BM Raportörü Albanese: “İşkence İsrail’in Açıkça Uyguladığı Bir Devlet Politikası”
BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail’in Filistinlilere yönelik işkence uygulamalarının sistematik hale gelerek “devlet politikası”na dönüştüğünü ve soykırımın bir parçası olarak işlediğini belirtti. Uluslararası toplumu bu sürece göz yummakla suçlayan Albanese, üst düzey İsrailli yetkililer hakkında uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, BM İnsan Hakları Konseyi üyelerine sunduğu son raporda İsrail’in Filistinlilere yönelik işkence uygulamalarının “fiilen devlet politikası” haline geldiğini söyledi. Cenevre’de yaptığı basın açıklamasında Albanese, “Eskiden gölgede yürütülen uygulamalar artık açıkça yapılıyor. En üst siyasi düzteyde onaylanan bir aşağılanma, acı ve sistematik kötü muamele rejimi söz konusu.” ifadelerini kullandı. Rapora göre, özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail’in gözaltı ve cezaevi sistemi “hesaplanmış bir zulüm laboratuvarına” dönüşürken, işkence münferit ihlallerden çıkıp kurumsallaşmış bir yapıya evrildi.
Albanese, bu dönüşümün yalnızca güvenlik politikalarının bir sonucu değil, aynı zamanda siyasi karar alıcılar tarafından yönlendirilen bir süreç olduğunu vurguladı. Özellikle İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in cezaevi politikalarının sertleşmesinde belirleyici rol oynadığı ifade edildi. Rapor, 300’den fazla tanıklık, sivil toplum kuruluşlarının sunduğu veriler ve mağdurlar ile yapılan görüşmelere dayanarak işkencenin sistematik bir yapı kazandığını ortaya koyuyor.
18 Binden Filistinli Gözaltında, Binlercesi Yargı Kararı Olmadan Tutuklu
23 Mart’ta yayımlanan raporda yer alan verilere göre, Ekim 2023’ten bu yana 18.500’den fazla Filistinli gözaltına alındı; bunların en az 1.500’ünü çocuklar oluşturuyor. Binlerce kişi herhangi bir suçlama yöneltilmeden ya da yargı süreci işletilmeden tutulmaya devam ediyor.
Albanese, bu sürecin yalnızca kitlesel gözaltılarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda zorla kaybetmeler ve gözaltında ölümlerle derinleştiğini belirtti. Rapora göre yaklaşık 100 tutuklu gözaltında hayatını kaybetti; gerçek sayının daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.
İşkence iddiaları arasında sistematik aç bırakma, ağır fiziksel şiddet, cinsel saldırı, tıbbi bakımın engellenmesi ve psikolojik baskı yer alıyor. Bu bulgular, 2025 yılında BM İşkenceye Karşı Komite’nin İsrail’de “fiilî bir devlet politikası olarak örgütlü ve yaygın işkence” tespitinde bulunduğu değerlendirmeyle de örtüşüyor.
İşkence Sadece Hapishanelerde Yapılmıyor: “Filistinliler İçin Güvenli Bir Yer Yok”
Raporda öne çıkan en dikkat çekici unsurlardan biri, işkencenin yalnızca gözaltı merkezleriyle sınırlı olmadığı yönündeki tespit. Albanese’ye göre bombardımanlar, zorla yerinden etme, aç bırakma politikaları, sağlık sisteminin çökertilmesi ve sürekli gözetim mekanizmaları bir araya gelerek işgal altındaki Filistin topraklarının tamamında “işkenceye elverişli bir ortam” oluşturuyor.
“Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Filistinliler kesintisiz bir fiziksel ve psikolojik acı sürekliliğine maruz kalıyor. Güvenli hiçbir yer yok.” diyen Albanese, bu durumun yalnızca askeri operasyonlarla açıklanamayacağını, kolektif cezalandırma ve toplumsal yıkım stratejisinin parçası olduğunu savundu.
Bu çerçevede rapor, yaşam koşullarının sistematik biçimde ortadan kaldırılmasını -barınma, sağlık ve gıda erişiminin yok edilmesini- işkencenin genişletilmiş bir biçimi olarak tanımlıyor.
“Bu Zulme Uluslararası Toplum Müsaade Etti”
Albanese’nin açıklamalarında en sert ve doğrudan vurgulardan biri uluslararası topluma yönelik oldu. Raportör, İsrail’in söz konusu politikaları sürdürebilmesinde yalnızca iç siyasi iradenin değil, aynı zamanda dış aktörlerin sağladığı siyasi, diplomatik ve askerî desteğin belirleyici rol oynadığını savundu. Bu çerçevede mevcut tabloyu “yalnızca bir devlet pratiği değil, aynı zamanda uluslararası sistemin pasifliğiyle mümkün hâle gelen bir süreç” olarak tanımladı.
“İsrail’e fiilen Filistinlilere zulmetme izni verildi, çünkü hükûmetlerinizin çoğu buna müsaade etti.” diyen Albanese, özellikle Batılı devletlerin tutumuna işaret ederek, uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanmasının bu tür ihlalleri teşvik ettiğini ifade etti. Raportöre göre işkence sistemi yalnızca askeri ya da güvenlik kurumlarıyla sınırlı değil; siyasi söylemlerle meşrulaştırılıyor, hukuki mekanizmalarla korunuyor ve kamuoyunda normalleştirilerek toplumsal düzeyde yeniden üretiliyor.
Albanese ayrıca, uluslararası toplumun tepkisizliğinin yalnızca mevcut ihlallerin sürmesine değil, aynı zamanda benzer uygulamaların gelecekte farklı coğrafyalarda da tekrarlanmasına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu. Bu nedenle devletlerin yalnızca açıklama yapmakla yetinmemesi, somut hukuki ve siyasi adımlar atması gerektiğini vurguladı.
Raporda, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Savunma Bakanı Israel Katz dahil olmak üzere bazı üst düzey yetkililer hakkında uluslararası soruşturma açılması ve International Criminal Court nezdinde işlem başlatılması çağrısı yapıldı. Bu çağrı, yalnızca bireysel sorumluluğun değil, devlet politikası düzeyinde hesap verebilirliğin de tartışmaya açıldığını gösteriyor.
“İşkence Bireye Yapılan Soykırım Gibidir”
Albanese, raporunun sonuç bölümünde işkence ile soykırım arasında doğrudan bir ilişki kurarak dikkat çekici ve tartışmalı bir kavramsal çerçeve ortaya koydu. Raportör, işkencenin yalnızca bireysel bir ihlal değil, daha geniş ölçekte uygulandığında bir halkın varoluşunu hedef alan bir araç hâline geldiğini savundu.
“İşkence bireye ne yapıyorsa, soykırım da bir halka onu yapar. Yaşam koşullarını ve insan onurunu yok eder.” diyen Albanese, Filistinlilere yönelik uygulamaların tekil vakalar olarak değil, bütünlüklü bir politika seti içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, sahadaki farklı uygulamaların –gözaltı pratikleri, askeri operasyonlar ve sivil yaşam koşullarına yönelik müdahaleler– aynı stratejik çerçevenin parçaları olarak okunması gerektiğine işaret ediyor.
Raporda, işkencenin sistematik kullanımı ile geniş çaplı yıkım politikalarının birlikte ele alındığında “Filistin halkına yönelik ağır fiziksel ve zihinsel zarar verme” amacını ortaya koyduğu ifade ediliyor. Bu durumun yalnızca doğrudan şiddet eylemleriyle sınırlı olmadığı; açlık, yerinden edilme, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi ve sürekli tehdit ortamı gibi unsurların da bu sürecin parçası olduğu belirtiliyor.
Albanese’ye göre bu bütüncül yapı, uluslararası hukukta soykırımın unsurlarından biri olarak tanımlanan “bir gruba ciddi bedensel ve zihinsel zarar verme” eşiğinin nasıl oluştuğunu göstermesi açısından kritik önem taşıyor. Raportör, bu nedenle mevcut tabloya yalnızca güvenlik politikaları ya da savaş koşulları üzerinden değil, daha geniş bir hukukî ve insani çerçeve içinde bakılması gerektiğini ifade ediyor.
Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’ye Yönelik Baskı ve Yaptırımlar
İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ise rapora geçmişteki açıklamalarına benzer bir tepki gösterdi. Yapılan açıklamada Albanese’nin “BM platformunu İsrail karşıtı ve antisemitik söylemler yaymak için kullandığı” öne sürüldü. Açıklamada, raportörün “aşırı ve tehlikeli anlatılar ürettiği” savunulurken, raporun İsrail’in güvenlik tehditleri karşısındaki politikalarını göz ardı ettiği ifade edildi. Albanese ise daha önce de benzer eleştirilerle karşı karşıya kalmış ve görevden alınması yönünde çağrılar yapılmıştı. Hatta bu amaçla ABD ve İsrail tarafından yürütülen lobi çalışmaları yürütüldüğü haberlere yansımıştı. Bu girişimlere rağmen 2025 başında Albanese’nin görev süresi 2028’e kadar uzatıldı.
Ancak Albanese’nin hayatı, ABD tarafından uygulanan yaptırımlar nedeniyle zorlaşmış durumda. 2025 Temmuz’unda Washington tarafından mal varlığı dondurma ve seyahat kısıtlamalarını içeren yaptırımlara maruz kalan Albanese, hazırladığı raporların özellikle İsrail’in eylemlerini “soykırım” çerçevesinde ele alması ve uluslararası yargı süreçlerine referans oluşturması nedeniyle hedef alındı. Raportör, bu yaptırımların ardından temel finansal hizmetlere erişiminin dahi kısıtlandığını belirterek, uluslararası sistemdeki siyasi baskının kişisel hayatına ve ailesine doğrudan yansıdığını ifade etti. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yargıçlarına yönelik ABD yaptırımları da söz konusu.
İnsan Hakları Örgütü B’Tselem de Sistematik İşkence Uygulamasını Raporlaştırmıştı
Öte yandan İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem de Ocak 2026’da yayımladığı kapsamlı raporda benzer tespitlerde bulundu. “Cehennemde Yaşamak: İşkence Kamplarına Dönüşen İsrail Hapishane Sistemi” başlıklı raporda, İsrail’in cezaevi ve gözaltı sisteminin münferit ihlallerin ötesine geçerek sistematik ve kurumsallaşmış bir işkence rejimine dönüştüğü ifade edildi.
Rapora göre askerî ve sivil cezaevleri ile geçici gözaltı merkezleri, Filistinlilerin ağır fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığı bir “işkence kampları ağı” gibi işliyor. B’Tselem, bu dönüşümün özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında hız kazandığını ve İsrail’in Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonlarla aynı siyasal ve ideolojik süreklilik içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Örgüt, gözaltında ölümler, sistematik aç bırakma, tıbbi bakımın bilinçli biçimde engellenmesi ve cinsel şiddet iddialarının yaygınlığına dikkat çekerken, cenazelerin ailelere teslim edilmemesi ve bağımsız incelemelerin engellenmesini “cezasızlık rejiminin parçası” olarak tanımladı. B’Tselem’e göre işkence uygulamaları yalnızca gizlenen ihlaller değil, giderek kamuoyunda meşrulaştırılan ve normalleştirilen bir politika alanına dönüşmüş durumda. (P)