Filistin

İdam Cezasının Geri Dönüşü, İsrail ve Cezalandırıcı Popülizm

İsrail’de yalnızca Filistinlilere uygulanabilecek bir idam cezası yasası onaylanmayı bekliyor. İnsan hakları örgütleri ve uzmanlar, idamın cezalandırıcı popülizmin bir aracı olarak kullanıldığı görüşünde.

İdam Cezasının Geri Dönüşü, İsrail ve Cezalandırıcı Popülizm
Fotoğraf: Melnikov Dmitriy/shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

İsrail uzun zamandır, tarihinde yalnızca bir kişiyi idam etmiş olması nedeniyle, idam cezasını fiilen kaldırmış (abolisyonist) bir devlet olarak görülüyor. İdam cezasını yeniden yürürlüğe koymaya yönelik geçmiş girişimler başarısız olmuş olsa da, 7 Ekim saldırısının dehşet verici boyutu ve ardından gelen travmatik savaş, bu yönde siyasi bir ivme yaratmak için kullanıldı. Kasım 2025’te Knesset’te ilk okumadan geçen yeni bir yasa tasarısı, terörle bağlantılı suçlar için idam cezası öngörüyor. Bu tasarı, popülist rejimlerde gözlemlenen daha geniş bir “idam cezasının yeniden canlandırılması” eğiliminin parçası olarak değerlendirilmeli. İsrail’in bu adımı, Avrupa’da ve ötesinde idam cezasını yeniden yürürlüğe koyma girişimleri açısından tehlikeli bir emsal oluşturabilir.

İsrail’de İdam Cezasının İhdası

İsrail, idam cezasını bir ceza türü olarak Britanya Mandası’ndan devralmıştı. 1954 yılında ise cinayet suçları için idam cezasını resmen kaldırdı; Holokost, soykırım ve vatana ihanet gibi istisnai suçlar için ise idam cezasını muhafaza etti. İdam cezası bu suçlar için kanunlarda yer almaya devam etse de, İsrail bugüne kadar yalnızca bir kişiyi idam etti: Holokost’un mimarlarından biri olan ünlü Nazi yetkilisi Adolf Eichmann.

Son on yıllarda, terör suçları için idam cezası getirilmesi İsrail siyasetinde tekrar eden bir tartışma konusu oldu. Teröristler için idam cezasına yönelik istikrarlı bir halk desteği bulunmasına rağmen, bu tartışma hiçbir zaman somut bir politika değişikliğine dönüşmemişti. Güvenlik bürokrasisi, caydırıcılığı artırmayacağı ve yalnızca gerilimi tırmandıracağı gerekçesiyle idam cezasının başlıca muhalifleri arasında yer almıştı.

Derken 7 Ekim yaşandı. Saldırıdan haftalar sonra yapılan anketler, İsrail kamuoyunun idam cezasına bakışında kayda değer bir değişim göstermese de, sağcı Knesset üyeleri yeni siyasi iklimi bir fırsat olarak görerek teröristler için idam cezası öngören yasayı gündeme taşıdılar. İdam cezasının Yahudi aşırı sağcı teröristlere de uygulanabileceği ihtimaliyle karşı karşıya kalan milletvekilleri, cezanın yalnızca Filistinli teröristlere uygulanmasını garanti altına almak için aşırı önlemler aldılar. Dikkat çekici şekilde, tasarının önceki bir versiyonu 7 Ekim’den birkaç ay önce sunulmuştu. Ancak savaşın, bu girişim için gerekli siyasi zemini sağladığı görüldü.

“Yahudi Terörist Diye Bir Şey Yoktur”

Tasarı, İsrail Ceza Kanunu’nda değişiklik yaparak, şu fiili işleyen herkes için idam cezasını zorunlu kılıyor: “Irkçılık ya da halka yönelik nefretten saiklerle […] ve İsrail Devleti’ne ve Yahudi halkının kendi topraklarındaki varlığına zarar verme niyetiyle, kasten ya da ihmalle bir İsrail vatandaşının ölümüne sebep olan kişi.”

Bu ifade, yalnızca Filistinli terörü hedef alacak şekilde tasarlanmış olup, Yahudi terör eylemleri gibi diğer şiddet biçimlerini kapsam dışı bırakıyor. Ayrıca tasarı, işgal altındaki Batı Şeria’da askerî mahkemelerde yargılanan cinayet faillerine İsrail Savunma Kuvvetleri’nin idam cezası vermesini öngörüyor. Bu mahkemelerde ise yalnızca Filistinliler yargılanıyor.

Tasarıyı hazırlayan Knesset üyeleri, idam cezasının hiçbir zaman Yahudi teröristlere uygulanmamasını hedeflediklerini açıkça dile getirdiler. Milletvekili Limor Son Har-Melech, “Yahudi terörist diye bir şey yoktur” diyerek, Filistinlileri öldürdükleri için İsrail hapishanelerinde müebbet hapis cezası alan birçok Yahudi teröristi görmezden geldi. Maliye Bakanı Smotrich ise farklı bir yaklaşım benimseyerek, “Eğer aramızda hainler varsa, yasa onlara da uygulanır” dedi. Dikkat çekici şekilde, İsrail güvenlik bürokrasisinin bazı kesimleri de geleneksel idam cezası karşıtlığından uzaklaştı. Hükûmet tarafından atanan yeni Şin Bet Başkanı, caydırıcılığı artıracağı gerekçesiyle tasarıyı destekliyor.

Tasarı, İsrail içinde ve dışında ciddi tepkilere yol açtı. İnsan hakları örgütleri, tasarının yalnızca Filistinlileri idam cezasına tabi tutan ayrımcı, iki kademeli sistem oluşturduğunu vurguladı. İsrail’deki muhalefet liderleri de benzer eleştiriler getirerek, idamların intikam saikiyle daha fazla teröre yol açacağını savundu. Yahudi dinî liderler de yasanın “kan dökülmesine” yol açacağı gerekçesiyle tasarıya karşı çıktı. Ultra-Ortodoks bazı Knesset üyeleri ise hahamların talimatları doğrultusunda tasarıya karşı oy vereceklerini açıkladı.

Buna rağmen tasarı, büyük bir hızla ilerliyor. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, tasarının geçmemesi hâlinde koalisyondan çekileceğini taahhüt etti. Ben Gvir’in partisinden milletvekilleri, İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için kullanılan sarı kurdeleyi taklit eder biçimde, ilmek şeklinde sarı rozetler takmaya başladı. Hatta şimdiden infaz yöntemleri tartışılmaya başladı. Knesset Araştırma Merkezi, ABD’deki infaz yöntemlerine dair, zehirli iğne, gaz odası, elektrikli sandalye ve kurşuna dizme gibi yöntemleri ele alan bir rapor yayımladı.

Tasarıya yönelik bir diğer eleştiri de sağ cenahtan geldi. Bazılarına göre yasa geriye dönük uygulanamayacağı için 7 Ekim saldırısının faillerine karşı kullanılamayacaktı. Bu nedenle hem muhalefetten hem iktidardan milletvekillerinin desteklediği ve Adalet Bakanı tarafından onaylanan özel bir tasarıyla, 7 Ekim yargılamalarının İsrail’in Soykırım Yasası kapsamında yapılması planlandı. Mevcut durumda iki tasarı, yani 7 Ekim failleri için ve gelecekteki saldırılar için tasarılar eş zamanlı ilerliyor.

Yasanın yürürlüğe girebilmesi için Knesset’te ikinci ve üçüncü okumadan geçmesi gerek. Bununla birlikte yasanın ayrımcı yapısına karşı anayasal itirazların yapılması da beklentiler arasında. İsrail Sivil Haklar Derneği, yasa kabul edilirse Yüksek Mahkeme’ye başvuracağını açıkladı ve yasayı “acımasız, adaletsiz ve ırkçı” olarak nitelendirdi. Yüksek Mahkeme geçmişte Yahudiler ile Araplar arasında ayrım yapan yasaları iptal etmiş olsa da, bu kez idam cezası yasasının ayrımcı olduğuna ya da “insan onuru” hakkını ihlal ettiğine hükmedip hükmetmeyeceği belirsiz. Her hâlükârda, İsrail deneyimi, idam cezasını yeniden getirmeyi düşünen diğer popülist rejimler için bir test alanı olarak görülebilir.

Popülist Rejimlerde İdam Cezası

İsrail idam cezasının yeniden yürürlüğe konulmasına öncülük ederken, bu yönde destek Avrupa’da ve dünyanın diğer bölgelerinde de mevcut. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı idam cezasını yasaklıyor ve AB kurumları Birliğin bu cezaya karşı “güçlü ve kesin muhalefetini” düzenli olarak vurguluyor. Buna rağmen, Avrupa’daki popülist liderler idam cezasının yeniden getirilmesini sıkça dile getiriyorlar. On yıl önce Viktor Orbán, Macaristan’da idam cezasının geri getirilmesini savunan bir manifesto yayımlamış ve AB kurumlarıyla ciddi bir çatışma yaşamıştı. Bu girişim sonuçsuz kalmış olsa da Orbán yalnız değil. Fransa’da Marine Le Pen, seçilmesi hâlinde idam cezasının yeniden getirilmesi için referandum yapma sözü vermişti. Genellikle bu çağrılar, terör saldırılarının ya da vahşi cinayetlerin ardından geliyor. Polonya’da yakın zamanda sekiz yaşındaki bir çocuğun öldürülmesi, Başbakan Mateusz Morawiecki’nin idam cezasının geri getirilmesini savunmasına yol açtı. Anketler Polonyalıların yaklaşık yarısının idam cezasını desteklediğini gösterdi.

AB Şartı’nın bağlayıcı niteliği ve diğer AB düzenlemeleri göz önüne alındığında, idam cezasının yeniden getirilmesi pek olası görünmüyor. Ancak Avrupa dışındaki popülist ya da yarı-otoriter rejimler de bu cezaya ısınmaya başlıyorlar. Son zamanlarda Kırgızistan’daki popülist hükûmet, kadın cinayetleri ve çocuk istismarı gibi suçlar için idam cezasını yeniden getirmeyi tartışıyor. Oysa Kırgızistan daha önce Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin (ICCPR) idam cezasını yasaklayan İkinci İhtiyari Protokolü’nü onaylamıştı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, bunun uluslararası hukuku ihlal edeceği uyarısında bulunarak ülkeyi “idam cezasını yeniden getirme çabalarını derhal durdurmaya” çağırdı.

Benzer şekilde Filipinler’de de idam cezası tekrar eden bir gündem maddesi. Kısa süre önce sunulan 11211 sayılı Temsilciler Meclisi Tasarısı, yolsuzluk suçları için kurşuna dizme yoluyla idam cezası öngörüyor. Peru Devlet Başkanı da Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmeyi gerektirecek şekilde idam cezasının yeniden getirilmesini sık sık desteklediğini dile getiriyor.

Cezalandırıcı Popülizmin Stratejisi Olarak İdam Cezası

İdam cezasının yeniden canlandırılması, popülist rejimler için birçok amaca hizmet ediyor. En temel düzeyde idam cezası, cezalandırıcı popülizmin bir parçasıdır ve “suça karşı sert” ve güven verici söylemlerle kamuoyunu mobilize etmeye yarar. Bu bağlamda idam cezası, hükûmetin daha geniş politikaları için seçim ve kamuoyu desteği toplamak amacıyla kullanılır. Örneğin İsrail bir seçim yılına giriyor ve bazıları idam cezasını Ben Gvir’in partisinin salt bir seçim manevrası olarak değerlendiriyor.

Bunun ötesinde, idam cezası popülist bir hükûmetin güvenliği artırma ve suçu azaltma vaatlerini yerine getirememesi nedeniyle dikkati başka yöne çekmek için de kullanılabilir. Hem İsrail’de hem Peru’da idam cezası, kişisel güvenliğin azaldığı ve suç oranlarının arttığı bir arka planda gündeme gelmiştir. Popülist rejimler, örgütlü suç ve terörizm gibi karmaşık tehditlerin kök nedenleriyle yüzleşmek yerine, politik olarak daha az getirisi olan karmaşık çözümlerden kaçınarak, idam cezasını “basit” bir çözüm olarak sunmaktadırlar.

Daha derin bir düzeyde ise idam cezasının yeniden getirilmesi, kurumlar ve yargı karşıtı bir araçtır. İdam cezasının uygulanmasındaki karmaşıklıklar ile insan hakları ve anayasal kaygılar, çoğu zaman kurumsal aktörlerin bu cezaya karşı çıkmasına yol açar. Bu nedenle popülist rejimler, kurumların meşruiyetini ve itibarını zedelemek için idam cezasını gündeme taşırlar. Orbán, idam cezasını AB kurumlarıyla yürüttüğü daha geniş mücadelenin bir parçası olarak kullanmıştı. Benzer şekilde İsrail Yüksek Mahkemesi tasarıyı iptal etse bile, bu karar hükûmet tarafından Mahkeme’yi halktan kopuk ve gayrimeşru göstermek için kullanılabilir.

İdam Cezasının Olası Sonuçları

Son olarak, idam cezası devlet eliyle meşrulaştırılmış şiddeti tırmandırarak siyasi muhalefeti tehdit etme amacına da hizmet eder. Başlangıçta idam cezası korkunç cinayetler ya da terör eylemleri gibi belirli suçları hedef almak için getirilse de “terörizm” kavramının çoğu zaman muğlak tanımı, nihayetinde siyasi muhalifleri hedef almak için kullanılabilir. Dikkat çekici şekilde, idam cezasının muhaliflere yaygın biçimde uygulanması gerekmez. İnfazlar yoluyla devlet şiddetinin tesis edilmesi dahi siyasi faaliyet üzerinde caydırıcı bir etki yaratır. Rejime duyulan korkuyu artırır ve otoriter yönetimi pekiştirerek muhalefeti bastırır.

Dünya genelinde popülist siyasi hareketler, gündemlerine giderek daha fazla şekilde idam cezasını dâhil ediyorlar. Şimdiye kadar bu eğilimler büyük ölçüde söylem düzeyinde kaldı ve uygulama girişimleri başarısız oldu. Ancak bugün, idam cezasını yeniden getirmeye yönelik ciddi ve ileri aşamaya gelmiş girişimlerin bulunduğu birçok yargı alanı mevcut. İdam cezasının yeniden canlandırılması, popülist reformların yalnızca kuvvetler ayrılığı ya da dar anlamda anti-demokratik meselelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. “Suça karşı sert” cezalandırıcı yaklaşımlar bu rejimlere sıklıkla eşlik ediyor ve idam cezası da kurumlara yönelik popülist saldırının bir başka aracı hâline geliyor.

Dünya genelinde popülist hareketlerin ve hükûmetlerin yükselişiyle birlikte, idam cezasının kaldırılmasına yönelik küresel çabalar üzerindeki etkilerine karşı dikkatli olmamız gerek.

NOT: Bu yazı, Verfassungsblog tarafından yayımlanan “Capital Punishment Revivalism Israel And Punitive Populism” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında yayımlanmaktadır.

Noam Kozlov

Ampirik hukuk ve finans alanında John M. Olin Araştırma bursiyeri olan Noam Kozlov, Harvard Hukuk Fakültesi’nde Hukuk yüksek lisansı yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler