Donald Trump

Grönland ABD Toprağı Olursa NATO ve AB’ye Ne Olur?

Trump’ın Grönland’ı “devralma” tehdidi, Danimarka’nın egemenliğini tartışmaya açarken NATO ve AB içindeki güveni de sarsıyor. Maduro operasyonu sonrası Kongre’de yükselen “savaş yetkisi” tepkisiyle birlikte bu çıkış, Washington’un daha öngörülemez bir çizgiye kaydığını gösteriyor. Avrupa cephesinde ise tepki yavaş ve parçalı.

Grönland ABD Toprağı Olursa NATO ve AB’ye Ne Olur?
Görsel: DIA TV - Shutterstock.

Donald Trump, 2019’dan bu yana Grönland’ı “elde etmek” istediği yönündeki mesajlarını tutarlı biçimde sürdürüyor. Bir emlak patronu olarak bir toprağı satın alma yönündeki kişisel içgüdülerinin, Amerikan ulusal çıkarlarıyla örtüşüp örtüşmediği ise son derece şüpheli. Nitekim kendi Cumhuriyetçi Partisi (GOP) içindeki bazı etkili senatörlerin de dile getirdiği gibi, bu talebin stratejik bir mantığı bulunmuyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu başkanlık koltuğundan indirmeyi hedefleyen ve ardından Başkan Trump’ın ABD’nin ülkeyi “yöneteceğini” ve petrolünü satacağını ilan ettiği gösterişli bir “vur-kaç” girişiminin ardından, beş GOP senatörü tüm Senato Demokratlarıyla birlikte, Başkan’ın Kongre onayı olmaksızın gelecekte askerî operasyon başlatma yetkisini sınırlamayı amaçlayan bir Savaş Yetkileri Yasası’nın ilerletilmesi yönünde oy kullandı. Beyaz Saray bu taslak yasayı anayasaya aykırı buluyor ve kabul edilmesine karşı mücadele edeceğini ilan ediyor.

Bu sırada Trump yönetimi, Grönland’ı ele geçirme yönündeki tehditlerini artırmış durumda; Danimarka’nın adayı satması yönündeki uzun süredir devam eden talepler ile aksi hâlde güç kullanılabileceğine dair daha yeni imalar arasında gidip geliyor. Trump’ın Grönland üzerinden sergilediği bu çıkışlar, müttefikleri siyasi olarak bölmüş; NATO’yu ve Avrupa Birliği’ni fiilen ve hukuken zayıf ve kırılgan bir konuma sürüklemiş bulunuyor. Bu koşullarda, istekli, muktedir ve güvenilir devletlerin; NATO’yu tamamlayıcı nitelikte bir Avrupa ayağını güçlendirmesi yerinde olacaktır. Bu yapı, mümkün olan yerlerde ABD ile İttifak içinde uyumlu çalışabilmeli, zorunlu hâllerde ise özerk hareket edebilmelidir.

Trump’ın Gröndland Açıklamalarına Hangi Tepkiler Geldi?

Trump yönetiminin Grönland’ı “devralma” yönündeki tehditleri, NATO’nun temel mantığıyla -üyelerin egemenliğine saygı ilkesiyle- bağdaşmıyor. Bu tutum, kolektif güvenliğin müttefikler arasında zor yoluyla değil işbirliğiyle sağlanacağı ilkesine aykırı düşüyor ve İttifak içindeki güveni aşındırıyor. Dahası, ABD Başkanı’nın ileri sürdüğü güvenlik argümanları somut olgulara değil varsayımlara dayanıyor. Grönland, Rus ve Çin savaş gemileri tarafından kuşatılmış durumda değil. Kopenhag ise Arktik güvenliği ve stratejik önemdeki adadaki ABD askerî varlığının artırılması konularını görüşmeye açık olduğunu, kendi askerî yatırımlarını da artırarak defalarca ortaya koydu; buna karşın Trump tarafından alaya alındı.

NATO şimdiye kadar görev tanımının, ABD’nin güvenliğini de içeren kolektif güvenlik olduğunu vurgulamakla yetindi. NATO Genel Sekreteri, Arktik güvenliğinin daha geniş biçimde ele alınması için ABD, Danimarka ve diğer müttefikler açısından NATO’nun ideal bir platform sunduğunu ısrarla dile getirdi. Yeter ki Washington bu platformu samimiyetle kullanmaya razı olsun.

Avrupa’nın tepkisi ise yavaş ve parçalı oldu; bunda Danimarka’nın başlangıçta konuyu AB gündemine taşımak istememesinin de payı var. Uluslararası hukuka, Danimarka’nın egemenliğine ve kendi kaderini tayin hakkına saygıyı savunan bazı AB üyesi ülkelerin liderleri, sınırlı sayıdaki Kuzeyli müttefikler ve AB kurumları dışında, üye devletler arasında daha geniş bir tartışma ancak şimdi başlıyor.

Bazı yorumcular, Avrupa hükûmetlerine Trump’a yönelik aşırı ihtiyatlı tutumlarını terk etmeleri ve daha sert bir duruş sergilemeleri yönünde ateşli çağrılarda bulundu. Örneğin Avrupa’daki ABD askerî üslerini kapatmakla tehdit etmek, ABD Hazine tahvillerinin alımını yasaklamak ya da AB içinde teknoloji “kardeş oligarşilerinin” (tech broligarchs) etkisini sınırlamak ve Amerika’nın Avrupa’dan ihtiyaç duyduğu bazı mallara cezalandırıcı tarifeler uygulamak gibi öneriler dile getirildi.

Ne var ki iç bölünmeler, AB’nin –belki bazı ulusüstü yetki alanları dışında- Grönland’a yönelik bir Amerikan macerasının maliyetlerini yükseltebileceğine dair güçlü bir sinyal vermesini zorlaştıracaktır. Bazı üye devletlerin Danimarka ile dayanışması zayıf kalıyor. Kimi başkentlerde sözlü destek beyanları dile getirilse de, Avrupa hükûmetleri genel olarak, Ukrayna konusunda ABD’yi yanlarında tutma gibi daha öncelikli bir hedef uğruna Trump’a karşı “stratejik yalvarıcılık” politikasını benimsemiş görünüyor ve bu yaklaşım ise şu ana kadar kısmen işe yaramış durumda.

Avrupa Birliği Sertlik Gösterebilir mi?

Mevcut siyasi koşullar altında, AB’nin, bir yıl önce AB Askerî Komitesi Başkanı’nın ima ettiği gibi, Amerikan askerî müdahalesine karşı caydırıcılık amacıyla sahaya asker göndermesi son derece düşük bir ihtimal. Aynı şekilde, ABD Başkanı’nın savaşçı dili, AB’nin karşılıklı yardım maddesini (TEU Madde 42.7) devreye sokmak için yeterli hukuki zemini de sağlamıyor; zira Danimarka henüz “topraklarında silahlı saldırıya uğramış” sayılmıyor. Jus ad bellum ilkeleri gereğince, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hükmünün —ve buna paralel olarak TEU Madde 42.7’nin— işletilebilmesi için bir devlete karşı kuvvet kullanılması gerekiyor. Siber ve diğer örtük operasyonlar saldırı araçları arasında yer alabilse de, hukuki eşiğin aşılması için geleneksel askerî eylemlerle birlikte gerçekleşmeleri şart. İkili anlaşmalar ve NATO kuvvetlerinin statüsüne ilişkin düzenlemeleri kapsamında yetkileri tek taraflı olarak değiştirilmemiş, 150 askerden oluşan küçük ve dönüşümlü bir kuvvet varlığı ile hibrit diplomasi uygulamalarının bir araya gelmesi, ABD’nin Danimarka’ya karşı “silahlı saldırı” gerçekleştirdiği anlamına gelmez.

Grönland’ın özerk statüsü, Danimarka’nın TEU Madde 42.7 kapsamındaki haklarını zayıflatmıyor. TEU Madde 52.1 uyarınca, Antlaşmalar kural olarak üye devletlerin tüm topraklarında uygulanır. AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 355. maddesi, bu kuralın coğrafi kapsamını daraltan istisnalar öngörse de, hâlen ayrı bir metin olan TEU’daki Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) bu tür bir bölgesel istisnanın dışında kalır. Uygulamada Grönland’ın dış ilişkilerdeki rolü, 1979’da Danimarka’dan “home rule” (yerel özerklik) elde etmesinin ardından artmış ve ada 1985’te fiilen Avrupa Topluluklarından ayrılmış olsa da, AB hukuku kapsamında “denizaşırı toprak” statüsünü korumuştur. Danimarka ise, 2009 tarihli ve Grönlandlıların yüzde 75’inin daha fazla “öz-yönetim” lehine oy kullandığı referandumun ardından kabul edilen Öz-Yönetim Yasası’nın 4. Bölümü uyarınca, Krallığın dışişleri, savunma ve güvenlik politikasından sorumlu olmaya devam etmektedir.
ABD ordusunun Grönland’a yönelik kinetik bir hamlesi, TEU Madde 42.7’nin devreye sokulması için gerekli hukuki eşiği aşar; ancak bu durum, 2003 Irak Savaşı örneğinde olduğu gibi, AB üyesi devletler arasındaki mevcut ayrışmaları da derinleştirir. Madde 42.7’nin uygulanması için herhangi bir resmî karar ya da Konsey sonuç belgesi gerekmez; zira AB’nin karşılıklı yardım maddesi -Washington Antlaşması’nın 5. maddesi gibi- tamamen hükûmetlerarası niteliktedir. Bu hüküm, üye devletleri bağlar; ancak AB kurumlarına yeni yetkiler devretmez.

Fransa 2015’teki terör saldırılarının ardından bu maddeyi işletirken, hem mekanizmanın devreye sokulmasında hem de operasyonel düzeyde AB kurumlarının rolünü asgari düzeyde tutmayı tercih etmişti. Bu, Danimarka’nın, uygun ve gerekli görüldüğü her durumda, kendisine sağlanan yardım ve desteğin AB tarafından kolaylaştırılması ve koordine edilmesine dayanamayacağı anlamına gelmez. Ancak karşılıklı yardım maddesinin işletilmesi, tek başına TEU Madde 43.1 anlamında bir sivil misyon ya da askerî operasyon başlatılmasını da gerektirmez; her ne kadar Antlaşma’nın Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’na ilişkin bölümü, daha kapsamlı bir AB rolüne hukuki zemin sunsa da.
Bununla birlikte, AB içindeki siyasi tablo dikkate alındığında, Madde 42.7’nin devreye sokulması büyük olasılıkla sembolik destek taahhütleriyle sınırlı kalacaktır. Madde, bazı üye devletlerin tarafsızlık statüsüne saygı gösterilmesini öngörse de, siyasi sadakati Birliğin kendisinden ziyade onun hasımlarına yakın olan bazı hükûmetlerin, hukuken bağlayıcı bu yükümlülükten sıyrılmaya çalışması da ihtimal dışı değildir. Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlanması konusundaki çekinceler hatırlandığında, kötümser bir gözlemci; AB’nin bir blok olarak, gelecekteki bir üye devlete askerî güvence sunmak için, Birlik’ten ayrılmış bir devleti (Birleşik Krallık), iki kez katılmayı reddetmiş bir başkasını (Norveç) ve Yunanistan’la askerî gerilim yaşamış ve Kıbrıs’ın bir bölümünü işgal altında tutan üçüncü bir ülkeyi (Türkiye) içeren bir “istekliler koalisyonuna” dayanmak zorunda kalıyorsa, AB’nin karşılıklı yardım vaadinin gerçekten de içi boş göründüğünü söylemenin haksız olmayacağını düşünebilir.

ABD’nin Grönland’ı İşgali NATO’nun Sonunu Getirir mi?

Her ne kadar TEU Madde 42.7, silahlı saldırının bir NATO müttefikinden gelmesi durumunda bile bir üye devlete diğerlerinden yardım talep etme imkânı tanısa da, 23 üye devletin güvenlik ve savunmaya ilişkin temel tercihleri hâlen NATO çerçevesinde şekilleniyor.
Ancak işler ciddiye biner ve ABD, askerî gövde gösterisi ile hibrit yöntemlerin birleşimiyle Grönland’ı ilhak ederse, bu durum NATO’yu derinden sarsar. Zira askerî bir karşılık, oybirliği gerektirir ve ABD, İttifak’ın kilit üyesidir. Böyle bir senaryoda NATO’nun fiilen yanıt veremez hâle gelmesi söz konusu olur.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in de ima ettiği gibi, ABD’nin Grönland’a yönelik bir hamlesi NATO’nun anında çöküşü anlamına gelmeyebilir. Önleyici bir tedbir olarak, kendisi ve diğer liderlerin, tırmanışa meyilli görünen Trump yönetimine bu adımın son derece yüksek bir bedeli olacağını net biçimde göstermesi gerekir. Ancak NATO’nun sona ermesi, Avrupa ve ABD açısından benzeri görülmemiş ve son derece tehlikeli bir gelişme olur. Avrupa başkentlerinde, ABD’de demokrasinin ayakta kalacağına ve yakın vadede bir yönetim değişikliğiyle birlikte Avrupa’ya yönelik ABD politikasında da bir dönüşüm yaşanabileceğine dair umut sürdükçe, Avrupalı müttefiklerin NATO’nun bittiğini ilan etmeleri kendi çıkarlarına olmayacaktır.

İttifak içi bir fetih savaşı, ileride korkunç ve affedilemez bir sapma olarak da tasvir edilebilir. 1950’ler ile 1970’ler arasında yaşanan “morina savaşları” sırasında Birleşik Krallık ile İzlanda’nın karşı karşıya geldiğini ve Türkiye ile Yunanistan’ın, 1974’te Kuzey Kıbrıs’ın işgali sonrasında uzun yıllardır “neredeyse savaş” hâlinde yaşadığını unutmamak gerekir.

Gröndland Geriliminin Avrupa Ayağı

ABD’nin bir politika düzeltmesine gitmesine kadar, hem NATO hem de AB fiilen ve hukuken zedelenmiş durumda. Trump, maceracı girişimlerin maliyeti yükseldiğinde politika değişikliklerine gitmesiyle tanınan bir figür; ancak taleplerini yumuşatmadığı ya da bu arayışından tamamen vazgeçmediği sürece, Grönland, Danimarka, NATO ve AB açısından riskler varlığını koruyacaktır.
Bu bağlamda, istekli, yetkin ve güvenilir devletlerin; NATO’nun içinde değil, onun dışında ve tamamlayıcısı olarak bir Avrupa ayağını güçlendirmesi akılcı olacaktır. Bu yapı, mümkün olduğunda İttifak içinde ABD ile uyumlu çalışmalı, gerekli olduğunda ise özerk hareket edebilmelidir.

Bu ülkeler, Birleşik Krallık–İskandinav Ortak Sefer Gücü (JEF) ya da beş ülkeli Nordik Savunma İşbirliği formatı gibi oluşumlar aracılığıyla Grönland’a caydırıcı bir kuvvet konuşlandırabilir. EUROCORPS ve Avrupa Hava Taşımacılığı Komutanlığı (EATC), ulusal silahlı kuvvetleri çok uluslu karargâhlar ve askerî komuta yapılarıyla tamamlayan gönüllü düzenlemelere önde gelen örneklerdir.

Danimarka’ya destek veren AB ülkeleri ve Kuzeyli müttefikler, ortaya çıkan boşluğu doldurabilecek bu mini-lateral güvenlik düzenlemelerini vakit kaybetmeden birbirine bağlamalı ve sağlamlaştırmalıdır. Mini-lateralizmi stratejiye dönüştürmek, “yamalı bohça hâlinden sıkı bağlanmış bir etten duvara” geçişin anahtarıdır.

NOT: Bu yazı, Verfassungsblog tarafından yayımlanan “Grabbing Greenland: Impact on NATO and the EU” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında burada yayımlanmaktadır.

Dr. Steven Blockmans

Steven Blockmans, Avrupa Birliği hukuku, dış politika ve güvenlik çalışmaları alanlarında uzmanlaşmış bir akademisyen ve politika analistidir. Dr. Blockmans, Brüksel merkezli Centre for European Policy Studies (CEPS) ile Tallinn’de bulunan International Centre for Defence and Security (ICDS) bünyesinde kıdemli araştırmacı (senior fellow) olarak görev yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler