ICE: 11 Eylül’den Miras Kalan ve Trump’ın Şahsileştirdiği Bir Devlet Aygıtı
11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ICE, Trump döneminde göç denetiminin ötesine geçerek siyasileşmiş bir zor kullanma aygıtına dönüştü. Minnesota’daki Renee Good cinayeti ve benzeri vakalar, federal gücün yerel topluluklarla çatışma hattına girdiğini ve kurumun göç yönetiminden uzaklaşarak Trump'a yönelik siyasi muhalefeti bastırmaya yöneldiğini gösteriyor.
Amerika Birleşik Devletleri Göç ve Gümrük Muhafaza ya da kısa ve popüler adıyla ICE, 11 Eylül 2001’deki El-Kaide saldırılarının ardından kaçak göç ve sınır güvenliğiyle ilgilenmek amacıyla kurulan özel bir kolluk kuvveti. Federal devlet aygıtıyla yönetilen ABD’nin genelinde görev yapan ve İçişleri Bakanlığına bağlı çalışan bir kurum olan ICE; Trump döneminden önce de etkin çalışıyor, Demokrat Partili başkanlar zamanında da kaçak göçmenleri tespit edip sınır dışı işlemlerini yürütüyordu. Fakat Trump döneminde gördüğümüz ICE sadece bir kamu kurumu veya federal bir kolluk kuvveti değil, siyasi gündemini pekiştirmek için kullanabileceği özel bir tim, kişisel bir silah hâline geldi.
Trump; ICE gücünü bakanlık aracılığıyla Demokrat Partinin güçlü olduğu büyük şehirlere, metropollere konumlandırıyor, ICE ise yerel polis kuvvetleriyle bile karşı karşıya gelmeyi göze almak pahasına bu şehirlerde kaçak göçmen avına çıkıyor, göçmen olduğundan şüphelendiği insanları durdurup kimlik soruyor, en ufak bir şüpheli durumda ise Amerikan vatandaşlarını bile gözaltına alarak kötü koşullarda olacakları tutukluluk merkezlerine götürüyor.
Fakat özellikle son bir aydır Minnesota eyaletinde ICE’nin faaliyetleri çok ciddi bir eşik atladı ve tüm ABD’nin gündemini kilitledi. Neler yaşandığını anlamak için biraz geriye gitmek, öncelikle ICE’nin olağan yetkilerini incelemek, ardından Trump döneminde yaşanan değişimleri irdelemek gerekiyor.
ABD Yüksek Mahkemesinin İzniyle, Trump’ın Destur Vermesiyle Güçlenen ICE
ICE için en önemli eşik noktası bu sene 9 üyesinin 6’sı Cumhuriyetçi Partili başkanlarca atanan muhafazakâr çizgideki yargıçlardan oluşan ABD Yüksek Mahkemesinin verdiği bir karar ile sokakta gördükleri kişilerin ten rengi, aksanı gibi özellikleri doğrultusunda şüphe duyarak insanları göçmen oldukları gerekçesiyle durdurup kimlik sorma hakkını elde etmesi oldu. Bu kararın ardından ICE, Amerikan vatandaşı olsalar veya kaçak göçmen olduklarına dair somut bir emare, duyum olmasa bile beyaz olmayan, farklı görünen kişileri durdurmaya başladı.
ABD’de Türkiye veya Avrupa gibi herkese ücretsiz verilen bir vatandaşlık kartı yok. Yurt dışına çıkanların Amerikan pasaportuna başvurması olağan, fakat çoğu kişi bu tür vatandaşlık kanıtlayan kimlikleri yanında taşıma ihtiyacı duymuyor. Özellikle doğum belgeleri kayıp olan çok sayıda insan var. Yoksullar veya beyaz tenli olmayan Amerikalıların bu tür belgelere erişimi oldukça kısıtlı. Bu nedenle ICE polisinin Amerikan vatandaşı olmasına rağmen bunu hızlıca kanıtlamakta zorlanan kişileri yakalaması sıklıkla rastlanan bir durum.ICE polisinin sadece yetki alanı değil, bu yetkileri nasıl kullandıkları da tartışmalı bir hâle geldi.
ICE polisinin de diğer kolluk kuvvetleri gibi hayati bir tehlike olduğu zaman güç ve silah kullanma yetkileri var. Fakat ICE bu yetkilerini Trump döneminde oldukça geniş ve muğlak şekilde kullanıyor. Minnesota’da Reene Good’un katledilmesi de böyle bir olayın sonucu oldu. Reene Good ve diğer eylemciler arabalarıyla ICE polisine engel olmaya çalışırken bir ICE yetkilisi ortada hiçbir hayati risk yokken genç bir anne olan kadını katletti. Ardından ICE yetkilileri doktor olduğunu söyleyen kişileri araca yaklaştırmadı ve ambulansı geç çağırdı.
ICE’nin Reene Good’u katletmesi protestoları daha da arttırdı. ICE görevlileri ise gösteriler arttıkça toplu bir şekilde alışveriş merkezlerine, lokantalara girmeye ve gövde gösterisi yapmaya başlayarak gücünü kullanma yöntemlerini gaddarlaştırdı.
Bu konuda geçen hafta üç dramatik örnek yaşandı. İlki ICE polislerinin öğlen yemek yedikleri Meksika restoranını, akşam iş çıkışı basıp kendilerine servis yapan çalışanları toplu bir şekilde gözaltına almasıydı. ICE’nin adeta yaptıkları işlemleri daha dramatik bir şekilde korkunç hâle getirmek için özel bir çaba harcadığını akıllara getirecek bu olaydan çok daha performatifi ise 5 yaşındaki çocukları kullanması oldu.
ICE okul çıkışında farklı renkte ve Hispanik olduğu belli bir 5 yaşındaki çocuğu servisten inince durdurdu, fiilen alıkoydu ve bu yolla evin içerisinde çocuklarını bekleyen göçmenleri evden dışarı çıkarmaya çalıştı. ICE’nin evlere girmek için mahkeme iznine ihtiyacı var, bunu elde etmek ise oldukça zor. Bu engeli aşmak için ICE, 5 yaşındaki Liam Conejo Ramos’un okul servisinden inmesini bekledi, okul servisinden inerken onu almak için gelen babasının kaçtığını görünce önce babayı gözaltına aldı ve ardından çocuğu elinden tutarak evin kapısına gitti. ICE polisine evin içindekiler çocuğu kapıya bırakmalarını söylemesine rağmen polis evin içindekileri çocukla tehdit etti ve çıkmayınca çocuk ile babayı alıp gözaltı merkezine götürdü.
Yine başka bir olay ise, ICE’nin evsiz Amerikan yerlilerini kaçak göçmen oldukları gerekçesiyle gözaltına alması ve Amerikan vatandaşı olduklarını kısa sürede kanıtlayamamaları üzerine uzun bir süre serbest bırakmaması oldu. Ataları herhangi bir Amerikalı’dan yüzyıllar önce Amerika’da doğmuş olan Amerikan yerlilerini kaçak göçmen oldukları iddiasıyla ICE tarafından gözaltına alınması çok dramatik bir sahne olarak hafızalara kazındı. Yerli Amerikalılar yerel danslarıyla bu olayı protesto etti ve ICE karşıtı gösterilere katıldı.
Hukuki tartışmalar bir yana, ICE yetkilerini kullanırken aslında siyasi saiklerle (nedenlerle) hareket ediyor.
Kendi Halkını Terörize Eden Bu Kurum ile Trump Neyi Amaçlıyor?
Trump’ın nihai amacı ICE’i özellikle Demokratların güçlü olduğu kentlere konumlandırmak ve buradaki gösterileri arttırarak, sürekli bir kaos ortamı yaratmak, böylece günün sonunda OHAL yasalarını devreye sokup polisin yetersiz olduğunu ileri sürerek Amerikan ordusunu sokağa çıkarmak.
Trump böylece bir yandan Demokrat Partili eyaletlerdeki hakimiyetini arttırmak, diğer yandan çıkan bu kaos ile 2026 ara seçimlerine girerek Epstein dosyalarını unutturmak istiyor. Henüz bir ay önce herkes Epstein belgelerini konuşurken şu anda Trump’ın gündeminde dünyada yarattığı kaos, Minnesota’daki ICE şiddeti var. Yani, Trump yine kendi gündemini dünyaya konuşturmayı başardı.
Bunun için elindeki en iyi araç ise 11 Eylül saldırıları sonrası artan devlet gücünün en somut çıktısı konumundaki ICE. Bu nedenle daha uzun bir süre ICE ve yetkilerini Amerikan kamuoyu konuşacak. ICE’nin orantısız şiddetle sonuçlanan her yetki aşımında sokaklar daha da çok karışacak.