Kasvetli Yeni Dönem: Nükleer Silahları Sınırlayan New START Artık Yok
2011’den bu yana ABD ve Rusya’nın stratejik nükleer başlıklarını 1.550 ile sınırlandıran New START’ın 5 Şubat’ta sona ermesiyle, iki ülke arasında bağlayıcı ve denetime açık son silah kontrol çerçevesi de ortadan kalktı. Veri paylaşımının durduğu, denetimlerin askıya alındığı ve siyasi iradenin zayıfladığı bir ortamda uzmanlar, özellikle stratejik başlıkların hızla artırılabileceği yeni bir silahlanma yarışı riskine işaret ediyor.
Dünya ne kadar daha kötüye gidebilir? Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması (New START), 5 Şubat’ta süresini doldurarak sona erdi ve böylece ABD ile Rusya’nın akıl dışı boyutlara ulaşan nükleer silah programlarına belirli sınırlar getiren bir silah kontrolü dönemi kapandı. 5 Şubat 2011’de yürürlüğe giren antlaşma, taraflara stratejik saldırı silahlarına ilişkin temel sınırlara yedi yıl içinde ulaşma yükümlülüğü getirmiş, bu sınırlamaların da antlaşma süresi boyunca korunmasını öngörmüştü.
Antlaşmanın sona ermesine kadar taraflar şu sınırlar çerçevesinde kaldı: Konuşlandırılmış 700 kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füze (SLBM) ve nükleer silah taşıma kapasitesine sahip ağır bombardıman uçağı; bu üç platformda toplam 1.550 nükleer başlık; ayrıca konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 nükleer kapasiteye sahip sistem (ICBM rampaları, SLBM rampaları ve nükleer kapasiteli ağır bombardıman uçakları).
New START Zaten Pandemi Döneminde Aşınmıştı
Bu sınırlar ne övgüye değerdi ne de istisnai. 1.550 nükleer başlık tavanı, ancak bu alandaki dar ve çoğu zaman gerçeklikten kopuk silah müzakere çevrelerini etkileyebilecek bir rakamdı. Söz konusu düzenleme, Moskova ve Washington’ın diğer ülkelere – nükleer silaha sahip olsun ya da olmasın- kendi aşırı silahlanma eğilimlerini sınırlayabildiklerini gösterme amacını da taşıyordu. Ancak New START da nükleer silahları sınırlamaya yönelik diğer anlaşmalar gibi belirgin boşluklarla maluldü. Örneğin taktik nükleer silahları kapsamıyor, yeni stratejik silah sistemlerinin konuşlandırılmasına da sınır getirmiyordu.
Antlaşma, COVID-19 salgınının başlamasıyla birlikte fiilen ihmal edilmeye başlandı. Yerinde denetimler askıya alındı ve 2022’den sonra yeniden başlatılmadı. Bulletin of the Atomic Scientists’ten François Diaz-Maurin “Rusya Eylül 2022’den bu yana konuşlandırılmış stratejik nükleer kuvvetlerine dair veri paylaşmadı; Şubat 2023’te antlaşmaya katılımını tamamen askıya aldı; ABD ise Mayıs 2023’ten bu yana toplu verileri yayımlamadı.” açıklamasını yaptı. Bu tablo, New START’ı giderek hırçınlaşan tarafların isteksizce sürdürdüğü bir centilmenlik anlaşmasına dönüştürdü.
Diplomatik İmkânlara Rağmen Siyasiler İrade Göstermedi
Geçen 2o25 yılının eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, antlaşmanın temel sınırlamalarını bir yıl süreyle uzatma ihtimalini gündeme getirdi. 22 Eylül 2025’teki Rusya Güvenlik Konseyi toplantısında Moskova’nın, ABD’nin de “benzer bir anlayışla” hareket etmesi koşuluyla, New START’ta öngörülen merkezi nicel kısıtlamalara 12 ay boyunca uymaya hazır olduğunu söyledi. Bu sürenin ardından durumun dikkatle değerlendirileceğini ve gönüllü öz sınırlamaların sürdürülüp sürdürülmeyeceğine dair kesin bir karar alınacağını belirtti. Putin ayrıca, New START mirasının tamamen terk edilmesinin birçok açıdan “ağır ve kısa görüşlü bir hata” olacağını, bunun Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın hedefleri üzerinde olumsuz etkiler doğurabileceğini ifade etti.
Bu açıklama Beyaz Saray’a ulaştığında Basın Sözcüsü Karoline Leavitt önerinin “Oldukça iyi.” göründüğünü söyledi. İki hafta sonra Başkan Donald Trump da bir TASS muhabirinin sorusu üzerine Putin’in teklifinin “Bana göre oldukça iyi bir fikir.” olduğunu dile getirdi. Ancak bunun ötesinde somut bir adım atılmadı. Trump yönetimi, Dışişleri Bakanlığı’nda nükleer konularla ilgilenen diplomat sayısını azalttı; Ekim 2025’te nükleer denemelerin yeniden başlatılabileceğine dair kamuya açık açıklamalarda bulundu. Ayrıca Çin’in de sınırlama görüşmelerine dahil edilmesi konusunda ısrar ederek silah kontrol sürecini daha da karmaşık hale getirdi; Pekin ise bu yönde kayda değer bir istek göstermedi. Ocak ayında Trump, belgenin diplomatik arşivlere karışmak üzere olmasından rahatsız görünmedi: “Süresi dolarsa dolar. Daha iyi bir anlaşma yaparız.”
ABD’deki siyasi çevrelerde konuya yönelik dikkat çekici bir ilgisizlik hâkimdi. New START, uluslararası yükümlülükleri yerine getirmekten ziyade görmezden gelmeye daha hevesli bir yönetim için bir başka rahatsız edici bağlayıcılık olarak görülüyordu. 14 Ocak’ta Temsilciler Meclisinde yapılan konuşmalarda yalnızca bir grup Demokrat Partili, antlaşmanın sona ermesinin ardından ne olacağına dair kaygılarını dile getirdi. Bu ay Massachusetts Senatörü Ed Markey, Senato Nükleer Silahlar ve Silah Kontrolü Çalışma Grubu eş başkanı sıfatıyla düzenlediği basın toplantısında Trump yönetimine silah kontrol anlaşmalarına bağlılık çağrısı yaptı: “Açık konuşalım: Amerika’nın yeni bir nükleer silaha ihtiyacı, Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü’nü hak etmesi kadar vardır.”
Trump’ın soğukkanlı yaklaşımı, New START’ı imzalayan ABD Başkanı Barack Obama tarafından paylaşılmıyor. Obama bu ayın başında antlaşmanın sona ermesine izin vermenin “on yılların diplomasisini anlamsızca ortadan kaldıracağını ve dünyayı daha güvensiz hale getirecek yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceğini” söyledi. Rusya adına antlaşmayı imzalayan dönemin Devlet Başkanı Dmitri Medvedev de Reuters, TASS ve WarGonzo’ya yaptığı açıklamalarda benzer bir uyarıda bulundu: “Bunun (antlaşmanın sona ermesinin) hemen bir felaket ve nükleer savaş anlamına geldiğini söylemek istemiyorum, ama yine de herkesi alarma geçirmeli.”
Yeni Bir Nükleer Silahlanma Yarışı İhtimali
New START’ın tarihe karışmasının ardından nükleer silah sahibi devletlerin yeni bir yarışa girebileceği ihtimali, silah kontrol uzmanları arasında ciddi endişe yaratıyor. Antlaşmanın baş ABD müzakerecisi Rose Gottemoeller, Rusya’nın yeni bir yarışta öne geçebileceği uyarısında bulunuyor. Moskova’nın, bağımsız hedeflere yönlendirilebilen çoklu savaş başlıklarını (MIRV) mevcut füzelerine ekleyerek -kamuoyunda “yükleme” olarak anılan yöntemle- hızlı bir kapasite artışına gidebileceğini belirtiyor. ABD 2014’te son MIRV’lerini sistemlerinden çıkarmışken, Rusya bu tür füzeleri envanterinde tutmaya devam etti. Gottemoeller’e göre, “Rusya bir yükleme kampanyasıyla biz daha teknik altyapıyı kurmaya çalışırken arayı hızla açabilir.”
Nükleer silahları hâlâ cazip bir araç olarak tutan iki büyük güç, şimdi bu tabloyu daha da ağırlaştırma riskiyle karşı karşıya. Washington’da nükleer cephaneliğin büyümesi gerektiği yönünde güçlü bir kanaat olduğu görülüyor. Bulletin of the Atomic Scientists, artan karamsarlıkla sembolik Kıyamet Saati’ni bir kez daha gece yarısına yaklaştırdı. Saat şu an gece yarısına 85 saniye kala gösteriyor. Geriye pek zaman kalmış görünmüyor.
NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yapılmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.