Dosya: "Emeklilik"

Türk Göçmen Kadınlar, Emeklilikte Yoksulluk Çekiyor

Almanya’da seneler boyunca hem iş piyasasında çalışan hem de aile içi bakım emeğini üstlenen Türk göçmen kadınlar, emeklilikte yoksulluk riskiyle çok daha yoğun bir şekilde karşı karşıyalar. Uzmanlara göre çözüm, yalnızca emekli maaşlarını artırmakla da mümkün olmayacak.

Türk Göçmen Kadınlar, Emeklilikte Yoksulluk Çekiyor
Almanya'da yaşayan Türk göçmen kadınlar yaşlılıkta yoksulluk riskiyle karşı karşıya. | Fotoğraf: dieddin/shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Yıllarca düşük ücretli işlerde çalışan, çocuk ve yaşlı bakımını omuzlayan Türk göçmen kadınlar, Almanya’da emeklilikte en kırılgan gruplardan biri hâline geldi. Görünmeyen bakım emeği ve kesintili çalışma hayatı, bugün düşük emekli maaşları ve artan yaşlılık yoksulluğu olarak onlara geri dönüyor. Bu tablo aslında bireysel bir tecrübe değil; cinsiyet, göç ve sosyal güvenlik sisteminin kesiştiği yapısal bir eşitsizliğin sonucu.

Köln’ün dış semtlerinden birinde, 40 metrekarelik bir dairede yaşayan 68 yaşındaki Ayşe Aydın* için emeklilik, yıllarca hayal ettiği gibi bir dinlenme dönemi değil. Ayşe Hanım’ın her ay aldığı 680 avroluk emekli maaşının yarısından fazlası kiraya gidiyor. Geriye kalanla elektrik, sağlık giderleri ve temel mutfak masraflarını karşılamaya çalışıyor. Otuz yılı aşkın süre temizlik işlerinde çalışan Aydın, aynı zamanda iki çocuğunu büyüttü, hasta kayınvalidesine baktı ve uzun yıllar boyunca bakım emeğini ücretsiz olarak üstlendi. “Çalıştım ama sanki hiç çalışmamışım gibi.” diyen Ayşe Hanım’ın hikâyesi, Almanya’daki Türk göçmen kadınların emeklilikte yaşadığı yapısal eşitsizliğin bir özeti niteliğinde.

Almanya, 1960’ların başında “misafir işçi” programı ile Türkiye’den yüzbinlerce insanı ağırladı. Erkek işçiler ağır sanayi, inşaat ve fabrikalarda çalışırken, kadınlar genellikle hizmet sektörü, temizlik, bakım ve yarı zamanlı işler gibi düşük ücretli alanlarda istihdam edildi. İş piyasasındaki bu ayrışma, çalışma yaşamının neredeyse doğal bir parçası hâline geldi. Fakat bu durum aynı zamanda kuşaklar boyu süren sosyal ve ekonomik sonuçlara da yol açtı ve uzun vadede kadınların emeklilik haklarını belirleyen temel faktörlerden birine dönüştü. Bugün bu kuşağın emeklileri, özellikle kadınlar, Almanya’daki emeklilik sisteminin en kırılgan gruplarından biri olarak öne çıkıyor.

Emeklilikte Artan Eşitsizlik

Almanya’da emeklilik sistemi, bir kişinin çalışma hayatı boyunca ödediği primler üzerinden işliyor. Bu da çalışma süresi, gelir düzeyi ve tam zamanlı istihdamı doğrudan etkiliyor. Ancak pratikte birçok Türk göçmen kadının çalışma hayatı, bu kriterlerle uyumlu ilerlemedi. En belirgin sorunlardan biri düşük gelir ve “part time” çalışma oranları oldu. Türk kökenli kadınların büyük bir kısmı, Almanya’ya geldiklerinde profesyonel bir eğitim ve dil yeterliliğine sahip değildi ve genellikle yarı zamanlı veya düşük ücretli sektörlerde yer aldılar. Bu durum, emekli maaşının temelini oluşturan sosyal güvenlik primlerinin düşük olmasına yol açtı.

Federal Emeklilik Sigortası verileri, Türkiye kökenli emeklilerin ortalama aylık emekli maaşının Alman emeklilere göre belirgin biçimde daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. 2024 itibarıyla Alman emeklilerin ortalama maaşı aylık yaklaşık 1204 € iken, Türk emekliler yaklaşık 852 € alıyordu. Üstelik aradaki yaklaşık 352 avroluk bu fark kadınlar söz konusu olduğunda daha da derinleşiyordu: Türk kadın emeklilerin aylık geliri 651 € civarında iken, Alman kadın emekliler 1003 € civarında gelir elde ediyorlardı. Yani Türk kökenli kadınların aldığı emekli maaşları, çoğu zaman yoksulluk sınırının altında kalıyor.

Bu eşitsizlikler kuşaklar arasında farklı biçimler alsa da ortadan kalkmış değil. Birinci kuşak, yani misafir işçi olarak Almanya’ya gelen kadınlar, çoğunlukla düşük ücretli ve fiziksel olarak ağır işlerde çalıştı. Dil bariyerleri ve sınırlı mesleki eğitim imkânları, sigortalı ve kesintisiz bir çalışma hayatı kurabilmelerini zorlaştırdı. Çocuk ve yaşlı bakımı ise bu kadınların omuzlarında görünmeyen ikinci işti.

Buna karşın ikinci kuşak kadınlar Almanya’da eğitim almış, iş piyasasına daha erken yaşta girmiş olsalar da, bakım yükü ve yarı zamanlı çalışma nedeniyle benzer bir emeklilik riskiyle karşı karşıyalar. Özetle eşitsizliğin, kuşaktan kuşağa aktarılırken yalnızca biçim değiştirdiğini söyleyebiliriz.

Bakım Emeği ve Kadınların Çifte Yükü

Öte yandan bakım emeği (care work), bu tablonun merkezinde yer alıyor. Çocuk yetiştirme, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri gibi toplumun devamı için hayati önemde olan bu işler ücretli olmadığı gibi, resmî sigorta primlerine “katkı sağlamadığı” için emeklilik hesaplamalarında da dikkate alınmıyor. Bu durum, maaş bordrosunda açıklar yaratıyor ve emekli maaşını doğrudan düşürüyor.
Almanya’daki çalışma yaşamına ilişkin daha geniş sosyoekonomik analizlerde, kadınların daha kısa iş deneyimi, yarı zamanlı istihdam ve düşük ücretli işler nedeniyle erkeklere göre daha düşük emekli maaşı alma olasılığının belirgin şekilde yüksek olduğu vurgulanıyor. Kadınlar, aile içi sorumluluklar nedeniyle ya tamamen iş piyasasından çekiliyor ya da daha düşük prim ödenen işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Sonuçta emeklilik hesaplamasında ortaya çıkan boşluklar, yaşlılıkta doğrudan yoksulluk riski olarak beliriyor.

Bakım işinin ekonomik değeri toplumda yaygın olarak tanınmasına rağmen sistem içinde hayati bir gelir katkısına dönüşmesi için gereken prim hesaplamaları yetersiz kalıyor. Kadınlar genellikle çocuk yetiştirme, hasta ve yaşlı bakımını üstlenirken aynı zamanda daha düşük prim ödeyen işlerde çalışıyorlar. Bu çifte yükleme, emeklilik yaşına kadar toplam prim katkısını ciddi biçimde azaltıyor.

Yaşlılıkta Yoksulluk ve Toplumsal Katılım

Yaşlılık yoksulluğu yalnızca maddi bir sorun değil. Düşük emekli maaşları, sosyal hayata katılımı, sağlık hizmetlerine erişimi ve yaşam kalitesini de doğrudan etkiliyor. Federal istatistikler Almanya’da 65 yaş üstü nüfusun önemli bir kesiminin yoksulluk riski altında olduğunu gösteriyor; yaşlı kadınlar bu riskin içinde daha yoğun temsil ediliyorlar.

Zira yaşlılık döneminde düşük emekli maaşları, bireyleri sosyal izolasyona, artan sağlık giderleri ve temel ihtiyaçlara erişimde zorlanmaya itiyor. Bu durum, göç geçmişine sahip yaşlılar arasında daha fazla hissediliyor. Göç geçmişine sahip yaşlı kadınlar, çoğu zaman hem ekonomik hem de sosyal açıdan daha izole bir yaşam sürebiliyor. Kurumsal bakım ve destek hizmetlerine erişim sınırlı kalırken, aile içi dayanışma da her zaman yeterli olmuyor.

Bu noktada ulusaşırı bir boyut devreye giriyor. Birçok Türkiye kökenli kadın, düşük Alman emekli maaşını Türkiye ile kurduğu bağlar üzerinden dengelemeye çalışıyor. Türkiye’de bir ev, yaz aylarını orada geçirme planı ya da ilerleyen yaşlarda tamamen geri dönme düşüncesi, bu düşük gelir gerçeğiyle baş etmenin yollarından biri olarak görülüyor. Ancak bu strateji herkes için mümkün değil. Türkiye’de mülkü olmayan ya da sağlık nedenleriyle Almanya’daki sosyal ve tıbbi altyapıya bağımlı olan kadınlar için yaşlılık yoksulluğu daha da derin.

Sistemsel Nedenler ve Yapısal Engeller

Almanya’daki sosyal güvenlik sistemi kâğıt üzerinde evrensel ve kapsayıcı bir yapıya sahip olsa da, göç geçmişine sahip kadınların emeklilik sürecinde karşılaştığı eşitsizlikler büyük ölçüde yapısal nedenlere dayalı. Özellikle göçün ilk yıllarında yeterince sunulmayan dil ve mesleki eğitim imkânları, kadınların daha yüksek vasıflı ve güvenceli işlere erişimini zorlaştırdı. Bu ve yukarıda sayılan diğer unsurlar bir araya geldiğinde, emeklilikte ortaya çıkan gelir eşitsizliği neredeyse kaçınılmaz hâle geldi.

Bunlara ek olarak, Almanya’daki emeklilik reformları ve özellikle düşük ücretli sektörlerde yaygınlaşan esnek çalışma biçimleri, uzun vadede prim kazançlarını daha da zayıflatabiliyor. Kadınların yoğun olarak yarı zamanlı çalıştığı veya düşük gelirle istihdam edildiği sektörlerde geçirilen yıllar, sistem içinde daha düşük emekli maaşlarıyla karşılık buluyor. Tüm bu tabloya rağmen, politik düzeyde göçmen kadınların emeklilik sorunları uzun süre görünür değildi. Federal hükûmetin hayata geçirdiği “Grundrente” (temel emeklilik) gibi düzenlemeler, düşük gelirli çalışanları desteklemeyi amaçlasa da, düzensiz çalışma geçmişi olan birçok göçmen kadını kapsam dışında bırakıyor. Göçmen kadın örgütleri ve sendikalar ise bakım sürelerinin emeklilikte daha kapsamlı biçimde tanınmasını, düşük ücretli sektörlerde çalışanların emeklilik haklarının güçlendirilmesini ve yaşlı göçmenlere yönelik hedefli sosyal politikalar geliştirilmesini talep ediyor.

Almanya’da göçmen kökenli yaşlı kadınlar, emeklilikteki gelir yetersizliği nedeniyle giderek daha fazla gıda bankalarına (Tafel) başvurmak zorunda kalıyor. Ülkede yaklaşık 1,1 milyon kişinin Tafel hizmetlerinden yararlandığı ve kullanıcıların önemli bir kısmını yaşlılar ile göçmen kökenlilerin oluşturduğu biliniyor. Özellikle 64 yaş ve üzerindeki kullanıcıların toplam müşterilerin yaklaşık dörtte birini oluşturması, yaşlıların mali güvencesizlik nedeniyle yardıma ne kadar bağımlı olduğunu ortaya koyuyor.

Geleceğe Miras Bırakılan Sorunlar

Yaşlanan nüfusla birlikte Almanya’daki emeklilik sistemi üzerindeki baskı giderek artıyor. Emeklilik yaşının kademeli olarak yükseltilmesi tartışılırken, düşük emekli maaşı alan göçmen kadınlar için bu tartışmalar doğrudan hayat standartlarını sürdürebilme mücadelesi demek. Aylık gelirinin büyük bir kısmını ç temel ihtiyaçlara ayırmak zorunda kalan yaşlılar, zaten sınırlı olan sosyal ve kültürel hayata katılımlarını daha da kısıtlamak zorundalar.

Bu tablo, bireysel bir mağduriyet hikâyesi değil. Emeklilikte yaşanan bu eşitsizlik, cinsiyet, göç geçmişi ve ekonomik adaletin kesişiminde yer alan yapısal bir sistem sorunu. Zira mesele bireysel tercihlerden çok daha derin. Bakım emeğinin sistematik biçimde kadınların omzuna yüklenmesi ve bu emeğin emeklilik sisteminde yeterince karşılık bulmaması, yaşlılıkta yoksulluğu âdeta kaçınılmaz hâle getiriyor. Bu nedenle çözüm, yalnızca emekli maaşlarını artırmakla değil, bakım emeğini merkeze alan daha kapsayıcı bir sosyal güvenlik reformuyla mümkün olabilir. Almanya’nın sosyal güvenlik politikaları, bu kırılgan grupların ihtiyaçlarını daha iyi tanımlamalı ve destek mekanizmalarını güçlendirmeli.

Ayşe Aydın içinse bu tartışmalar oldukça somut bir yere, ay sonunu getirip getiremeyeceği sorusuna dayanıyor. Emeklilik, onun kuşağı için çok uzun süredir bir refah vaadi değil. Tam tersine emeklilik, özellikle göçmen kadınlar için yıllarca görünmeyen emeğin ardından gelen bir geçim mücadelesi dönemi. Almanya’nın yaşlanan toplumunda bu sessizliğin daha ne kadar sürdürülebileceği ise artık yalnızca bireysel değil, toplumsal ve politik bir soru.

*İsmi kendi isteği üzerine değiştirilmiştir.

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi alan Enise Yılmaz, Perspektif’in yayın kurulu üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler