B’Tselem: “İsrail’in Amacı Gazze’yi Geri Dönülemez Hâle Getirmek”
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in raporu, Ekim 2023-Ekim 2025 arasında Gazze’de 161 tahliye emriyle uygulanan zorla yerinden etme politikasını ayrıntılı bir şekilde belgeliyor. Rapora göre Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı en az bir kez yerinden edilirken, siviller “güvenli” ilan edilen bölgelerde dahi bombardımana, açlığa ve tekrar eden tahliyelere maruz kaldı.
İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem tarafından yayımlanan “No Place Under Heaven: Forced Displacement in the Gaza Strip, 2023–2025” başlıklı kapsamlı rapor, Ekim 2023’ten Ekim 2025’e kadar Gazze Şeridi’nde yürütülen askerî operasyonların zorla yerinden etmeyi sistematik bir araç haline getirdiğini ortaya koyuyor.
Rapora göre İsrail’in saldırıları yalnızca can kayıplarına ve altyapının yıkımına yol açmadı; Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı, yani yaklaşık 1,9 milyon kişi, en az bir kez yerinden edildi. Yüz binlerce sivil ise defalarca evlerini terk etmek zorunda bırakıldı.
B’Tselem, bu sürecin geçici güvenlik gerekçeleriyle açıklanamayacağını, aksine yerinden etmenin askerî politikanın merkezine yerleştirildiğini vurguluyor. Raporda, Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasında İsrail ordusu tarafından en az 161 ayrı tahliye emri yayımlandığı; bu emirlerin çoğunun onlarca mahalleyi aynı anda kapsadığı belirtiliyor.
İki Yılda On Binlerce İnsan Öldürüldü, Sağlık Sistemi Çökertildi
Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine dayanan rapora göre, Ekim 2025 itibarıyla Gazze’de İsrail saldırıları sonucu 68 bin 519 kişi hayatını kaybetti, 170 binden fazla kişi yaralandı. Raporda, çeşitli akademik çalışmaların bu rakamların önemli ölçüde düşük kaldığına işaret ettiği aktarılıyor. Sağlık altyapısının büyük ölçüde çökmesi nedeniyle hem ölü hem de yaralı sayılarının tam olarak tespit edilemediği belirtiliyor.
B’Tselem, yerinden etmenin bu ölümlü tabloya eşlik eden bir “yan hasar” değil; nüfusun fiziksel ve toplumsal varlığını hedef alan bir süreç olduğunu savunuyor. Rapora göre savaşın ilk yılı sonunda Gazze’de yaşayan bir kişi ortalama altı kez yer değiştirdi.
İsrail’in Uluslararası Hukuka Aykırı Zorla Yerinden Etme Stratejisi
Raporda, Temmuz 2024’te Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından verilen danışma görüşüne atıf yapılıyor. Mahkeme, İsrail’in Gazze’nin kara geçişleri, hava sahası, karasuları ile su ve elektrik tedariki üzerindeki kontrolü nedeniyle Ekim 2023’ten önce de “işgalci güç” statüsünde olduğunu tespit etti. Bu tanımlama, İsrail’e sivillerin korunması ve zorla yerinden edilmenin engellenmesi yönünde açık yükümlülükler yüklüyor.
Cenevre Sözleşmeleri’ne göre, işgal altındaki bir bölgede sivillerin zorla yerinden edilmesi yasak. Bu durum yalnızca geçici tahliyeler ve sivillerin güvenliğini sağlama amacıyla sınırlı koşullarda mümkün olabiliyor. Ayrıca tahliye edilen kişilerin güvenli geçişinin sağlanması, temel ihtiyaçlara erişimlerinin garanti altına alınması ve çatışmalar sona erdiğinde geri dönüşlerinin kolaylaştırılması gerekiyor.
Rapora göre Gazze’deki uygulamalar bu koşulların hiçbirini karşılamıyor. Yerinden edilen sivillerin “güvenli” ya da “insani” olarak tanımlanan alanlarda da saldırılara maruz kaldığı, geri dönüşlerin sistematik biçimde engellendiği ve tahliyelerin geçici olmaktan çıktığı vurgulanıyor.
Gazze’de Zorla Yerinden Etmenin Kronolojisi
13 Ekim 2023: Kuzey Gazze’nin Toplu Tahliyesi
13 Ekim 2023’te İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan yaklaşık 1,1 milyon kişiye 24 saat içinde bölgeyi terk etmeleri yönünde emir verdi. Tahliye, yoğun bombardıman altında gerçekleşti. Siviller, geri dönüp dönemeyeceklerine dair hiçbir güvence olmadan güneye yönlendirildi.
Raporda, aynı gün sivillerin “güvenli koridor” olarak kullanmaları istenen Salah a-Din Yolu üzerinde ilerleyen bir konvoyun hedef alındığı; saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yaklaşık 70 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor. Bu olay, “güvenli koridor” söyleminin sahadaki karşılığını sorgulatan ilk örneklerden biri olarak sunuluyor.
Raporda açıklamalarına yer verilen birçok tanık, yaşlı, hasta ve engelli aile bireylerini geride bırakmak zorunda kaldıklarını ya da bombardıman altında saatlerce yürümek zorunda kaldıklarını anlatıyor.
Aralık 2023: Gazze’nin Güneyinde İkinci Tahliye Dalgası ve El-Mevasi
Aralık 2023’te Han Yunus ve Gazze’nin orta kesimlerinde yaşayan yaklaşık 500 bin kişiye yeni tahliye emirleri verildi. Bu grubun yaklaşık yarısı, daha önce kuzeyden yerinden edilmiş sivillerden oluşuyordu. İlk kez bu dönemde el-Mevasi bölgesi “insani bölge” olarak tanımlandı.
B’Tselem, el-Mevasi’nin savaş öncesinde dahi elektrik, su ve kanalizasyon altyapısından yoksun, yaklaşık 9 bin kişinin yaşadığı bir kıyı şeridi olduğuna dikkat çekiyor. Yüz binlerce kişinin yönlendirilmesiyle bölgede aşırı kalabalık oluştu; çadır, temiz su ve gıda eksikliği kronik hale geldi.
Netzarim Koridoru: Yerinden Etmenin Altyapısı
Rapora göre İsrail ordusu, 2023 sonundan itibaren Gazze’yi doğudan batıya bölen Netzarim Koridoru’nu yalnızca askerî bir hat olarak değil, yerinden etme politikasının merkezî bir aracı olarak kullandı. Koridor boyunca kurulan kontrol noktalarında sivillerin tek yönlü geçişe zorlandığı, hoparlörlerle üstlerinin soyulmasının emredildiği, yüz tanıma ve biyometrik veri toplandığı ve binlerce kişinin keyfi biçimde gözaltına alındığı aktarılıyor. Zamanla yedi kilometreye kadar genişletilen bu alan, raporda “kill zone” (öldürme bölgesi) olarak tanımlanıyor.
Mayıs 2024: Refah Operasyonu
6 Mayıs 2024’te İsrail ordusunun Refah’a yönelik kara harekâtı başlamasıyla birlikte yaklaşık bir milyon kişi yeniden yerinden edildi. Tahliye edilenlerin büyük çoğunluğu, aylar içinde defalarca göç etmek zorunda kalmış sivillerdi.
Refah’tan ayrılanlardan biri olan 34 yaşındaki Bilal Balbulah, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“6 Mayıs’ta ordu, Refah’a gireceğini duyurdu ve hemen tahliye emri verdi. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. El-Mevasi’ye vardığımızda her yer doluydu. Çadırlarımızda yaklaşık 60 kişi kalıyorduk. Çocuklarım açlıktan ve susuzluktan şikâyet ediyordu. Onlara verecek bir bisküvim bile yoktu.”
B’Tselem bu süreçte “insani bölge” olarak tanımlanan el-Mevasi’nin alanı daha da daraltıldığını ve çok sayıda sivil çadır bulamadan açık alanda yaşamaya zorlandığını aktarıyor.
Ekim 2024: Kuzey Gazze’ye Yönelik “Generaller Planı”
Ekim 2024’e gelindiğinde kuzey Gazze’de hâlâ yaklaşık 400 bin kişi bulunuyordu. İsrail ordusu bu aşamada, eski üst düzey askerler tarafından geliştirilen ve “Generaller Planı” olarak bilinen bir stratejiyi fiilen uygulamaya koydu.
Plan, kuzeydeki sivil nüfusun tamamının güneye sürülmesini ve bölgenin uzun süreli abluka altına alınmasını öngörüyordu. Gazze kenti, Beyt Hanun, Beyt Lahiya ve Cibaliya’dan yüz binlerce kişi tahliye edildi. Birleşmiş Milletler (BM) ve çeşitli uzmanlar bu süreci “etnik temizlik” olarak nitelendirdi.
Ocak-Mart 2025: İlk Ateşkes ve Gazzelilerin Kısa Süreli Geri Dönüşü
Ocak 2025’te ilan edilen geçici ateşkesle birlikte İsrail güçleri Netzarim Koridoru’nun bazı bölümlerinden çekildi ve yaklaşık 500 bin kişi kuzey Gazze’ye geri döndü. Ancak geri dönen siviller, evlerin, okulların ve altyapının büyük ölçüde yıkıldığını gördü.
Raporda tanıklığına yer verilen Beyt Hanunlu 32 yaşındaki Ahmad Matar, geri dönüşü şöyle anlatıyor: “Hiçbir şey kalmamıştı. İnsanlar sokaklarda ne yapacağını bilmeden dolaşıyordu. Okullar yakılmıştı. Evlerimizi tanımakta zorlandık; bulabildiğimizde ise sadece enkazdan birkaç eşya çıkarmaya çalıştık.”
18 Mart 2025’te ateşkesin bozulmasıyla yeni tahliye emirleri verildi ve siviller bir kez daha yerlerinden edildi.
Mart 2025: Yeniden Tahliye ve Saldırılar
Beyt Lahiya’da yaşayan 16 yaşındaki Ahmad al-Ghalban, ailesiyle birlikte geri dönüşten kısa süre sonra yeniden hedef alındı. İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu ağır yaralanan Ahmad, ikiz kardeşini kaybetti: “Muhammad yanımda ölüyordu. Bacaklarımı kaybettim. Onu her gün düşünüyorum.”
Ağustos–Eylül 2025: Gazze Kentinin Neredeyse Tamamı Tahrip Edildi
Ağustos 2025 sonunda Gazze kentine yönelik geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. Eylül ayında yaklaşık 1,2 milyon kişiye evlerini terk etme çağrısı yapıldı. “İnsani bölge” olarak tanımlanan alan, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 11’ine inecek kadar daraltıldı.
Bu süreçte el-Mevasi ve diğer geçici barınma alanları da saldırılara maruz kaldı. Birleşmiş Milletler verilerine göre Mart-Haziran 2025 arasında “insani bölgelerde” en az 112 saldırı gerçekleşti ve yüzlerce kişi hayatını kaybetti.
Yerinden Edilmenin Günlük Hayata Etkileri
Raporda, sürekli yer değiştirme halinin Gazze toplumunun sosyal dokusu üzerindeki etkilerine ayrıntılı biçimde yer veriliyor. Yerinden edilen sivillerin aşırı kalabalık kamplarda, yetersiz hijyen koşullarında ve sağlık hizmetlerine erişim olmaksızın yaşamak zorunda kaldığı; kadınlar ve çocukların artan risklerle karşı karşıya olduğu aktarılıyor.
Kasım 2024’te yapılan bir araştırmaya göre, yerinden edilenlerin yüzde 70 ila 90’ında travma sonrası stres bozukluğu belirtileri görüldü. Açlık, bulaşıcı hastalıklar ve ruh sağlığı sorunlarının yaygınlaştığı belirtiliyor.
Yedi çocuk annesi Safa al-Farmawi, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir gün oğlum çöpten bir parça ekmek bulup yedi. O an kendime söz verdim: Çocuklarım bir daha çöpten yemek yemeyecek.”
Tahliye Emirleri ve “Güvenli Koridorlar”
Raporda, tahliye emirlerinin çoğunlukla broşürler ve sosyal medya üzerinden duyurulduğu; elektrik ve internet kesintileri nedeniyle birçok kişinin bu bilgilere erişemediği aktarılıyor. Forensic Architecture tarafından yapılan bir çalışmaya göre, tahliye haritalarında sık sık hatalar yer aldı ve bazı emirler saldırılar başladıktan sonra yayımlandı.
“Güvenli koridor” olarak tanımlanan güzergâhlarda da sivillerin hedef alındığına dair çok sayıda belge bulunduğu raporda yer alıyor.
“İsrail’in Amacı Gazze’yi Kalıcı Bir Demografik Dönüşüme Uğratmak”
Rapora göre, Gazze’deki geniş çaplı yıkım ve altyapının sistematik biçimde ortadan kaldırılması, yerinden edilen nüfusun geri dönüşünü fiilen imkânsız hale getiriyor. Gazze’deki konutların yüzde 90’ından fazlası hasar gördü veya tamamen yıkıldı. Hastaneler, okullar, yollar ve tarım alanları da büyük ölçüde tahrip edildi. B’Tselem, bu yıkımın yalnızca askeri çatışmaların sonucu olmadığını, bazı bölgelerde askerî faaliyet sona erdikten sonra da sistematik şekilde devam ettiğini savunuyor.
Bu durum, yerinden edilen sivillerin geri dönüş ihtimalini ciddi biçimde sınırlıyor. Raporda, İsrailli yetkililerin bazı açıklamalarının ve sahadaki uygulamaların, Gazze’de kalıcı bir demografik ve mekânsal dönüşüm hedeflendiği yönünde yorumlandığı ifade ediliyor.
B’Tselem raporu, Gazze’de yaşanan zorla yerinden edilme sürecini, askeri operasyonların yan ürünü olmaktan ziyade, geniş kapsamlı ve planlı bir politikanın parçası olarak değerlendiriyor. Rapora göre, bu süreç Gazze’deki Filistin toplumunun yaşam koşullarını kalıcı biçimde tahrip etti ve insani krizi derinleştirdi.
Raporda ayrıca, uluslararası topluma İsrail’in eylemleriyle ilgili hesap verebilirliğin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımın engelsiz biçimde ulaştırılması çağrısı yapılıyor. Aksi takdirde, yerinden edilmenin geçici değil, kalıcı bir gerçeklik hâline gelme riskinin bulunduğu vurgulanıyor. (P)