İspanya

Sánchez’in İç Politikadan Beslenen Savaş Karşıtlığı ve Avrupa’nın Netleşmeyen Tavrı

İspanya’nın ABD’nin başlattığı savaşa karşı çıkan çizgisi, Pedro Sánchez’in dış politikadaki bir tercihinden ziyade; savaş karşıtı siyasi hafıza, kırılgan koalisyon dengeleri ve seçmen hesabının birleştiği bir iç siyasi zeminde şekilleniyor. Bu tutum, yalnızca Madrid-Washington hattını değil, Avrupa’nın ne ölçüde bağımsız bir çizgi kurabileceğinin sınırlarını da görünür kılıyor.

Sánchez’in İç Politikadan Beslenen Savaş Karşıtlığı ve Avrupa’nın Netleşmeyen Tavrı
Fotoğraf: OSCAR GONZALEZ FUENTES - Shutterstock.

İran’daki savaş, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile eski ABD Başkanı Donald Trump arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi. İki lider son bir yılda, İspanya’nın Gazze’de İsrail’in tutumuna karşı çıkması, NATO harcamalarını GSYH’nin yüzde 2’sinin üzerine çıkarmayı reddetmesi ve son olarak ABD’nin İran’daki savaşına destek vermemesi gibi başlıklarda defalarca karşı karşıya geldi.

“Savaşa Hayır” Diyerek Trump’a Meydan Okumanın İspanya İçin Riskleri

Şubat ayı sonunda İspanya, ABD’nin İran savaşıyla bağlantılı operasyonlar için Rota ve Morón’daki ortak askerî üsleri kullanmasına izin vermedi. Bunun üzerine öfkelenen Trump, “İspanya ile tüm ticareti keseceğiz. İspanya ile hiçbir işimiz olmayacak.” açıklamasını yaptı.

Sánchez ise ulusal televizyonda yayımlanan konuşmasında bu tutumunu daha da sertleştirdi ve İspanyol hükûmetinin pozisyonunu net ifadelerle ortaya koydu: “No a la guerra” yani “Savaşa hayır”. Sosyal medyada da “Uluslararası hukukun ihlallerine HAYIR” ve “Dünyanın sorunlarını bombalarla çözebileceğimiz yanılsamasına HAYIR” ifadelerini kullandı.

Trump yönetimine yönelik bu açık meydan okuma Sánchez açısından siyasi riskler barındırıyor. Nitekim Avrupa’daki diğer devletlerin savaşa verdikleri tepkiler çok daha temkinli oldu. Peki Sánchez neden bu kadar sert bir çizgi benimsedi?

Bu gerilim çoğunlukla jeopolitik ya da uluslararası hukuk çerçevesinde tartışılsa da, aslında dış politikayı şekillendiren iç siyasi dinamiklerle daha iyi açıklanabilir. İspanya’daki tarihsel savaş karşıtı siyasi kültür, Sánchez’in sol eğilimli koalisyon hükûmetinin yapısı ve iç politikadaki seçim hesapları, Madrid’in bu alışılmadık derecede sert tutumunu anlamada belirleyici unsurlar olarak öne çıkıyor.

İspanya Irak Savaşı’ndaki Koalisyona Katılmaktan Pişman

Sánchez son konuşmasında özellikle 2003’teki Irak Savaşı’na atıf yaptı: “Yirmi üç yıl önce başka bir ABD yönetimi bizi Orta Doğu’da bir savaşa sürükledi.” dedi ve ekledi: “O dönemde Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak, demokrasi getirmek ve küresel güvenliği sağlamak için yapıldığı söylenen bu savaş… Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana kıtamızın gördüğü en büyük güvensizlik dalgasını tetikledi.”

2003 yılında dönemin İspanya Başbakanı José María Aznar, Saddam Hüseyin’i devirmeyi amaçlayan ABD öncülüğündeki koalisyona katılmıştı. Bu karar ülkede kitlesel protestolara yol açmış ve 2004 seçimlerinde Aznar’ın yenilgisinde etkili olmuştu. Rakibi José Luis Rodríguez Zapatero ise Irak’tan asker çekme vaadiyle seçim kazanmış ve göreve gelir gelmez bu vaadini yerine getirmişti.

Irak Savaşı, İspanyol kamuoyunun Orta Doğu’daki askerî müdahalelere bakışını kökten şekillendirdi. Bu tarihsel deneyim, Sánchez’in İran savaşından uzak durma refleksini açıklayan temel faktörlerden biri. Bu tutum yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda ABD müdahalelerine destek vermenin İspanya’da nasıl siyasi maliyetler doğurabileceğine dair kolektif hafızanın bir yansıması.

İç Faktörler: İspanya’daki Koalisyon Dengeleri ve Erken Seçim Sinyalleri

Sánchez’in İran savaşına yönelik pozisyonu, iç politikadaki güncel gelişmeler ışığında da okunabilir. Sánchez, ABD’nin askerî müdahalelerine güçlü şekilde karşı çıkan sol partilerin desteğiyle iktidarda. Washington’a destek vermek ya da ABD üslerinin kullanımına izin vermek, bu koalisyonu sarsma riski taşıyor. Ancak siyasi hesap bunun da ötesine geçiyor olabilir.

Sánchez, siyasi krizlerden çıkma becerisiyle tanınan bir lider. Anketlerde düşen oy oranları ve partisindeki skandallara rağmen, Trump’ın İspanya’daki yüksek popülarite karşıtlığının özellikle sol seçmen nezdinde kendisine avantaj sağlayacağını düşünüyor.
Son seçim sonuçları da bu stratejinin karşılık bulabileceğine işaret ediyor. Castilla y León’da yapılan bölgesel seçimlerde Sánchez’in partisi PSOE, anketlerde gerilemesi beklenirken iki sandalye kazanarak temsilini artırdı.

Tek bir seçim ulusal eğilimleri belirlemese de bu sonuç, sert savaş karşıtı tutumun iç politikada beklenen maliyetleri doğurmayabileceğini gösteriyor. Hatta bu yaklaşım; askerî tırmanışa mesafeli, Trump’a eleştirel ve Avrupa’nın daha bağımsız bir dış politika izlemesini isteyen seçmenler arasında Sánchez’in cazibesini artırmış olabilir.

Bu tablo aynı zamanda İspanya’nın NATO konusundaki duruşunu da açıklıyor. Haziran 2025’te İspanya, Trump’ın önerdiği yüzde 5’lik savunma harcaması hedefini reddetmiş ve bu karar ABD tarafından sert biçimde eleştirilmişti. Ancak İspanya’da savunma harcamalarının artırılması kamuoyunda popüler değil. Bu bağlamda İran savaşı etrafındaki gerilim, iç politik hesapların İspanya’nın transatlantik ittifak içindeki konumunu şekillendirdiği daha geniş bir örüntünün parçası olarak görülüyor.

Avrupa’nın ABD-İspanya Gerilimine Bakışı

spanya’nın tutumu sert görünebilir; ancak Avrupa’nın İran savaşına verdiği yanıt da oldukça parçalı. Bu farklılıklar büyük ölçüde Avrupa liderlerinin karşı karşıya olduğu iç siyasi baskılardan kaynaklanıyor.

Almanya’da Başbakan Friedrich Merz, ABD saldırılarını doğrudan eleştirmekten kaçınırken transatlantik birliğe vurgu yaptı. Bununla birlikte uzun süreli bir çatışmaya karşı uyarıda bulunarak Almanya’nın “bu savaşın tarafı olmadığını ve olmak istemediğini” ifade etti. Birleşik Krallık da benzer bir tavır aldı: Başbakan Keir Starmer, ABD’nin hedefleri ve hukuki gerekçesi konusunda netlik talep ederek askerî destek konusunda temkinli davrandı; diplomasi ve deniz güvenliğini öne çıkardı.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise savaşın hukuki boyutuna ilişkin kaygılarını dile getirse de Washington’u açıkça kınamaktan kaçındı. Hükümeti, ABD üslerinin kullanımını engellemek yerine mevcut anlaşmalara saygı vurgusu yaptı. Bu yaklaşım, İtalya’nın ABD ile güçlü güvenlik bağlarını ve Meloni’nin transatlantik muhafazakârlarla siyasi yakınlığını yansıtıyor.

Genel tablo, Avrupa’nın parçalı bir yanıt verdiğini gösteriyor. Kıta genelinde hükümetler, iç siyasi dengeler ile uluslararası stratejik hesaplar arasında denge kurmaya çalışıyor.

Avrupa İçin Bir Turnusol Testi Daha

İspanya’nın İran savaşına verdiği yanıt, Avrupa’da iç politikanın dış politikayı nasıl şekillendirdiğinin en net örneklerinden biri olabilir. Zaman, Sánchez’in bu tutumunun iç politikada sürdürülebilir olup olmadığını ve İspanya’yı Washington’a karşı daha iddialı bir Avrupa çizgisinin öncüsü mü yoksa yalnız bir istisna mı yapacağını gösterecek.

Eğer bu strateji başarılı olursa, diğer Avrupa liderlerini de Washington’a karşı daha eleştirel bir tutum almaya teşvik edebilir. Ancak tersine sonuçlanırsa, Avrupa’nın temkinli yaklaşımı daha da kökleşebilir.

Her hâlükârda bu gelişme, uluslararası ilişkilerin temel bir gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor: Dış politika kararları çoğu zaman uluslararası hukuk ya da ilkeler üzerinden sunulsa da, demokratik sistemlerde bu kararların asıl belirleyicisi çoğunlukla iç siyasetin baskıları oluyor.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 18 Mart’ta The Conversation‘da yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Prof. Waya Quiviger

Prof. Waya Quiviger, İspanya’daki IE University bünyesinde Küresel Yönetişim ve Kalkınma programında öğretim üyesidir. Quiviger, aynı zamanda, Transatlantik İlişkiler Girişimi Direktörü olarak görev yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler