İsrail Vatandaşı Filistinliler Çetelerin Kıskacında: Cinayet Kurbanlarının Yüzde 73’ü Filistinli
İsrail vatandaşı olan Filistinliler senelerdir örgütlü çete suçlarının şiddetiyle karşı karşıya. Sivil toplum kuruluşları Filistin topluluklarındaki çetelerin, İsrail’in bilinçli bir stratejisi olduğunu dile getiriyor.
Arap yerleşimlerinde yaşayan İsrail vatandaşı Filistinliler, örgütlü suç ve şiddetin giderek yaygınlaştığı bir ortamda hayatlarını sürdürüyor. 2023 yılında İsrail vatandaşı Filistinliler arasındaki cinayet oranı, OECD ülkeleri arasında üçüncü en yüksek seviyedeydi. Filistinliler İsrail nüfusunun yalnızca yüzde 21’ini oluşturmalarına rağmen, 2024 yılında, İsrail’deki 305 cinayet kurbanının 252’si Filistinliydi. Bu sayı, ülkedeki cinayet kurbanlarının yüzde 73’ünün Filistinli olması anlamına geliyor. Bu yönüyle Filistinli topluluklar içindeki organize suç oranları, Meksika ve Kolombiya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor.
2026 yılında ise çete ve örgütlü suç eylemleri neticesinde öldürülen Filistinlilerin sayısı senenin ilk ayında bile büyük bir artış gösterdi. İsrail’de yayın yapan Maariv gazetesine göre, İsrail’deki Filistin toplumunda şiddet görülmemiş boyutlara ulaşmış durumda. Yalnızca senenin ilk 15 gününde 12’si silahla olmak üzere 18 Filistinli çeteler tarafından öldürüldü.
Kanal 12 ise 2025 yılında 252 Filistinlinin öldürüldüğünü ve bunun 230 kişinin öldürüldüğü 2024 yılına göre yaklaşık yüzde 10’luk bir artışa tekabül ettiğini aktardı.
48 Arapları olarak da bilinen İsrail vatandaşı Filistinliler, 10 milyonun üzerindeki İsrail nüfusunun yüzde 21’ini oluşturuyor. Filistinliler, İsrail vatandaşı olmalarına rağmen hükûmetin kendilerine uyguladığı ayrımcı politikalarla karşı karşıyalar.
“Filistinliler Sabah, Öğlen ve Akşam Çeteler Tarafından Öldürülüyor”
Yaşanan bu tablo, İsrail vatandaşı Filistinlilerin ve sivil hak gruplarının geniş katılımlı protestolarla seslerini yükseltmesine yol açtı.
İsrail devletinin şiddet Filistinli topluluklara yöneldiğinde eylemsiz kaldığını belirten İsrail vatandaşı Filistinliler, 22 Ocak 2025 tarihinde ülke genelinde grev düzenledi. Sakhnin’den Umm el-Fahm’a kadar ülke genelinde gerçekleştirilen gösteriler Arap Belediye Başkanları Birliği ile Arap Yurttaşlar Yüksek İzleme Komitesi tarafından organize edildi. Grev, 50 binden fazla kişinin katıldığı kitlesel bir protesto gösterisiyle sona erdi.
Ellerinde siyah bayraklar olan protestocular, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’i hedef alarak, “Ben-Gvir, çocuklarımızın kanı ucuz değil.” sloganları attı. Gösteriye Arap toplumunun önde gelen isimleri ve İsrail Meclisi’nin Arap üyeleri de katıldı.
İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan Sahnin Belediye Başkanı Mazen Ganeyem, “Bir ülkede vatandaşlar sabah, öğlen ve akşam öldürülürken kimsenin umursamaması mümkün mü?” diye sordu.
“Filistinliler Ölümcül Suç ve Şiddet Salgınına Terk Edildi”
Protestolara destek veren ve Filistinlilerle İsrailliler arasında adil bir barış için çalışmalar yürüten “Standing Together” isimli sivil toplum kuruluşu, “Silahlı suçluların evlerin arasında ateş açmasına hükûmetin ve polisin göz yumduğu, cenazelerin sıradanlaştığı ve bütün toplulukların kendi kaderine terk edildiği bir ülkede hiçbirimiz güvende değiliz.” dedi. Kurum açıklamasında şu ifadelerde bulundu:
“İsrail içindeki Filistinli toplulukların örgütlü suç ve ölümcül şiddet salgınına terk edilmesine sessiz kalmayacağız. Bu, en temel şeyler için verilen bir mücadeledir: Yaşam hakkı, güvenlik hakkı, eşitlik ve adalet hakkı. Filistinli hayatları harcanabilir gören bir hükûmet karşısında bu haklardan vazgeçmeyeceğiz.”
Örgüt ayrıca İsrail hükûmetinin, Filistinlilerin neredeyse her gün karşılaştığı çete cinayetleri karşısında harekete geçmeyi reddettiğini ve Filistinlilerin acısına sırtını döndüğünü belirtti.
İsrail’in yasama organı Knesset’in önünde Yahudiler ve Filistinlilerin bir araya gelerek yaptığı gösteride, İsrail’deki Filistinli toplumda yaşanan dehşet verici suçlar ve her gün süren öldürmeler protesto edildi. Örgüt protestodan yaptığı paylaşımda, “Bu yılın başından bu yana, örgütlü suçla bağlantılı şiddet olaylarında 18 kişi hayatını kaybetti. Durum giderek kontrolden çıkıyor ve hükümet sorumluluğunu yerine getirmemeye devam ediyor. Bu tablo, hükümetimizin yurttaşlarını korumakta başarısız olmasının; yıllara yayılan ihmalin, ırkçılığın ve eylemsizliğin doğrudan bir sonucudur.” ifadeleri kullanıldı.
Ülke genelindeki grevden önce de, 11 Ocak’ta yaklaşık 1.000 kişi, İsrail hükûmetinin Filistinli topluluklardaki suç örgütlerine karşı ciddi bir politika izlememesini protesto etmek için Kudüs’te Başbakanlık binası önünde gösteri yapmıştı.
“İsrail, Filistinlilere Karşı Örgütlü Suçu Kullanıyor”
İsrail vatandaşı Filistinliler, son senelerde giderek artan çete suçlarının bilinçli bir politika olduğu görüşünde. Uzun yıllardır aktivist olarak çalışmalar yürüten Knesset üyesi Aida Touma-Suleiman’a göre İsrail’in suç örgütleriyle mücadele etmemesi, onlara fiilen serbest alan tanımak anlamına geliyor.
+972’ye konuşan Touma-Suleiman, İsrail’in apartheid politikalarına karşı yeni mücadele alanları oluşturulmasını savunurken, İsrail’de güvenlik duygusunun tamamen yok olduğunu, Filistinlilerin neredeyse dip noktaya ulaştığını söyledi:
“Kimsenin konuşamadığı başka suç türleri de var. İşletmelerden ‘koruma parası’ toplanıyor. Filistin toplumundaki neredeyse tüm işletmeler suç gruplarına ödeme yapmak zorunda. Aksi halde seni, aileni ya da iş yerini vuruyorlar, kapatıyorlar. Resmî bankalarda verilen kredilerin yalnızca yüzde 2’si Filistinli topluluğa gidiyor. İnsanların başka seçeneği kalmıyor ve neyin içine girdiklerini bilmeden bu gruplara yöneliyorlar. İnsanlarda, bu durumdan bizi kurtaracak ya da kurtarmak isteyecek birinin olmadığına dair derin bir korku ve umutsuzluk var. İsrail hükûmetinin Arap-Filistinli vatandaşlarının güvenliğini sağlama yönünde gerçek bir siyasi iradesi olmadığına inanılıyor. İşte bu yüzden öfke çok yüksek.”
Touma-Suleiman, İsrail’de yaşayan Filistinlilerin hayatının “normal” olmadığını söyleyerek 22 Ocak’ta on binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen grevin gerekçesini şöyle açıkladı: “Zaten uluslararası ölçütlere göre İsrail’de hiçbir şey normal değil; ama İsrail’in kendi ölçütlerine göre bile, nüfusun yüzde 20’si suç örgütlerinin kontrolü altındayken hayatın normal akması mümkün olmamalı.”
Touma-Suleiman, İsrail devletinin vatandaşlarıyla arasındaki toplumsal sözleşmeyi ihlal ettiğini, devletin İsrail vatandaşı Filistinlileri korumadığı gibi, organize suçun Filistinli toplulukları kontrol etmesine göz yumduğunu belirterek şöyle dedi: “İsrail bu grupları adeta bir taşeron gibi kullanıyor.”
İsrail Vatandaşı Filistinlilere Yönelik Çete Cinayetleri
İsrail’de yaşayan ve vatandaş olan Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı çete cinayetleri oldukça köklü bir soruna işaret ediyor. 16 Ocak 2026’da 35 yaşındaki Wafaa Badran, iki çocuğuyla arabasıyla seyir hâlindeyken çocuklarının önünde çeteler tarafından öldürüldü. Bu cinayet, 2026’nın başından beri işlenen 18. cinayetti.
29 Nisan 2025’te ise 40 yaşındaki Filistinli aktivist ve üç çocuk annesi Susan Abdelqader Bishara, Tira’daki evinin yakınında arabasında vurularak öldürüldüğünde, bu cinayet beş gün içinde İsrail vatandaşı bir Filistinliye yönelik işlenen beşinci cinayetti. Tanınmış bir aktivist olan Abdelqader, 2023’te Tel Aviv’de düzenlenen ve İsrail’in Arap toplumunda artan cinayetleri protesto etmek için binlerce Filistinli ve Yahudi göstericinin sembolik tabutlar taşıdığı “Ölüler Yürüyüşü”nün de öncülerinden biriydi. Abdelqader cinayetinden sonraki bir ay içinde yedi İsrail vatandaşı Filistinli daha çeteler tarafından öldürüldü.
Abraham Initiatives’in paylaştığı verilere göre 2022 yılında İsrail vatandaşı 116 Filistinli, 2023 yılında 244 kişi, 2024 yılında ise 230 kişi çete ve suç örgütleri tarafından cinayete kurban gitti. Kurumun Kasım 2024’te yaptığı bir anketin de ortaya koyduğu üzere hem Yahudi hem de Arap İsrail vatandaşları, suç olgusunun İsrail’deki Arap toplumunun karşı karşıya olduğu en büyük mesele olduğunu düşünüyor.
Filistinliler Çeteleri “Devletin Stratejik Projesi” Olarak Görüyor
Çete şiddetinin salgın boyutuna ulaştığı bir ortamda, aktivistler ve uzmanlar İsrail’in bilinçli eylemsizliğini, Filistin toplumunu içeriden dağıtmaya yönelik bir kampanyanın parçası olarak değerlendiriyor. Uluslararası hukuk profesörü Ramy Abdul’e göre organize suç, Arap topluluklarında baskı aracı olarak kullanılarak halkın yerlerinden edilmesine ve baskı altına alınmasına olanak tanıyor.
+972’ye konuşan aktivist Ameer Makhoul ise, Filistinli topluluklardaki suç örgütlerinin iyi silahlanmış olduklarını ve küçük orduları andırdıklarını söylüyor. Söz konusu çeteler özellikle, 7 Ekim saldırılarından bu yana İsrail toplumunda silahların yaygınlaşmasından da faydalanmış durumda. Bu örgütler, bomba yapmak için patlayıcılara ve füze gibi ağır silahlara sahipler.
İsrail’deki istisnasız her Filistinli topluluğun bu şiddetten etkilendiğini söyleyen Makhoul, “Suç toplumun her köşesine ulaştı. Haraç, belediye ihalelerinin ele geçirilmesi, işletmelere el koyma ve daha fazlasıyla milyarlar üreten bütüncül bir ekonomik sistem söz konusu. Bu, münferit olaylar değil, topyekûn bir mekanizma.” açıklamasında bulundu.
Makhoul’a göre bu durum, son yıllarda İsrail vatandaşı Filistinliler arasında göç etmeyi düşünenlerin sayısında belirgin bir artışa yol açtı. İsrail vatandaşı Filistinliler, bu organize suç salgınının Filistin toplumunu içeriden dağıtmayı amaçlayan bilinçli bir devlet kampanyası olduğuna inanıyorlar. Makhoul bu durumu şöyle tanımlıyor: “Suç, nihai hedefi Filistinlilerin ‘gönüllü göçü’ olan, devletin stratejik bir projesidir. Bu politika Gazze ya da Batı Şeria ile sınırlı değil. Yeşil Hat içinde yaşayan İsrail vatandaşı Filistinliler için de geçerli. Ve bu özellikle eğitimli gençler ile tıp ve yüksek teknoloji gibi alanlardaki profesyoneller arasında şimdiden yaşanıyor.”
Netanyahu’nun başını çektiği İsrail sağının Filistinli yurttaşları sistematik biçimde tam bir umutsuzluğa sürüklediğini söyleyen Makhoul, İsrail içindeki Filistinlilerin, Netanyahu hükûmetinin iktidarını tehdit eden bir seçmen bloğu olduğunu da ekledi.
Filistinliler öyle bir noktaya geldi ki, Lod şehrinin Likud Partili sağcı belediye başkanı Yair Revivo bile, Knesset’te bu suç örgütleriyle mücadele konulu bir tartışmada, “Bence İsrail Devleti’nin çıkarı, İsrailli Arapların birbirini öldürmesi. Suçlular masum insanları da öldürüyor ve devletin bu olguyu durdurmak için gerekli adımları attığını görmüyorum. Devlet yeterli iddianame sağlayamıyor. Katillerin sayısı ve gücü artıyor ve İsrail’deki kolluk kuvvetlerinden korkmuyorlar. Arap suçları milliyetçi suçlardır ve buna göre ele alınmalıdır. Maalesef, kolluk liderleri ancak Arap suçları Tel Aviv kentine ulaştığında uyanacak.” ifadelerinde bulunmuştu.