Mescid-i Aksa’nın Kapalı Tutulduğu Kudüs’te Bu Kez Hristiyanların İbadeti Engellendi
Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan ibadetlerine yönelik kısıtlamalar, şehrin çok dinli yapısına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. 30 gündür Mescid-i Aksa’nın kapalı tutulduğu Kudüs'e Palmiye Bayramı için gelen kilise liderlerinin engellenmesi uluslararası tepki çekerken, Avrupa’dan gelen açıklamalarda durum “din özgürlüğünün ihlali” olarak tanımlandı. Gelişmeler, kutsal mekânların statüsüne dair belirsizlikleri artırıyor.
İsrail’in işgali altındaki Doğu Kudüs şehrinde Müslümanlara ve Hristiyanlara yönelik ibadet kısıtlamaları hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde tepkilere yol açıyor. Surlarla çevrili Eski Şehir’de bulunan Mescid-i Aksa, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD tarafından İran rejimini hedef alan ortak askerî kampanyanın başlatılmasının ardından yaklaşık 30 gündür kapalı tutuluyor. Kudüs’teki gelişmeler, Latin Patriği Pierbattista Pizzaballa’nın Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişinin engellenmesiyle Hristiyan dünyasının da gündemine taşındı.
Ramazan Ayı ve Bayram Boyunca Mescid-i Aksa’ya Giriş Engellendi
Şubat ayının sonunda İsrail, ülke genelinde olağanüstü hâl ilan ederek Kudüs’teki tüm kutsal mekânlara erişimi kısıtladı. Bu kapsamda Kutsal Kabir Kilisesi ve Yahudiler için en kutsal alanlardan biri olan Ağlama Duvarı da kapatıldı. Filistin Yönetimi, Mescid-i Aksa’nın kapatılmasını Haziran 1967’deki işgalden bu yana “eşi benzeri görülmemiş” bir adım olarak nitelendirdi.
20 Mart’ta yüzlerce Filistinli, Ramazan Bayramı namazını kılmak üzere Eski Şehir’e girmeye çalıştı. Ancak İsrail güçleri tarafından dağıtıldılar. Böylece 1967’den bu yana ilk kez Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınmasına izin verilmedi. Bu gelişme, Kudüs’teki dinî statükonun kırılması olarak yorumlandı.
Katoliklerin Palmiye Pazarı Ayini Engellendi
Pazar günü İsrail polisi, Katolik Paskalyası’nın başlangıcını simgeleyen Palmiye Pazarı ayini için Kudüs’e gelen Latin Patriği Pizzaballa’nın Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişini engelledi. İsrail Başbakanlığı, kararın “güvenlik gerekçesiyle” alındığını savundu.
İsrail tarafından yapılan açıklamada, İran’a yönelik saldırıların ardından Doğu Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi çevresine şarapnel düştüğü iddia edildi. Açıklamada, Pizzaballa’nın ve beraberindekilerin kiliseye girişinin “güvenlik endişeleri” nedeniyle engellendiği ifade edildi. Ayrıca ilerleyen günlerde kutsal mekânlarda ibadetin yeniden düzenlenmesine yönelik bir plan üzerinde çalışıldığı ileri sürüldü.
İsrail polisi, Kudüs Latin Patriği Pizzaballa ile birlikte Kutsal Topraklar Muhafızı Başrahip Francesco Ielpo’nun da kiliseye girişine izin vermedi. Kudüs Latin Patrikhanesi ve Kutsal Topraklar Muhafızlığı tarafından yapılan ortak açıklamada, “Yüzyıllardır süren geleneğin aksine ilk kez kilise liderlerinin Palmiye Pazarı ayinini kutlamaları engellendi” ifadeleri kullanıldı.
Uluslararası Tepkiler: “Kudüs Şehrinin Statükosu ve Din Özgürlüğü Baskı Altında”
Kudüs’te hem Müslümanlara hem de Hristiyanlara yönelik ibadet kısıtlamaları, kısa sürede uluslararası kamuoyunda geniş yankı buldu ve farklı ülkelerden gelen açıklamalarda ortak vurgu “statükonun ihlali” ve “din özgürlüğünün aşınması” oldu.
Kanada Başbakanı Mark Carney, özellikle Kutsal Kabir Kilisesi’ne yönelik müdahale üzerinden yaptığı değerlendirmede, yaşananlardan “hayal kırıklığı” duyduğunu belirtti. Carney, söz konusu uygulamaların Kudüs’teki kutsal mekânlara ilişkin uzun süredir korunan hassas dengeyi zedelediğini ifade ederek, şehirdeki tüm inanç gruplarının “özgürce, tam olarak ve korkusuzca” ibadet edebilmesinin uluslararası toplum açısından temel bir ilke olduğunu vurguladı.
Avrupa Birliği dış politika şefi Kaja Kallas da benzer bir çerçeve çizerek, İsrail’in uygulamalarını yalnızca anlık güvenlik tedbirleri olarak değil, “din özgürlüğünün ve kutsal mekânları düzenleyen köklü korumaların ihlali” olarak değerlendirdi. Kallas, Kudüs’ün çok dinli yapısının korunmasının uluslararası hukukun ve yerleşik uygulamaların bir gereği olduğuna dikkat çekti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise daha sert bir tonla, İsrail polisinin kilise ayinine müdahalesini “yalnızca inananlara değil, din özgürlüğüne saygı duyan herkese yönelik bir hakaret” olarak nitelendirdi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin İsrail’in Roma Büyükelçisi’ni görüşmeye çağırdığını açıklaması, meselenin diplomatik düzeye taşındığını gösterdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da İsrail polisinin kararını açık biçimde kınayarak gelişmeleri “endişe verici” olarak tanımladı. Macron, bu tür müdahalelerin Kudüs’teki kutsal mekânların tarihsel statükosunun ihlal edilmesinde “artan bir eğilimin parçası” olduğuna işaret ederken, Katolik dinî otoritelerine destek verdiğini ifade etti.
Filistin Ulusal Yönetimi: “İbadet Kısıtlaması Sistematik Bir Politikanın Parçası”
Filistin Dışişleri Bakanlığı, Palmiye Pazarı ayininin engellenmesine ilişkin yaptığı açıklamada, İsrail’in kararını yalnızca münferit bir güvenlik uygulaması olarak değil, işgal altındaki topraklarda ibadet özgürlüğünü sistematik biçimde kısıtlayan bir yaklaşımın parçası olarak değerlendirdi. Açıklamada, söz konusu müdahalenin Doğu Kudüs’teki Hristiyan varlığını hedef alan ve benzer uygulamalar için “tehlikeli bir emsal” oluşturabilecek nitelikte olduğu ifade edildi.
Bakanlık, kilise liderlerinin dinî ayinlerini yerine getirmelerinin yüzyıllardır görülmemiş şekilde engellendiğine dikkat çekerek, bu durumun “keyfi” bir karar olduğu ve uluslararası hukuk açısından “bir suç ve yasa dışı askeri fiil” teşkil ettiği görüşünü dile getirdi. Açıklamada, dinî liderlerin hareket özgürlüğünün kısıtlanmasının yalnızca bireysel bir ihlal değil, kutsal mekânların statüsüne yönelik doğrudan bir müdahale anlamına geldiği vurgulandı.
Filistin tarafı ayrıca, bu tür uygulamaların yalnızca ibadet özgürlüğünü değil, Kudüs’ün tarihsel, dinî ve hukuki statüsünü de aşındırdığına işaret etti. Açıklamada, İsrail’in söz konusu politikalarının Doğu Kudüs’teki Filistinli nüfusu -Hristiyanlar dâhil- baskı altına alarak yerinden etmeyi hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası olduğu öne sürülürken, uluslararası topluma bu süreci durdurmak için somut adımlar atma çağrısı yapıldı.
ABD’den “Eleştiri” ve İsrail’den Sınırlı Geri Adım
Kudüs’teki kilise krizine ilişkin dikkat çekici bir çıkış da ABD’den geldi. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Katolik din adamlarının Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişinin engellenmesini “anlaşılması ve haklı gösterilmesi zor” bir karar olarak değerlendirdi. Huckabee, İsrail ordusunun İç Cephe Komutanlığı yönergelerine göre 50 kişiye kadar toplanmalara izin verildiğini hatırlatarak, kiliseye girmek isteyen grubun yalnızca dört kişiden oluştuğunu vurguladı ve uygulamanın “orantısız” olduğu imasında bulundu.
ABD’den gelen bu eleştirinin ardından İsrail tarafından daha yumuşatıcı açıklamalar geldi. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yaşananları “talihsiz bir hadise” olarak nitelendirerek özür diledi ve ülkesinin “tüm inançlar için din özgürlüğüne bağlılığını” yineledi. Başbakan Benjamin Netanyahu ise Latin Patriği’nin Palmiye Pazarı ayinini gerçekleştirebilmesi için ilgili birimlere talimat verdiğini açıkladı.
Buna karşın, Kudüs’teki Müslümanlar açısından durum değişmiş değil. Yaklaşık 30 gündür kapalı tutulan Mescid-i Aksa’nın ne zaman yeniden ibadete açılacağına ilişkin herhangi bir takvim paylaşılmadı; bu durum, alınan kararların kapsamı ve tutarlılığına yönelik tartışmaları sürdürdü.
“Hristiyan Siyonist” Büyükelçi Huckabee’nin İsrail Yanlısı Tutumu
ABD-İsrail ilişkilerinde kilit bir figür olarak öne çıkan Mike Huckabee, kendisini “Hristiyan Siyonist” olarak tanımlayan ve İsrail politikalarına güçlü destek veren söylemleriyle uzun süredir tartışmaların merkezinde yer alıyor. Huckabee’nin, İsrail’in Orta Doğu’da topraklarını genişletme hakkı olduğunu savunan açıklamaları özellikle Arap ve Müslüman ülkelerde yoğun tepkilerle karşılandı.
Son dönemde Huckabee’nin, ABD’li muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile yaşadığı polemik de bu tartışmaları yeniden alevlendirdi. Karşılıklı açıklamaların ardından Carlson’ın bölgeye giderek Kudüs Anglikan Başpiskoposu ve Ürdünlü bir Hristiyan iş insanıyla yaptığı röportajlar dikkat çekti. Bu röportajlarda, İsrail’in bölgedeki Hristiyanlara kötü muamele ettiği ve Amerikalı Hristiyanların ABD yardımları aracılığıyla farkında olmadan bu süreci finanse ettiği yönünde iddialar dile getirildi.
Söz konusu tartışma, ABD’de İsrail’e verilen koşulsuz desteğin, özellikle muhafazakâr çevreler içinde dahi daha fazla sorgulanmaya başlandığı bir dönemde yaşanması bakımından dikkat çekici bulundu. Huckabee’nin siyasi etkisi yalnızca kendi pozisyonuyla sınırlı değil. Kızı Sarah Huckabee Sanders, 2023’te Arkansas Valisi olarak göreve gelmiş ve daha önce Donald Trump döneminde Beyaz Saray Basın Sözcüsü olarak görev yapmıştı.
Mescid-i Aksa’da Oğlak Kurban Etme Girişimi ve Artan Gerilim
Öte yandan, Hamursuz (Pesah) Bayramı öncesinde Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan bir olay, Kudüs’teki gerilimi daha da tırmandırdı. Bir grup radikal Yahudi’nin, dinî ritüel amacıyla Mescid-i Aksa’ya oğlak sokmaya çalıştığı görüntüler kamuoyuna yansıdı. Ellerindeki oğlaklarla Kudüs şehrinin tarihî kent merkezine doğru yürüyen grubun ilerleyişi, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle durduruldu.
İsrail polisi, 10’dan fazla kişiden oluşan grubu eski şehir bölgesinin girişinde engelledi. Ancak olay, aynı dönemde Müslüman ve Hristiyan ibadetine getirilen kısıtlamalarla birlikte değerlendirildiğinde, “güvenlik gerekçelerinin” uygulanma biçimine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Radikal Yahudi grupların, 1-8 Nisan tarihleri arasında kutlanacak Hamursuz Bayramı boyunca “Tapınak Dağı” olarak adlandırdıkları Aksa yerleşkesinde kurban kesilmesi yönündeki çağrılarını artırdığı belirtiliyor. Bu süreçte, söz konusu çağrıların yayılmasında yapay zekâ ile üretilmiş görseller ve videoların da kullanıldığı ifade ediliyor. (P/AA)