Fransa’da 18 Nisan 2027’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, aşırı sağcı Ulusal Birlik (Rassemblement National – RN) partisinin parlamento grubu başkanı Marine Le Pen‘in adaylığı yeniden hukuki bir tartışmanın konusu oldu. Avrupa Parlamentosu fonlarının usulsüz kullanımına ilişkin davada temmuz ayında verilen istinaf kararının ardından Le Pen’in seçimlere katılabileceği değerlendirilmişti. Ancak Fransız Yargıtayının (Cour de cassation) eski ceza dairesi başkanlarından Didier Guérin’in ortaya koyduğu hukuki yorum, bu değerlendirmeyi tartışmaya açtı.

Guérin, 27 Ekim’de Le Monde gazetesine verdiği röportajda, Le Pen’in Yargıtay incelemesi sonuçlanıncaya kadar seçilme yasağı altında bulunduğunu savundu. Eski yargıca göre istinaf kararının temyize taşınması, ilk derece mahkemesinin Mart 2025’te verdiği beş yıllık seçilme yasağının uygulanmaya devam etmesi sonucunu doğuruyor.

Bu yorumun gündeme gelmesi üzerine Le Pen’in avukatları, Guérin hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (Conseil supérieur de la magistrature – CSM) şikâyette bulundu. Avukatlar, eski yargıcın değerlendirmesinin hukuken hatalı olduğunu ve yargı etiğine aykırılık oluşturduğunu ileri sürüyor.

Tartışma yalnızca bir ceza kararının nasıl uygulanacağıyla sınırlı değil. Yargıtayın inceleme takvimi ile cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşan adaylık süreci, davayı Fransa’nın siyasi gündeminin önemli başlıklarından biri hâline getiriyor.

Avrupa Parlamentosu Fonları Davasında Le Pen’e Siyaset Yasağı Cezası Verilmişti

Le Pen’in adaylığını belirsizliğe sürükleyen hukuki sürecin merkezinde, Avrupa Parlamentosunda görev yapan eski Ulusal Cephe (Front National – FN) milletvekillerinin asistanlarına ilişkin dava bulunuyor. Dava, Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla tahsis edilen fonların, gerçekte parti faaliyetlerinde çalışan kişilerin maaşlarını ödemek için kullanıldığı iddiasıyla açılmıştı.

Yargı makamları, 2004-2016 yılları arasında Avrupa Parlamentosu kaynaklarının sistematik biçimde parti giderlerinin karşılanmasına yönlendirildiğini tespit etti. Toute l’Europe‘un aktardığına göre, ilk derece mahkemesi yaklaşık 2,9 milyon avroluk kamu kaynağının usulsüz kullanıldığı sonucuna ulaşmıştı. İstinaf mahkemesi ise bu miktarı yaklaşık 2,8 milyon avro olarak değerlendirdi.

31 Mart 2025’te Paris Ceza Mahkemesi, Le Pen’i kamu fonlarının usulsüz kullanılması ve bu suça iştirak etmekten suçlu buldu. Dört yıl hapis cezasına çarptırılan Le Pen’in cezasının iki yılı ertelendi. Mahkeme ayrıca 100 bin avro para cezasına ve beş yıl seçilme yasağına hükmetti.

Kararın siyasi açıdan en önemli yönü, seçilme yasağının derhâl uygulanmasına karar verilmesiydi. Bu uygulama, karar kesinleşmeden de belirli yaptırımların yürürlüğe girmesine olanak tanıyor. Dolayısıyla Le Pen’in karara itiraz etmesi, seçilme yasağının başlamasını engellemedi. Bu durum, henüz kesinleşmemiş bir mahkûmiyetin cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımı engelleyip engelleyemeyeceği konusunda tartışmaları beraberinde getirdi.

Mahkeme, kararında siyasi faaliyetlerin değil kamu fonlarının kullanımının yargılandığını vurgulamıştı. Le Pen ise suçlamaları reddederek yargılama boyunca masum olduğunu savundu.

Temmuz Kararı Le Pen’in Önünü Nasıl Açmıştı?

Paris İstinaf Mahkemesinin 7 Temmuz 2026’da açıkladığı karar, Le Pen’in siyasi geleceği açısından önemli bir değişiklik yarattı. Mahkeme, Le Pen’in suçluluğuna ilişkin kararı onamakla birlikte cezaları yeniden belirledi. Hapis cezası, ikisi ertelenmiş olmak üzere üç yıla indirildi. İnfaz edilmesi gereken bir yıllık bölümün elektronik kelepçeyle ev hapsi şeklinde uygulanması öngörüldü. Para cezası ise 100 bin avro olarak kaldı.

En önemli değişiklik seçilme yasağında gerçekleşti. Mahkeme, bu cezayı 45 aya indirdi ve 30 ayını erteledi. Böylece fiilen uygulanacak seçilme yasağı 15 ay oldu. Söz konusu 15 aylık süre, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2025’teki kararından itibaren hesaplandığı için temmuz ayındaki istinaf kararı açıklandığında zaten tamamlanmıştı.

Bu nedenle Le Pen’in hukuken 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılabileceği belirtildi. Kararın ardından aynı akşam TF1 televizyonuna çıkan Le Pen de aday olacağını doğruladı. Bununla birlikte elektronik kelepçeyle seçim kampanyası yürütmek istemediğini belirterek Yargıtaya başvuracağını açıkladı.

Le Pen’in hesaplamasına göre temyiz başvurusu, istinaf kararındaki hapis cezasının uygulanmasını askıya alacak ve seçim kampanyasını elektronik kelepçe olmadan yürütmesine imkân tanıyacaktı. Ancak tam da bu başvuru, aylar sonra seçilme yasağına ilişkin yeni tartışmanın kaynağına dönüştü.

Yargıtay Başvurusu Eski Yasağı Yeniden Geçerli Kılabilir mi?

Didier Guérin’in ortaya koyduğu hukuki görüş, istinaf kararının uygulanması ile ilk derece mahkemesinin derhâl uygulanabilir nitelikteki hükmü arasındaki ilişkiye dayanıyor. Guérin’e göre Yargıtaya başvurulması, istinaf mahkemesinin kararının uygulanmasını askıya alıyor. Buna karşılık ilk derece mahkemesinin derhâl uygulanmasına hükmettiği seçilme yasağı, temyiz incelemesi devam ederken hukuki etkilerini koruyor.

Bu yorum benimsendiğinde Le Pen’in 15 aylık yasağı tamamlamış olması, mevcut durumda seçilebilir sayılması için yeterli olmuyor. Çünkü Guérin’e göre uygulanmaya devam eden karar, ilk mahkemenin verdiği beş yıllık seçilme yasağı.

Eski yüksek yargıç olan Guérin, değerlendirmesini Fransız yüksek mahkemelerinin geçmiş içtihatlarıyla gerekçelendiriyor. Bununla birlikte Le Pen’in durumunun kendine özgü özellikler taşıdığını da kabul ediyor. Ancak Guérin’in yorumu, yargı çevrelerinde üzerinde uzlaşılmış bir görüş değil.

Nitekim Yargıtay Başsavcısı Rémy Heitz, 9 Temmuz’da France Inter’e yaptığı açıklamada, temyiz başvurusunun ilk derece mahkemesinin verdiği seçilme yasağını yeniden yürürlüğe sokacağı görüşüne karşı çıkmıştı. Heitz, istinaf kararının uygulanmasının askıya alınmasından böyle bir sonuç çıkarılmasının hukuki temeli bulunmadığını belirtmişti.

Le Pen’in avukatları da istinafın hukuki etkisine dayanarak ilk derece mahkemesindeki seçilme yasağının yeniden uygulanamayacağını ileri sürüyor. Avukatların Guérin hakkındaki şikâyeti de bu görüş ayrılığından kaynaklanıyor. Dolayısıyla mevcut tartışma, Le Pen hakkında yeni bir seçilme yasağı kararı verildiği anlamına gelmiyor. Tartışılan konu, mevcut kararların temyiz sürecinde nasıl uygulanacağı ve Le Pen’in bugün hukuken seçilebilir olup olmadığı.

Seçim Takvimi ile Yargı Takvimi Çakışıyor

Hukuki görüş ayrılığını siyasi açıdan önemli kılan bir başka unsur ise zamanlama. Fransız Yargıtayı, 16 Ekim’de yayımladığı resmî açıklamada, davada toplam 13 temyiz başvurusu yapıldığını duyurdu. Bunların 12’si mahkûm edilen kişilerden, biri ise davaya müdahil olan Avrupa Parlamentosundan geliyor.

Yargıtay, dosyanın kapsamı nedeniyle iki raportör yargıç ve iki savcı görevlendirdi. Ayrıca taraflar, bazı yasal düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğunun incelenmesi amacıyla “question prioritaire de constitutionnalité (QPC)” olarak adlandırılan öncelikli anayasallık itirazlarında bulundu.

Bu başvurular 16 Aralık 2026’da incelenecek. Yargıtay itirazların ciddi veya yeni anayasal sorunlar içerdiğine karar verirse dosyayı Anayasa Konseyine (Conseil constitutionnel) gönderebilecek. Bu durumda Anayasa Konseyinin karar vermek için üç aylık süresi bulunuyor. Yargıtay da asıl temyiz gerekçelerini ele almak için bu incelemenin tamamlanmasını beklemek zorunda kalacak. Anayasallık itirazlarının Anayasa Konseyine gönderilmemesi durumunda ise Yargıtay, bu aşamayı beklemeden temyiz gerekçelerini incelemek üzere yeni bir duruşma tarihi belirleyecek.

Ancak Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 18 Nisan 2027’de, ikinci turu ise 2 Mayıs’ta yapılacak. Hükûmetin yayımladığı resmî seçim takvimine göre, adayların listesi en geç 26 Mart 2027’de açıklanacak. Yargıtay Başsavcısı Heitz, temmuz ayında mahkemenin seçimlerden önce karar verebilmek için çalışacağını belirtmişti. Ancak sürecin yalnızca mahkemenin elinde olmadığını, tarafların başvurularının da takvimi etkilediğini vurgulamıştı. Bu nedenle dosyanın adaylık listesinin kesinleşeceği tarihe kadar sonuçlanıp sonuçlanmayacağı henüz bilinmiyor.

Yargıtay istinaf kararını onarsa Le Pen’in seçilme yasağına ilişkin belirsizlik sona erebilir. Kararın bozulması durumunda ise dosyanın yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. İncelemenin adaylık takviminden önce tamamlanmaması hâlinde, mevcut seçilme yasağının hukuki durumuna ilişkin görüş ayrılığı daha da önem kazanabilir. Son aşamada adayların gerekli şartları taşıyıp taşımadığını değerlendiren kurum ise Anayasa Konseyi olacak. (P)