Seçim

Fransa’da Herkesin Zafer İlan Ettiği Ama Kimsenin Kazanamadığı Belediye Seçimleri

Fransa’daki yerel seçimlerde tüm siyasi aktörler sonuçları kendi lehine yorumlayarak zafer ilan etti; ancak veriler, mutlak bir galibin çıkmadığını, sağ ve sol blokların zayıfladığını, aşırı sağın yerelde görece güç kazandığını ve partiler arası seçmen geçişlerinin kalıcılaştığı parçalı bir siyasi yapının pekiştiğini ortaya koydu.

Fransa’da Herkesin Zafer İlan Ettiği Ama Kimsenin Kazanamadığı Belediye Seçimleri
Görsel: SynthEx/Shutterstock

Fransa’da 22 Mart’ta [sadece yüzde 10’u aşan adayların katıldığı] ikinci turu tamamlanan belediye seçimleri, farklı siyasi aktörlerin eş zamanlı zafer iddialarıyla karmaşık bir tablo ortaya koydu. Seçimlerin hemen ardından merkez, sağ, sol ve aşırı sağ partilerin tamamına yakını elde ettikleri sonuçları bir başarı olarak tanımladı. Ancak veriler birlikte değerlendirildiğinde, seçimlerin tek bir kazanan üretmekten ziyade Fransa siyasetindeki yapısal dönüşümlerin pekiştiğini gösterdiği anlaşılıyor.

Analiz Etmesi Zor Belediye Seçimlerinde Genel Tablo Nasıl?

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Renaissance’ın lideri ve eski başbakan Gabriel Attal, seçimlerin ardından “Seçilmiş temsilci sayımızı iki katına çıkarıyoruz.” diyerek memnuniyetini dile getirdi. Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Genel Koordinatörü Manuel Bompard ise partisinin “atılımının doğrulandığını, genişlediğini ve daha da güçlendiğini” söyledi. Aşırı sağ Ulusal Birlik (RN) Genel Başkanı Jordan Bardella da partisinin tarihindeki “en büyük sıçramadan” söz etti. Sağın geleneksel temsilcisi konumundaki Cumhuriyetçiler (LR) lideri Bruno Retailleau ise seçimlerin gerçek kazananının kendi partisi ve müttefikleri olduğunu savundu.

Seçim sonuçlarının yorumlanmasını zorlaştıran temel unsurlardan biri, Fransa’daki yerel seçim sisteminin karmaşık yapısı. İki turlu sistem genel tabloyu bulanıklaştırırken, yaklaşık 35 bin belediyenin büyük bölümünde adayların parti etiketi taşımaması, parti bazlı analizleri sınırlıyor. Bu nedenle değerlendirmeler ağırlıklı olarak seçmenin yaklaşık üçte ikisini temsil eden 3 bin civarındaki büyük yerleşim üzerinden yapılıyor.

Bu çerçevede ortaya çıkan genel tabloda sağ blok yaklaşık 1.200 belediye ile ilk sırada yer alırken, sol blok yaklaşık 800 belediye ile ikinci sıraya yerleşti. Büyük ölçüde Macron’u destekleyen merkez partiler ise yaklaşık 600 belediye ile üçüncü sırada konumlandı. Ancak hem sağ hem de sol blok, 2020 seçimlerine kıyasla gerileme yaşadı. Sağ yaklaşık 30 belediye kaybederken, sol blok 180’e yakın belediyeyi yitirdi. Ekolojistlerin yönettiği belediyelerin sayısında da belirgin bir düşüş gözlendi. Buna karşılık merkez blok sınırlı ancak dikkat çekici bir artış kaydetti.

Bu dağılım, Fransa’daki siyasi rekabetin artık yalnızca bloklar arası bir mücadele olmadığını, her blok içinde farklı eğilimlerin belirginleştiğini ortaya koyuyor.

Büyük Şehirler ve Taşra: Ayrışan Siyasi Coğrafya

2026 yerel seçimleri, Fransa’da uzun süredir gözlenen coğrafi-siyasi ayrımı yeniden görünür kıldı. Büyük metropoller ile küçük ve orta ölçekli yerleşimler arasında belirgin bir farklılaşma dikkat çekti. Merkez sol ve sol partiler, Paris ve Lyon başta olmak üzere büyük şehirlerde güçlü konumlarını büyük ölçüde korudu. Bu tablo, metropollerde seçmen davranışının farklı dinamiklerle şekillendiğini ortaya koyuyor.

Buna karşılık aşırı sağ parti Ulusal Birlik (RN), özellikle küçük ve orta ölçekli şehirlerde ve kırsal bölgelerde daha güçlü bir performans sergiledi. Parti ve müttefikleri, 2020’de 22 olan belediye sayısını 2026’da 74’e çıkararak önemli bir sıçrama gerçekleştirdi. Ayrıca 84 ilde 3 binden fazla belediye meclis üyesi seçtirdi. Bu sonuç, RN’nin yalnızca oy oranını değil, yerel düzeydeki kurumsal varlığını da genişlettiğini gösteriyor.

RN’nin dikkat çeken bir diğer başarısı, elindeki belediyelerin büyük kısmını koruması oldu. Parti, yönettiği 22 belediyenin 20’sini yeniden kazandı. Bu durum, yerel yönetim performansına yönelik seçmen değerlendirmesinin görece olumlu olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak bu yükseliş büyük şehirlerde aynı ölçüde karşılık bulmadı. RN, Marsilya, Toulon ve Nîmes gibi kentlerde ilk turda güçlü sonuçlar alsa da ikinci turda kaybetti. Marsilya’da RN adayı Franck Allisio, Sosyalist Partili (PS) aday Benoît Payan’ın gerisinde kaldı. Toulon’da ilk turu önde tamamlayan Laure Lavalette, ikinci turda “cumhuriyetçi baraj” (aşırı sağa karşı ittifak yapan partiler) karşısında başarısız oldu. Nîmes’te de benzer bir tablo yaşandı.

Bu sonuçlar, iki turlu seçim sisteminin aşırı sağa karşı oluşturduğu yapısal engelin sürdüğünü gösteriyor. İkinci turda farklı siyasi blokların birleşmesi, RN’nin birçok şehirde kazanmasını engelledi. Buna rağmen ülke genelindeki eğilim, özellikle kırsal alanlarda ve küçük şehirlerde sağa doğru kaymanın devam ettiğine işaret ediyor.

Paris: Siyasi Ağırlığı Yüksek Bir İstisna

Seçimlerin en sembolik ve siyasi açıdan en fazla dikkat çeken sonucu Paris’te ortaya çıktı. Görevi bırakan belediye başkanı Anne Hidalgo’nun yardımcısı olan PS adayı Emmanuel Grégoire’in belediye başkanı seçilmesi, başkentte yaklaşık 25 yıldır süren sol yönetimin devamı anlamına geliyor. Grégoire, ikinci turda oyların yarısından fazlasını alarak Cumhuriyetçiler’in adayı eski Kültür Bakanı Rachida Dati’yi geride bıraktı. Bir diğer sol aday olan LFI’den Sophia Chikirou ise daha düşük bir oy oranıyla üçüncü sırada kaldı. Bu sonuç, Paris’te solun hâlâ güçlü ve örgütlü bir seçmen tabanına sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Paris’te seçim dinamikleri ülke genelinden belirgin biçimde farklılaştı. Sağ ve aşırı sağ seçmenlerin ikinci turda birleşme eğilimine rağmen, bu ittifak sonucu değiştirmeye yetmedi. Bu durum, başkentin siyasi yapısının daha dirençli ve özgün bir karakter taşıdığını gösteriyor. Seçim akşamının en dikkat çeken anlarından biri, zaferini Paris Belediyesinin bisiklet kiralama servisi Velib’den bir bisikletle Paris Belediye Binası’na giderek kutlayan Emmanuel Grégoire oldu. Bu sembolik görüntü, Sosyalistlerin başkentte üst üste beşinci dönemini garantilediği ve ulusal düzeyde değişen dengelere rağmen Paris’teki gücünü koruduğu bir tabloya işaret etti.

Ayrıca Paris, RN’nin büyük ve kozmopolit şehirlerdeki sınırlı etkisini açık biçimde ortaya koydu. Buna karşın ulusal düzeyde yapılan kamuoyu yoklamalarında Jordan Bardella’nın güçlü konumunu koruması, başkent ile ülke geneli arasındaki ayrımı daha da belirginleştiriyor.

Sağ Partiler Arasındaki Seçmen Geçişleri

Seçimler, sağ ve aşırı sağ seçmenler arasındaki geçişkenliğin arttığını da ortaya koydu. Birçok şehirde seçmenlerin stratejik oy kullandığı ve ikinci turda oy geçişlerinin belirleyici olduğu görüldü.

Bazı durumlarda RN seçmenlerinin sağ adaylara yönelmesi sağın kazanmasını sağlarken, bazı şehirlerde sağ seçmenlerin RN adaylarına kaydığı gözlendi. Bu karşılıklı hareketlilik, iki blok arasındaki sınırların giderek daha geçirgen hale geldiğini gösteriyor.

Kamuoyu araştırmaları da bu eğilimi destekliyor. Sağ seçmenler arasında RN artık yalnızca protesto oylarının adresi olarak değil, aynı zamanda bir iktidar alternatifi olarak görülüyor. Kamuoyu araştırması şirketi Ifop’un paylaştığı veriler, sağ ve aşırı sağ arasında iş birliği fikrine desteğin arttığını ortaya koyuyor.

Merkez partiler bloğu açısından seçimler sınırlı ancak önemli kazanımlar getirdi. Renaissance, Bordeaux ve Annecy gibi şehirleri kazanarak yerel düzeyde dikkat çekici başarılar elde etti. Eski başbakan Édouard Philippe’in Le Havre’da yeniden seçilmesi ise onu 2027 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aşırı sağa karşı öne çıkan isimlerden biri hâline getirdi.

2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimine Giderken Sol: Bölünme ve Ortak Strateji Arayışı

Seçimler, sol partiler arasındaki stratejik ayrışmayı daha görünür hâle getirdi. Sosyalist Parti (PS) büyük şehirlerde konumunu korusa da, LFI ile kurulan bazı yerel ittifakların beklentileri karşılamaması bu iş birliklerini tartışmaya açtı. Toulouse, Limoges, Clermont-Ferrand, Brest ve Poitiers gibi şehirlerdeki sonuçlar, ittifakların her zaman oyları konsolide etmediğini gösterdi.

Buna karşılık Nantes ve Lyon gibi bazı şehirlerde ittifaklar başarı getirdi. Öte yandan bazı yerlerde solun bölünmesi, sağ ve merkez adayların kazanmasını kolaylaştırdı. Bu tablo, ittifak meselesinin tek yönlü bir başarı ya da başarısızlık anlatısı üretmediğini ortaya koyuyor.

LFI, Roubaix, Saint-Denis ve Vénissieux gibi şehirlerde elde ettiği sonuçlarla özellikle işçi sınıfı ve banliyölerde etkisini artırdı. Ancak bu genişleme, partinin daha geniş bir seçmen koalisyonu kurma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini ortadan kaldırmadı ve ittifaklardan umulan beklentiyle çelişen bir değişkenlik görüntüsü verdi.

Seçimlerin ardından PS ve LFI arasında açık bir siyasi rekabet ortaya çıktı. Sosyalist çevreler, LFI ile yapılan ittifakların seçmeni uzaklaştırdığını savunurken; LFI ise kayıpları PS ve ekolojist belediyelerin yıpranmışlığına bağladı. Kaybettiren tarafın kimin olduğuna yönelik karşılıklı suçlamalar, sol içindeki mücadelenin aynı zamanda bir liderlik meselesi olduğunu gösteriyor.

Sol içinde iki stratejik hat belirginleşmiş durumda: LFI ile mesafeyi koruyarak daha geniş bir merkez-sol ittifak kurmak isteyenler ve daha kapsamlı bir sol birliğini savunanlar. Ancak mevcut eğilim, LFI’siz bir sol blok arayışının güçlendiğine işaret ediyor. Buna rağmen seçmen düzeyinde ortak aday beklentisinin yüksek olması, bu ayrışmanın 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde çözülmesi gereken temel meselelerden biri olduğunu gösteriyor. Ortaya çıkan tablo, solun ortak bir strateji etrafında birleşmekte zorlandığını ve bunun seçim sonuçları üzerinde belirleyici olabileceğini ortaya koyuyor.

Perspektif’le Avrupa gündemini günlük takip etmek ister misiniz? Perspektif bültenine kaydolun, Avrupa'daki gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler