Netanyahu İçin Yakalama Emri Çıkartan UCM Başsavcısı Karim Khan Aklandı
Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan hakkındaki cinsel taciz iddialarında delil bulunmaması, yaklaşık 18 aydır süren belirsizliği sona yaklaştırırken; Netanyahu hakkında çıkarılan yakalama emri sürecinde sabotaj ve siyasi baskı iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Karar, hem sürecin yeniden hız kazanıp kazanmayacağı hem de mahkemenin siyasi baskılar karşısındaki hareket alanı açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan hakkında yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden cinsel taciz ve görevi kötüye kullanma iddialarına ilişkin soruşturma süreci bitti. Birleşmiş Milletler İç Gözetim Hizmetleri Ofisi (OIOS) tarafından yürütülen kapsamlı soruşturmanın ardından hazırlanan raporu inceleyen bağımsız hâkim heyeti, Khan’ın herhangi bir suistimalde bulunduğuna dair yeterli delil bulunmadığı sonucuna vardı. Bu gelişme, yalnızca bir kişisel aklanma kararı olmanın ötesinde, UCM’nin son dönemde yürüttüğü en tartışmalı dosyalardan biri olan İsrail-Filistin soruşturması ve bu kapsamda çıkarılan Benjamin Netanyahu gibi İsrailli yetkililere ve Hamas liderlerine yönelik yakalama emirlerinin geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek nitelikte.
Bağımsız Heyetten Oy Birliğiyle “İhlâl Yok” Kararı
Middle East Eye’ın yaptığı özel habere ve çeşitli diplomatik kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, UCM Taraf Devletler Meclisi (Assembly of States Parties – ASP) tarafından görevlendirilen üç hâkimden oluşan panel, OIOS tarafından hazırlanan yaklaşık 150 sayfalık raporu ve 5 binden fazla sayfayı bulan ek delilleri inceledi. Yaklaşık üç ay süren değerlendirme sonucunda heyet, oybirliğiyle, “olgusal bulguların ilgili hukuki çerçeve kapsamında herhangi bir suistimal veya görev ihlali teşkil etmediği” kanaatine ulaştı.
Ceza hukukunun en yüksek ispat standardı olan “makul şüphe ötesi” ölçütünü esas alan inceleme sonucunda verilen bu karar, iddiaların hukuki olarak karşılık bulmadığını ortaya koyarken, sürecin bundan sonraki aşamasını UCM’nin siyasi denetim organı olan ASP Bürosu’nun değerlendirmesine bıraktı. Mahkeme kurallarına göre, Büro’nun da benzer yönde bir kanaate varması hâlinde soruşturma resmen kapatılacak.
Yaklaşık 18 aydır hem kişisel hem kurumsal düzeyde ciddi bir belirsizlik yaratan sürecin büyük ölçüde Khan lehine sonuçlandığını gösteriyor. Her ne kadar hâkim heyetinin değerlendirmesi Khan lehine olsa da süreç resmen kapanmış değil. UCM Taraf Devletler Meclisi Bürosu tarafından yapılan ön değerlendirmeye, Khan’ın vereceği yanıt ve ardından alınacak nihai karar, önümüzdeki yaklaşık iki aylık takvim içinde netleşecek.
Kasım 2024’te Başlayan Karim Khan Soruşturması Nasıl ilerledi?
Karim Khan hakkındaki iddialar ilk olarak Kasım 2024’te, UCM Savcılık Ofisi’nde çalışan bir personelin cinsel taciz suçlamasıyla gündeme gelmişti. Söz konusu kişi, mahkemenin iç denetim mekanizması yerine doğrudan BM’ye bağlı OIOS ile çalışmayı tercih etmiş, bu durum da sürecin başından itibaren alışılmışın dışında bir çerçevede ilerlemesine yol açmıştı.
OIOS tarafından yürütülen soruşturma boyunca Khan iddiaları kesin bir dille reddetti ve Mayıs 2025’te, soruşturmanın selameti açısından kendi talebiyle görevinden geçici olarak ayrıldı. Bu süreçte başsavcılık makamı fiilen yardımcı savcılar tarafından yönetildi ve mahkeme, özellikle İsrail’e ilişkin dosyada karar alma temposu açısından belirgin bir yavaşlama yaşadı. Yeni açıklanan hâkim değerlendirmesi, bu uzun belirsizlik döneminin ardından gelen ilk somut ve kurumsal nitelikli sonuç olarak öne çıkıyor.
Zamanlama ve Sabotaj İddiaları Yeniden Gündemde
Khan hakkındaki iddialar, başsavcının Gazze’de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında İsrailli yetkililere yönelik en kritik adımlarını attığı bir dönemde ortaya çıkmıştı. Khan, 20 Mayıs 2024’te Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında yakalama emri talebinde bulunmuş; UCM Ön İnceleme Dairesi ise 21 Kasım 2024’te bu isimler hakkında resmî yakalama emirleri çıkarmıştı. Dikkat çekici olan nokta, Khan’a yönelik cinsel taciz iddialarının, kendi beyanına göre, tam da bu başvurunun kamuoyuna açıklanacağı gün kendisine iletilmiş olmasıydı.
Bu zamanlama, sürecin başından itibaren yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve kurumsal boyutları olan bir tartışmayı tetikledi. Middle East Eye ve Le Monde tarafından yayımlanan araştırmalar, Khan’ın yürüttüğü soruşturmaya paralel şekilde çok katmanlı bir baskı ortamının oluştuğunu ortaya koydu. Bu araştırmalarda; başta ABD ve Birleşik Krallık olmak üzere bazı devletlerin diplomatik baskıları, yaptırım tehditleri ve UCM içindeki bazı aktörlerin tartışmalı rolleri detaylandırıldı. Özellikle Khan’ın ekibi içinde yer alan bazı isimlerin süreçteki pozisyonları ve iddiaları resmî kanallara taşıma biçimleri, “kurum içi sabotaj” ihtimalini gündeme getiren başlıklar arasında yer aldı.
Bağımsız hâkim heyetinin, BM’ye bağlı OIOS raporuna dayanarak “herhangi bir suistimal veya görev ihlali bulunmadığı” sonucuna varması, bu iddiaların hukuki karşılık bulmadığını ortaya koydu. Ancak bu tespit, iddiaların ortaya çıkış zamanlamasına ve sürecin nasıl şekillendiğine dair tartışmaları tamamen ortadan kaldırmış değil. Aksine, mevcut tablo, Khan’ın yürüttüğü İsrail soruşturmasıyla eş zamanlı olarak gelişen bu sürecin, uluslararası ceza yargısının siyasi baskılara ne ölçüde açık olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
UCM, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi en ağır uluslararası suçları yargılamakla görevli daimi bir mahkemedir. Mahkeme, 2021’de başlattığı Filistin soruşturması kapsamında Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarında işlendiği iddia edilen suçlara odaklanıyor. Bu çerçevede Başsavcılık, Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gerekçesiyle yakalama emri talep etmiş, UCM de bu talepler doğrultusunda 2024’te resmî yakalama emirleri çıkarmıştı.
ABD’nin UCM’ye Yönelik Yaptırımları
Khan’a yönelik süreç yalnızca kurumsal bir soruşturma ile sınırlı kalmadı; aynı dönemde UCM, özellikle İsrail dosyası nedeniyle artan doğrudan siyasi baskılarla da karşı karşıya kaldı. Bu baskıların en görünür adımı, ABD yönetiminin, İsrailli yetkililer hakkında çıkarılan yakalama emirlerinin ardından mahkeme mensuplarını hedef alan yaptırım kararları oldu.
Haziran 2025’te Karim Khan’ı da kapsayan ilk yaptırım dalgası, ilerleyen aylarda genişletilerek UCM yargıçları ve başsavcı yardımcılarını da içine aldı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yaptırımların gerekçesini “İsrail aleyhindeki tutum” olarak açıklarken; bu adımların hem mali kısıtlamaları hem de vize engellerini içerdiği belirtildi. Sürecin ilerleyen aşamalarında, yaptırımların kapsamının genişletilebileceğine dair açıklamalar da yapılması, mahkeme üzerinde sürekli bir baskı unsuru oluşturdu.
UCM ise bu kararları açık bir dille eleştirerek, yaptırımları “bağımsız bir uluslararası yargı kurumuna yönelik doğrudan müdahale” olarak tanımladı. Mahkeme çevrelerinde, bu tür adımların yalnızca belirli dosyaları değil, UCM’nin genel işleyişini ve yargı bağımsızlığını hedef aldığı değerlendirmeleri öne çıktı. Öte yandan, yalnızca ABD değil, müttefik ülkelerden gelen diplomatik mesajlar da dikkat çekti. Daha önce Middle East Eye tarafından ortaya çıkarıldığı üzere, dönemin Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Cameron’un, yakalama emirlerinin çıkarılması hâlinde ülkesinin UCM’den çekilebileceği ve finansmanı kesebileceği yönünde uyarıda bulunduğu aktarılmıştı. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Khan’a yönelik iddialar ile UCM’nin İsrail soruşturması etrafında şekillenen baskı ortamının iç içe geçtiği çok katmanlı bir tablo ortaya çıkıyor.
Yakalama Emirleri Açısından “İhlal Yok Kararı” Ne Anlama Geliyor?
Karim Khan’ın aklanması, Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında çıkarılan yakalama emirlerinin hukuki statüsünü doğrudan değiştirmiyor; bu kararlar yürürlükte kalmaya devam ediyor. Ancak kararın etkisi, sürecin işleyişinde ortaya çıkıyor.
Middle East Eye’ın aktardığı kronolojiye göre Khan’ın Mayıs 2025’te izne ayrılmasıyla birlikte savcılık makamı vekiller tarafından yürütülmüş ve bu durum özellikle İsrail dosyasında karar alma temposunun düşmesine yol açmıştı. Bu süreçte emirlerin kendisi geçerliliğini korurken, dosyanın genişletilmesi ve yeni başvuruların ilerletilmesi fiilen yavaşladı.
Hâkim heyetinin “görev ihlali yok” tespiti ise, İsrail’in Khan’ın tarafsızlığına ilişkin itirazlarının hukuki zeminini zayıflatıyor. Khan’ın göreve dönmesinin önünün açılması, hem savcılığın yeniden merkezi şekilde çalışmasını sağlayabilir hem de daha önce hazırlık aşamasında olduğu belirtilen ek yakalama emirlerinin yeniden gündeme gelmesi ihtimalini güçlendireceği ifade ediliyor. (P/AA)