Fransa’da 2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde Sosyalist Parti (PS), Place publique ve Cumhuriyetçi ve Sosyalist Sol (GRS) tarafından düzenlenen önseçimi Raphaël Glucksmann kazandı. Avrupa Parlamentosu milletvekili Glucksmann, 11 Ekim’de açıklanan sonuçlara göre oyların yüzde 66,17’sini alarak sosyal demokratların ortak cumhurbaşkanı adayı oldu.
Ancak yaklaşık 121 bin kişinin katıldığı önseçim, Fransız solundaki bölünmeyi ortadan kaldırmadı. Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketi, ekolojistler ve diğer sol oluşumlar kendi adaylık süreçlerini sürdürüyor. Glucksmann’ın yükselişi, Sosyalist Partinin değişen konumunu ortaya koyarken Avrupa politikası, ekonomik program ve Gazze’de yaşananların nasıl tanımlanacağı gibi meselelerde soldaki ayrılıkları da görünür kılıyor.
Sosyalistlerin Önseçimi: Milyonlardan 120 Bin Seçmene
9-11 Ekim tarihlerinde internet üzerinden düzenlenen önseçimde Glucksmann, 79 bin 613 oy alarak ilk turda seçildi. Sosyalist Partinin lideri Olivier Faure yüzde 14,46 ile ikinci sırada kalırken Ségolène Royal, Emmanuel Maurel ve Jérôme Guedj yüzde 10’un altında oy aldı.
Bu sonuç, Fransa solunun tarihsel partisi açısından dikkat çekici. Bir zamanlar cumhurbaşkanlığı adayını belirlemek için milyonlarca kişiyi harekete geçiren Sosyalist Parti, bu kez kendi genel sekreterinin yerine, 2018’de kurulan Place publique hareketinin liderini destekleyecek.
Katılım rakamları da değişimin boyutunu gösteriyor. François Hollande’ın kazandığı 2011 sosyalist önseçiminin ilk turunda yaklaşık 2,66 milyon, Benoît Hamon’un kazandığı 2017 önseçiminde ise 1,66 milyon seçmen oy kullanmıştı. 2026’da bu sayı 120 bin 787’ye geriledi.
Ancak önseçimlerin koşulları aynı değildi. Önceki seçimler geniş seçmen katılımına açıkken bu kez üç partinin üyeleriyle kayıt yaptıran sempatizanlar oy kullanabildi. Bağımsız katılımcılar için 15 avroluk ödeme şartı da bulunuyordu.
Sosyalist Partinin örgütsel ve siyasi ağırlığındaki değişim daha uzun bir döneme yayılıyor. Hollande’ın 2012 cumhurbaşkanlığı zaferinden beş yıl sonra sosyalist aday Hamon yüzde 6,36’da kalmış, 2022’de Anne Hidalgo’nun oyu yüzde 1,75’e gerilemişti.
Aynı dönemde Mélenchon’un oyları 2012’de yaklaşık 4 milyondan 2022’de 7,7 milyona yükseldi. Bu iki gelişme, Fransız solunun geleneksel parti yapılarından farklı bir siyasi mobilizasyon modeline yöneldiğini gösteriyor.
Sol Neden Ortak Adayda Birleşemedi?
2026 önseçimi başlangıçta daha geniş bir sol ittifak oluşturma girişiminin parçasıydı. Olivier Faure, Ekolojistlerin lideri Marine Tondelier ve LFI’den ayrılan François Ruffin gibi isimler, farklı sol hareketlerin ortak aday belirleyeceği bir önseçimden yanaydı.
Ancak Mélenchon’un LFI’si başlangıçtan itibaren bu girişimin dışındaydı. Asıl kırılma ise 9 Temmuz‘da Sosyalist Parti içinde yaşandı. Parti üyelerinin yüzde 55,5’i, geniş katılımlı bir önseçim yerine sosyalist siyasi aileyle sınırlı bir yarış düzenlenmesini tercih etti. Bu karar, ekolojistlerin ve LFI dışındaki diğer sol hareketlerin katılabileceği ortak adaylık girişimini sona erdirdi.
Glucksmann’ın siyasi stratejisi de bu ayrışmaya dayanıyor. Place publique lideri, Mélenchon ve LFI ile yalnızca cumhurbaşkanlığı seçiminde değil, sonrasında yapılacak milletvekili seçimlerinde de ittifak kurulmasına karşı çıkıyor.
Buna karşılık Olivier Faure, özellikle aşırı sağ karşısında milletvekili seçimlerinde işbirliği ihtimalinin tamamen kapatılmasına karşı. Nitekim 2022’de NUPES, 2024’te Yeni Halk Cephesi (NFP) çatısı altında bir araya gelen sol partiler, aralarındaki farklılıklara rağmen seçim işbirlikleri gerçekleştirmişti.
Glucksmann’ın zaferi üzerine Yeşillerin lideri Marine Tondelier, sosyal demokratların geniş bir ittifak yerine kendi siyasi alanlarına çekildiğini savundu. Glucksmann ise 12 Ekim’de katıldığı France Inter yayınında ekolojistlere birlikte çalışma çağrısı yaparken LFI ile ittifakı reddetmeye devam etti.
Dolayısıyla önseçim, solun tamamının adayını belirlemekten çok, Mélenchon’la ittifaka karşı çıkan sosyal demokrat çizginin adayını ortaya çıkardı. Ancak bunun Sosyalist Parti içindeki ittifak tartışmalarını sona erdirdiği söylenemez.
Raphaël Glucksmann Kimdir?
1979’da Boulogne-Billancourt’da doğan Raphaël Glucksmann, Fransız düşünce hayatının tanınmış isimlerinden André Glucksmann’ın oğlu. Babası, 1970’lerde komünizm ve Sovyet totalitarizmine yönelik eleştirileriyle öne çıkan yeni filozoflar akımının temsilcilerindendi.
Sciences Po Paris’te eğitim gören Glucksmann, siyasi kariyerine Fransa’daki parti örgütlerinde değil, gazetecilik ve uluslararası ilişkiler alanında başladı. Ruanda soykırımını ve Fransa’nin rolünü ele alan bir belgeselin hazırlanmasında çalıştı. Daha sonra Ukrayna’daki Turuncu Devrim ve Gürcistan’daki siyasi gelişmelerle ilgilendi.
Kariyerinin en tartışmalı dönemi, 2009-2013 yıllarında Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin yakın danışmanlığını yapması oldu. Glucksmann, Gürcistan’ın Rusya’nın nüfuzundan uzaklaşarak Avrupa Birliği ve NATO’ya yakınlaşmasını destekledi.
Ancak Saakaşvili yönetimi, muhalefete yönelik baskılar ve demokratik hak ihlalleri nedeniyle eleştiriliyordu. Glucksmann’ın bu yönetimde üstlendiği rol, bugün hem radikal sol hem de aşırı sağ tarafından sorgulanıyor.
Le Monde’un Temmuz 2026’da yayımladığı kapsamlı araştırma, Glucksmann’ın Gürcistan’da diplomatik temaslardan iletişim stratejisine kadar çeşitli görevler üstlendiğini ortaya koydu. Glucksmann ise bu deneyimini Rus nüfuzuna karşı demokratik bir Gürcistan’ı destekleme çabası olarak savunuyor.
2018’de Place publique’nin kuruluşunda yer alan Glucksmann, ertesi yıl Sosyalist Parti ile ortak listenin başından Avrupa Parlamentosuna seçildi. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aynı ittifakın yüzde 13,83 oy alması, Fransız siyasetindeki görünürlüğünü artırdı.
Avrupa Parlamentosunda özellikle Çin’in Uygurlara yönelik uygulamaları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dış müdahaleler ve insan hakları konularına yoğunlaştı.
Bununla birlikte Glucksmann’ın Fransa’da bakanlık, belediye başkanlığı veya ulusal milletvekilliği deneyimi bulunmuyor. Uluslararası meselelerde geliştirdiği siyasi profilin, gündelik ekonomik ve toplumsal sorunlara nasıl aktarılacağı 2027 kampanyasının tartışma başlıkları arasında.
Mélenchon ve Glucksmann: İki Farklı Sol Program
Glucksmann ile Mélenchon arasındaki ayrılık yalnızca seçim ittifaklarıyla sınırlı değil. Ekonomi, Avrupa bütünleşmesi ve dış politika konusunda iki siyasetçi farklı yaklaşımlar benimsiyor.
Ekonomide Mélenchon, kamu harcamaları, ücret artışları ve gelirlerin yeniden dağıtımı üzerinden daha kapsamlı bir dönüşüm savunuyor. Haziran 2026’da açıkladığı seçim vaatleri arasında asgari ücretin net 1.700 avroya yükseltilmesi ve emeklilik yaşının 60’a indirilmesi bulunuyor.
Glucksmann ise ücret artışlarını sosyal kesintilerin azaltılmasıyla desteklemeyi ve bunun finansmanı için özellikle 2 milyon avronun üzerindeki büyük mirasları vergilendirmeyi öneriyor. Emeklilik reformunun kaldırılmasını savunsa da 62 yaşa dönüşü ve çalışma koşullarının ağırlığını dikkate alan bir sistemi benimsiyor.
Avrupa Birliği konusunda ayrım daha belirgin. Glucksmann, Avrupa bütünleşmesinin derinleştirilmesini, ortak savunma kapasitesinin artırılmasını ve ekolojik dönüşümün Avrupa ölçeğinde yürütülmesini savunuyor. Mélenchon ise AB’nin mevcut ekonomik ve kurumsal kurallarına karşı çıkıyor; Fransız egemenliği ve bağımsız dış politika vurgusunu öne çıkarıyor.
Ukrayna konusunda Glucksmann, Rusya’ya karşı askeri ve siyasi desteğin sürdürülmesini savunurken Mélenchon, NATO’ya daha mesafeli ve askeri bloklardan bağımsız bir güvenlik politikası öneriyor. Bununla birlikte LFI de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı çıkıyor.
İki siyasetçi, siyasi kurumların dönüşümünde de ayrışıyor. Mélenchon, mevcut Beşinci Cumhuriyet’in yerine Kurucu Meclis aracılığıyla Altıncı Cumhuriyet’in kurulmasını savunuyor. Glucksmann ise parlamentonun güçlendirilmesi, nispi temsil ve demokratik katılım mekanizmaları gibi reformlara ağırlık veriyor.
Ancak Glucksmann’ın programı henüz bütün başlıklarıyla netleşmiş değil. Özellikle kamu maliyesi ve emeklilik reformuna ilişkin önerilerinin ayrıntıları belirli değil.
Gazze’de “Soykırım” Tartışması: Glucksmann Neden Bu İfadeyi Kullanmıyor?
Glucksmann’ın dış politika yaklaşımındaki en tartışmalı konulardan biri Gazze’de yaşananların hukuki ve siyasi olarak nasıl tanımlanacağı.
Eylül ve Ekim aylarında düzenlenen önseçim tartışmalarında Glucksmann, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar çerçevesinde değerlendirirken “soykırım” ifadesini kullanmaktan kaçındı.
Bu tercih, Sosyalist Parti lideri Olivier Faure ile doğrudan tartışmasına yol açtı. Faure, Gazze’de yaşananların soykırım olarak adlandırılması gerektiğini savunarak söz konusu kavramın uluslararası kamuoyunu harekete geçirme işlevine dikkat çekti.
Glucksmann ise Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkardığı yakalama kararındaki suçlamaları gerekçe gösterdi. Mahkemenin soykırım suçlaması yöneltmediğini belirterek hukuki nitelendirmede yargı kararlarını esas aldığını söyledi.
Ancak Faure, Glucksmann’ın daha önce Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını, uluslararası bir mahkeme kararı bulunmamasına rağmen soykırım olarak nitelendirdiğini hatırlatarak bu yaklaşımın tutarlılığını sorguladı.
Glucksmann, Netanyahu’nun uluslararası yargı önünde hesap vermesini, Filistinlilerin yaşadığı acıların sona ermesini ve iki devletli çözümü desteklediğini vurguluyor. Dolayısıyla tartışma, İsrail hükümetinin eylemlerine yönelik eleştiriden ziyade bunların soykırım olarak tanımlanmasına odaklanıyor.
Öte yandan UCM’nin yakalama kararlarında soykırım suçlamasının bulunmaması, Gazze’deki eylemlerin soykırım teşkil edip etmediği konusundaki hukuki tartışmanın sonuçlandığı anlamına gelmiyor. Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki devlet sorumluluğunu inceleyen Uluslararası Adalet Divanı (UAD), UCM’den farklı bir yargı organı.
Bu ayrışma, Fransız solunda Filistin meselesinin yalnızca dış politika konusu olmadığını, siyasi ittifakların sınırlarını da etkilediğini gösteriyor. Mélenchon’un LFI’si Gazze’de soykırım yaşandığı görüşünü açık biçimde savunurken Glucksmann’ın yaklaşımı, önseçim sırasında kendi sosyal demokrat müttefikleriyle bile anlaşmazlığa yol açtı.
Glucksmann’ın önseçim zaferi, Sosyalist Partinin cumhurbaşkanlığı adaylığı sorununu çözdü. Ancak Fransız solunun siyasi liderliği konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Sosyal demokratların milyonlarca seçmeni harekete geçirebildiği dönemin ardından gelen bu sonuç, geleneksel solun örgütsel gücü ile Mélenchon’un son üç cumhurbaşkanlığı seçiminde oluşturduğu seçmen mobilizasyonu arasındaki farkı yeniden gündeme taşıyor.
Glucksmann, sosyal demokratlar ve ekolojistler etrafında LFI’den bağımsız bir siyasi ittifak hedeflerken Mélenchon da kendi programıyla seçimlere hazırlanıyor. 2027 seçimleri yaklaşırken bütün anketler ikinci tur için Marine Le Pen’in karşısına Mélenchon’un çıkacağını öngörüyor. Bu senaryoda Glucksmann’in LFI nefretini bir kenara bırakıp aşırı sağa karşı Mélenchon’u destekleyip desteklemeyeceği merak konusu.










