya petrol sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasının önü açıldı. Bu adım, enerji krizini sadece arz yönünden değil, ticari ve lojistik açıdan da derinleştirdi.
Venezuela’da Maduro’nun ABD operasyonuyla devre dışı bırakılması ve İran’a yönelik askerî seçeneklerin paralel biçimde tartışılması, Washington’un bölgesel ölçekte rejim değişimi araçlarını çeşitlendirdiği yorumlarını beraberinde getiriyor.
Kübalılar Protesto İçin Sokaklarda
Küba’da tek partili siyasi yapı ve devlet kontrolünün yüksek olduğu ekonomi modeli, uzun süredir ifade özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk konularında uluslararası eleştirilerin odağında yer alıyor. Ekonomik ve enerji krizinin yarattığı ağır yaşam koşulları, ada genelinde toplumsal tepkinin yükselmesine yol açıyor. 15 Mart’ta Morón kentinde düzenlenen protestolarda göstericiler, Küba Komünist Partisinin yerel merkezini ateşe verdi. Olaylarda 5 kişi gözaltına alındı. Başkent Havana’da ise halk, uzun süredir devam eden ekonomik sıkıntıları ve elektrik kesintilerini “tencere-tava” eylemleriyle protesto etmeyi sürdürüyor.
İnsani yardım ihtiyacı da giderek artıyor. Uluslararası yardım kuruluşları ülkeye güneş panelleri, gıda ve ilaç gönderirken, Brezilya hükûmeti 20 bin ton pirinç sevkiyatı yaptığını duyurdu. Brezilya Dışişleri Bakanlığı Latin Amerika ve Karayipler Sekreteri Gisela Padovan, yeni yardım paketlerinin de yolda olduğunu açıkladı.
ABD’den Baskı, Daha Fazla Yaptırım ve “Rejim Değişimi” Mesajı
ABD yönetimi, Küba’ya yönelik politikalarını sertleştirirken, bu adımların gerekçesini “ulusal güvenlik ve dış politika çıkarları” olarak açıklıyor.
Beyaz Saray, yaptırımların Küba’nın “zararlı eylem ve politikalarına” karşı bir yanıt olduğunu savunurken, Küba tarafı bu politikaları “ekonomik savaş” olarak nitelendiriyor.
18 Mart’ta Küba Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin adadaki anayasal düzeni zorla devirmeye yönelik tehditlerini artırdığı ifade edildi. Açıklamada, Washington’un ülkenin kaynaklarına, mülklerine ve ekonomisine el koymaya yönelik planlar yaptığı öne sürüldü.
Küba yönetimi ayrıca ABD’nin ada halkını “kolektif olarak cezalandırdığını” belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Küba’daki mevcut sistemin işlemediğini savunarak, “yeni insanların yönetime gelmesi gerektiğini” söyledi. Rubio, ambargonun kaldırılması ile siyasi değişim arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu vurguladı.
Küba’daki Gizli Temaslar: ABD Castro’nun Torunu ile İrtibatta
ABD yönetiminin Küba içinde alternatif aktörlerle temas kurduğu iddiaları da dikkat çekiyor. Geçtiğimiz şubat ayında Rubio’nun, ağabeyi Fidel’den sonra ülkeyi yöneten Raúl Castro’nun (2011-2021) torunu Raul Guillermo Rodriguez Castro ile gayriresmî görüşmeler yürüttüğü ortaya çıkmıştı.
Bu temaslar, Washington’un Küba hükûmetinin resmî kanallarını devre dışı bırakarak doğrudan sistem içindeki farklı aktörlerle ilişki kurmaya çalıştığı şeklinde yorumlandı.
ABD’li bir yetkili bu görüşmeleri “müzakere” değil “geleceğe dair görüşmeler” olarak tanımlarken, gazeteci Marc Caputo’ya göre bu süreç, Rubio ve ekibinin, 41 yaşındaki torunu ve çevresini, devrimci komünizmin başarısız olduğunu düşünen ve ABD ile yakınlaşmada değer gören, daha genç ve iş odaklı Kübalıları temsil eden bir grup olarak gördüğünü gösteriyor. “Raulito” olarak anılan genç Castro, deforme bir parmağı olduğu için siyasi çevrelerde “El Cangrejo” (“Yengeç”) lakabıyla anılıyor.
ABD’li yetkililer ayrıca Venezuela operasyonunda elde edilen askeri başarının ve Maduro’nun yakalanmasının Küba liderliği üzerinde psikolojik baskı yarattığını değerlendiriyor. Bu müdahaledenin başarıya ulaşmasından cesaret alan Trump yönetiminin, yıl sonuna kadar komünist rejimi devirmek üzere bir anlaşma yapılmasına yardımcı olabilecek Küba hükûmeti içindeki isimleri aradığı biliniyordu.
Trump’ın Açıklamaları ve Askerî Müdahale İhtimali
Trump, aylardır Küba yönetiminin çöküşün eşiğinde olduğunu dile getirirken, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “yakında Küba’yı alma onuruna sahip olabileceğini” söyledi.
Trump’ın sarfettiği “Küba’yı bir şekilde almak… onu özgürleştirir miyim, ele geçirir miyim… onunla istediğim her şeyi yapabilirim.” ifadeleri, askeri ve siyasi müdahale ihtimaline dair tartışmaları daha da artırdı.
ABD içinde de bu ihtimal tartışılıyor. Demokrat Partili senatörler Tim Kaine, Ruben Gallego ve Adam Schiff, Trump’ın Kongre onayı olmadan Küba’ya askeri operasyon düzenlemesini engellemeyi amaçlayan bir “Savaş Yetkileri” tasarısını Amerikan Kongresine sundu.
Kaine, ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisinin yalnızca Kongre’ye ait olduğunu vurgulayarak Trump’ın bu sınırı zorladığını söyledi. Gallego ise Trump’ın seçim kampanyasında savunduğu “Önce Amerika” söylemiyle çelişen bir dış politika izlediğini belirtti.
Diplomatik Gerilim: Büyükelçilik ve Yakıt Krizi
Yakıt krizi, diplomatik ilişkileri de doğrudan etkiliyor. ABD’li iki yetkiliye dayandırılan haberlere göre Küba yönetimi, ABD’nin Havana Büyükelçiliğinin jeneratörler için dizel yakıt ithalatına izin verilmesi talebini “küstahça” bularak reddetti.
Yetkililer, bu gelişmenin ardından ABD Dışişleri Bakanlığının yakıt yetersizliği nedeniyle büyükelçilik personelini azaltmayı değerlendirdiğini belirtti. Buna göre zorunlu olmayan personelin mayıs ayı civarında ülkeden ayrılması gündeme gelebilir.
Küba: “Askerî Saldırıya Karşı Hazırız”
Tüm bu iddialar ve yoğun enerji sıkıntıları sonrası Küba Dışişleri Bakan Yardımcısı Carlos Fernandez de Cossio, ABD’den gelebilecek olası bir saldırı karşısında askeri hazırlık yaptıklarını duyurdu. Cossio, ABD için “kesinlikle” bir tehdit oluşturmadıklarını belirterek, bu nedenle ada ülkesine uygulanan ambargonun ve askeri tehditlerin hiçbir haklı gerekçesinin bulunmadığını söyledi.
ABD’den gelebilecek askeri saldırı olasılığına değinen Fernandez de Cossio, şunları ifade etti:
“Silahlı kuvvetlerimiz her zaman hazırlıklıdır. Nitekim bugünlerde de olası bir askeri saldırı ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyorlar. Ülkemiz, bir askeri saldırı karşısında ulus olarak topyekun seferber olmaya her zaman hazırdır. Doğrusunu söylemek gerekirse, bunu her zaman çok uzak bir ihtimal olarak görüyoruz. Gerçekleşmesini muhtemel bulmuyoruz ancak buna hazırlanmazsak saflık etmiş oluruz.”
Cossio, Küba’nın barışçıl bir ülke ve ABD ile masaya oturmak için her türlü diyaloğa hazır olduğunu dile getirdi.
Küba ABD’ye Yakın Bir Müttefike Dönüşebilir mi?
Analistler, Trump yönetiminin Küba’yı ABD’ye daha yakın bir müttefike dönüştürme hedefinin Venezuela’ya kıyasla daha zor olduğunu değerlendiriyor. Küba’daki merkezi ve kontrol odaklı devlet yapısı, zayıf özel sektör ve sınırlı siyasi muhalefet, hızlı bir dönüşümün önündeki başlıca engeller arasında gösteriliyor.
Öte yandan ABD içinde de Trump yönetiminin Küba politikası eleştiriliyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçiler, Raúl Castro hakkında geçmiş olaylara ilişkin iddianame hazırlanmasını talep ederken, Demokratlar ise askeri müdahale ihtimaline karşı yasal sınırların korunması gerektiğini savunuyor.
Enerji krizi, dış baskı ve iç huzursuzlukların eş zamanlı derinleştiği Küba’da mevcut sistemin sürdürülebilirliği giderek daha fazla sorgulanıyor. Ancak ülkenin tarihsel olarak dış müdahalelere karşı geliştirdiği direnç kapasitesi ve yönetim içindeki olası yeniden yapılanma ihtimalleri, sürecin ani bir çöküşten ziyade kontrollü bir dönüşüme de evrilebileceğine işaret ediyor. (P/AA)