Jeffrey Epstein

Epstein Belgeleri: Normalleşme Öncesi İsrail-BAE Hattındaki Rolü Neydi?

Hüküm giydiği suçun ağır niteliğine rağmen üst düzey ilişkilerini yıllarca sürdüren Jeffrey Epstein, küresel elitlerin nasıl hukuki ve etik sınırların dışında kalabildiğine dair çarpıcı bir örnek olarak dikkat çekiyor. ABD Adalet Bakanlığının yayımladığı belgeler ise, özellikle İsrail-BAE normalleşmesi öncesinde Epstein’ın oynadığı gayriresmî role dair yeni sorular ortaya koyuyor.

Epstein Belgeleri: Normalleşme Öncesi İsrail-BAE Hattındaki Rolü Neydi?
Epstein'in malikanesinde çekilmiş bir fotoğraf: Soldan sağa gözüken kişiler: Milyarder Thomas Pritzker, eski başbakan Ehud Barak ve yönetmen Woody Allen; sihirbaz David Blaine solda ayakta dururken, Jeffrey Epstein ise Barak ve Allen'ın arasında yer alıyor. | Fotoğraf: İlk olarak House Oversight Democrats tarafından 18 Aralık'ta yayımlandı.

ABD Adalet Bakanlığının ocak ayı sonunda kamuoyuna tamamını açtığı ve yaklaşık 3 milyon sayfadan oluşan yeni Jeffrey Epstein dosyaları, uzun süredir parça parça sızan bilgileri tek bir bütün hâline getirdi. Ancak bu “bütün”, net bir tablo sunmaktan çok, dağınık, bağlamsız ve yoruma açık bir veri yığını niteliği taşıyor. Belgeler şahsi e-posta yazışmalarından belgelerin inceleyen FBI’nin düştüğü notlara, doğrulanmamış ihbarlardan medya küpürlerine kadar çok farklı içerik türlerini bir araya getiriyor.

Yetkililerin de açıkça kabul ettiği gibi, bu dosyalar kronolojik ya da tematik bir düzenle yayımlanmadı. Aynı belgenin birden fazla kopyası mevcut. Bazı versiyonlarda isimler sansürlenmişken bazılarında sansür kaldırılmış durumda. Belgelerin ön incelemesini yapan The New York Times, NPR ve The Guardian gibi medya kuruluşlarının da vurguladığı üzere, bu yöntem, dosyaların “okunmasını” değil, adeta kazı yapılmasını gerektiriyor.

Belgelerde adı geçen kişi ya da kurumlar, otomatik olarak yargı tarafından suçlanmış ya da suç işleme şüphesi altında değil. Dosyalar, her zaman bir suç şebekesinin izlerini değil; 2008’de yüz kızartıcı bir ağır suçtan hüküm giymesine rağmen Epstein’ın birçok farklı ülkeden üst düzey elitle sürdürdüğü ilişki, temas ve aracılık ağının izlerini sunuyor.

Erişme Açılan Dosyaların Genel Kapsamı ve Sınırları

Adalet Bakanlığına göre yayımlanan belgeler arasında 2 binden fazla video, 180 binden fazla görüntü ve milyonlarca sayfalık yazılı materyal bulunuyor. Görsel içeriklerin neredeyse tamamında mağdurların kimlikleri gizlenmiş olsa da, en az 43 mağdurun adı sansürsüz biçimde yer aldı. Bunların 20’den fazlasının, istismar sırasında reşit olmadığı bildirildi. Bu durum, mağdur hakları açısından ciddi eleştirilere yol açtı.

Belgelerde ayrıca kamu makamlarına yapılmış binlerce doğrulanmamış ihbar yer alıyor. Bunların önemli bir bölümü, herhangi bir soruşturma ya da iddianameye dönüşmemiş. Adalet Bakanlığı, dosyaların “sahte ya da yanıltıcı içerikler” barındırabileceği uyarısını özellikle yapıyor. Bu nedenle tekil bir e-posta ya da notun, bağlamından koparılarak kesin hüküm gibi sunulması, gazetecilik açısından sorunlu bir yaklaşım.

Matematik Öğretmenliğinden Borsacılığa: Epstein Kimdi?

Jeffrey Epstein, kamuoyunda çoğunlukla “zenginlere erişimi olan bir finansçı” olarak bilinse de, belgeler onun asıl gücünün para yönetiminden çok arabuluculuk ve bağlantı kurma kapasitesinde olduğunu gösteriyor. Devlet başkanları, kraliyet üyeleri, milyarderler, akademisyenler ve istihbarat çevreleriyle aynı anda temas kurabilen nadir figürlerden biriydi.

Bu temasların önemli bir kısmı, Epstein’ın 2008’de reşit olmayan bir kişiyi fuhşa zorlamaktan hüküm giymesinden sonra da devam etti. Dosyalarda yer alan e-postalar, birçok ismin bu mahkûmiyetin ardından Epstein’la görüşmeyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor. En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’nde tutuklu yargılanma amacıyla tutulduğu hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu. Yapılan soruşturmada intihar ettiği sonucuna varılmış olsa da o esnada güvenlik kameralarının çalışmıyor olmasıyla sebebiyle “ortadan kaldırıldığı” yönünde iddialar ortaya atılmıştı.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), ABD Adalet Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü inceleme sonucunda, kamuoyunda sıkça dile getirilen “müşteri listesi”nin varlığına dair herhangi bir somut kanıta ulaşılamadığını açıkladı. FBI, aralarında hükûmet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin Epstein’ın suçlarına iştirak ettiğini gösteren doğrulanmış deliller bulunmadığını da vurguladı. Fakat kamuoyunun bu konudaki şüpheleri dinmiş değil ve hâlâ birçok önemli ismin dosyalardaki varlığının gizlenmek istediği düşünülüyor.

Buna rağmen, açıklanan Epstein dava dosyalarında ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, ünlü avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi çok sayıda tanınmış ismin adı geçiyor.  Epstein dosyaları yalnızca ABD merkezli bir skandalın ötesine geçerek, Avrupa’dan Orta Doğu’ya, İskandinav ülkelerinden Doğu Avrupa’ya uzanan geniş bir temas ağını görünür kılıyor. Bu ağın ortak özelliği, çoğu durumda suç isnadından ziyade etik, siyasi ve diplomatik sorular doğurması.

Dosyaların Küresel Yansıması: İngiltere, İskandinavya, Ukrayna-Rusya

Dosyalarda en net ve somut biçimde yer alan isimlerden biri, İngiliz Kraliyet ailesinin eski üyesi Prens Andrew. Belgelerde yer alan e-postalar ve fotoğraflar, Andrew’un Epstein’la 2008 mahkûmiyetinden sonra da temasını sürdürdüğüne dair daha önce bilinen bilgileri teyit ediyor. Buckingham Sarayı’na davet mesajları ve özel yemek organizasyonları, bu ilişkinin yalnızca sosyal bir bağ olmadığını düşündüren unsurlar arasında.

İngiltere siyasetinde ise eski bakan ve diplomat Peter Mandelson öne çıkıyor. Epstein bağlantılı banka transferleri ve görsel materyallerin ortaya çıkmasının ardından Mandelson’un İşçi Partisi’nden istifası, dosyaların siyasi sonuç doğurabilen nadir örneklerinden biri oldu.

Fransa cephesinde, Emmanuel Macron’un adının bazı e-postalarda geçmesi dikkat çekti. Belgelerde, Macron’un ekonomi bakanlığı dönemine atıfla Epstein’dan yönetişim ve ekonomi başlıklarında görüş istediği iddia ediliyor. Ancak Élysée Sarayı bu iddialara ilişkin resmî bir açıklama yapmış değil ve dosyalarda bu temasları doğrulayan bağımsız belgeler bulunmuyor.

İskandinav ülkeleri açısından dosyalar, hukuki değil kamusal etik ekseninde yankı buldu. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit, Epstein’la geçmişte kurduğu temastan dolayı kamuoyu önünde pişmanlık ifade etti. Florida ve Saint-Barthélemy’deki ziyaretleri kabul eden prenses, Epstein’ın özel adasına gitmediğini vurguladı.

Benzer şekilde İsveç Prensesi Princess Sofia ve Danimarka Kralı King Frederik’in adları da sosyal davetler ve yemek organizasyonları bağlamında dosyalarda yer aldı. Bu örnekler, Epstein’ın Avrupa monarşileriyle temaslarının çoğunlukla sosyal ve çevresel düzeyde kaldığını düşündürüyor. Ancak mahkûmiyet sonrası ilişkilerin sürmesi, kamuoyunda ciddi soru işaretleri yaratmış durumda.

Dosyaların siyasi etkisinin en somut hissedildiği ülkelerden biri Slovakya oldu. Eski dışişleri bakanı ve başbakan danışmanı Miroslav Lajčák, adının belgelerde geçmesinin ardından görevinden istifa etti. Lajčák, herhangi bir yasa dışı faaliyeti reddederken, istifasını “siyasi gerilim yaratmamak” gerekçesiyle açıkladı.

Belgeler, Epstein’ın yalnızca siyasetçilerle değil, eğitim ve sivil toplum alanlarında da nüfuz arayışında olduğunu gösteriyor. Türkiye bağlamında dikkat çeken örnek, Robert College yönetim kurulunda yer alan Landon Thomas Jr.’ın, 2014 yılında Epstein’dan bağış ve fon bulma konusunda görüş istemesi oldu. Bu yazışmalar, Epstein’ın prestijli eğitim kurumları üzerinden meşruiyet ve etki alanı inşa etmeye çalıştığına dair kaygıları güçlendirdi.

Dosyalarda yer alan bazı iç yazışmalar ve notlar, Epstein’ın Doğu Avrupa siyasetine dair spekülatif değerlendirmeler yaptığını da ortaya koyuyor. Rus muhalif isimlerden Ilya Ponomarev hakkında yapılan yorumlar ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky’ye dair notlar, belge niteliğinden çok Epstein’ın kişisel kanaatlerini yansıtıyor. Bu içerikler, herhangi bir doğrulanmış ilişki ya da somut girişime işaret etmiyor.

Epstein ve İsrail-BAE Hattı: Belgelerin Açtığı Yeni Sorular

Yeni dosyaların da yeniden işaret ettiği ve en dikkat çekici boyutlarından biri, Epstein’ın Orta Doğu’daki bazı siyasi ve ekonomik aktörlerle kurduğu ilişkilerin kapsamı. Dosyalarda yer alan bazı notlar ve yazışmalar, Epstein’ın Suriye ve İran başlıklarında Rusya ile İsrail arasında yürütülen istihbarat temaslarına dolaylı biçimde dâhil olduğu yönündeki iddiaları da gündeme getiriyor; ancak bu temasların niteliği ve kapsamı resmî olarak doğrulanmış değil. Özellikle İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hattını ilgilendiren belgeler, bugün resmîleşmiş olan ilişkilerin, yıllar önce gayriresmî ve kapalı kanallar üzerinden inşa edilmiş olabileceği ihtimaline işaret ediyor.

Belgelerde adı sık geçen isimlerden biri, İsrail’in eski başbakanı ve eski askerî istihbarat yetkilisi Ehud Barak. Dosyalara göre Barak, Epstein’la uzun yıllara yayılan bir temas içindeydi; Epstein’ın New York’taki dairesinde birden fazla kez kaldığı da daha önce basına yansımıştı.

Yeni belgeler, 2013-2016 döneminde Barak’ın Epstein’dan, dönemin ABD’li siyasi figürleriyle ve Peter Thiel gibi iş insanlarıyla temas kurulması konusunda yardım istediğini gösteren yazışmalar içeriyor. Barak, bu temasları kabul etmekle birlikte, herhangi bir yasa dışı faaliyeti reddediyor.

Belgelerde ayrıca, Epstein’ın İsrail menşeli gözetleme ve güvenlik teknolojilerinin Afrika’daki bazı ülkelere pazarlanması sürecinde aracı rol üstlendiğine dair değerlendirmeler de yer alıyor. Bu değerlendirmeler yargı süreçlerinde test edilmiş bulgulara dayanmıyor.

Belgeler, Epstein’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki üst düzey iş ve siyaset çevrelerine erişim sağlamaya özel bir önem verdiğini ve bu ilişkileri uzun vadeli biçimde sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Öne çıkan bir diğer unsur, BAE merkezli küresel liman ve lojistik şirketi DP World ile bağlantılı yazışmalar. E-postalarda, Epstein’ın DP World CEO’su Sultan Ahmed bin Sulayem ile İsrailli yetkililer arasında toplantılar ayarlamaya çalıştığına dair ifadeler yer alıyor.

Bu yazışmalar, doğrudan bir anlaşma ya da resmî müzakere belgesi sunmuyor. Ancak lojistik, liman işletmeciliği ve bölgesel ticaret gibi başlıkların, İsrail-BAE ilişkilerinin erken aşamalarında masaya geldiğini düşündürüyor. Bugün bu iki ülke arasındaki ticari entegrasyonun merkezinde yer alan sektörlerin, o yıllarda da konuşulmuş olması dikkat çekici.

Dosyalarda ayrıca, BAE merkezli iş insanı Aziza al-Ahmadi ile Epstein arasındaki kişisel yazışmalara da yer veriliyor; bu yazışmalarda Epstein’a Kabe örtüsü hediye ettiği ve kasırga sonrası özel adasına dair durumunun sorulduğu ifadeler bulunuyor.

Epstein, İbrahim Anlaşmaları Öncesi Gayriresmî Zemin mi Sağladı?

İsrail ile BAE arasındaki ilişkiler, 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile resmiyet kazandı. Ancak Epstein dosyaları, bu normalleşmenin “bir anda” ortaya çıkmadığını, aksine yıllar süren gayriresmî temasların üzerine inşa edilmiş olabileceğini gösteriyor. Sızdırılan bazı mesajlarda, Epstein’ın Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Mohammed bin Zayed ile temas kurduğuna ya da görüşme ayarlamaya çalıştığına dair atıflar da yer alıyor

Açıklandığı kadarıyla belgeler, Epstein’ın bu sürecin “mimarı” olduğunu ortaya koymuş değil. Ancak onun, farklı ülkelerden aktörleri aynı masa etrafında buluşturmaya çalışan bir “aracı” rolü üstlendiğine dair güçlü izler sunuyor. Dosyalarda yer alan bazı FBI notları ve e-posta içerikleri, Epstein’ın İsrail istihbarat çevreleriyle temas iddialarını yeniden gündeme getiriyor. Ancak bu iddialar, henüz yargı süreçlerinde soruşturulmuş, doğrulanmış bilgiler değil. Belgeler, daha çok soruşturmacıların kendi değerlendirmelerini ve şüphelerini yansıtıyor.

Epstein’in Olası İstihbarat Bağları

Dosyalar arasında yer alan ve 2020 tarihli gizliliği kaldırılmış bir FBI notu, Donald Trump ve Jeffrey Epstein hakkında doğrulanmamış ancak dikkat çekici iddialar da içeriyor. Söz konusu notta, Epstein’ın İsrail istihbaratıyla bağlantılı olabileceği ve Trump’ın İsrail tarafından “etki altına alınmış” olabileceği öne sürülüyor; ancak FBI belgeleri bu iddiaların gizli bir kaynağa dayandığını ve yargı süreçlerinde test edilmiş bulgular olmadığını açıkça belirtiyor. Yetkililer, bu tür notların soruşturma içi değerlendirmeler kapsamında ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Middle East Eye muhabiri Sean Mathews, yeni yayımlanan belgelerin Epstein’ın istihbarat çevreleriyle temas iddialarının yalnızca son yıllarla sınırlı olmadığını gösterdiğini aktarıyor. Mathews’e göre dosyalarda, Epstein’ın onlarca yıl boyunca silah tüccarları, eski istihbaratçılar ve devlet elitleriyle iç içe hareket ettiği; bu temasların onu resmî bir istihbarat mensubu olmaktan çok, “gri alanda” iş gören bir aracı konumuna yerleştirdiği anlaşılıyor. Aynı analiz, Epstein’ın İsrail, Körfez ve Rusya eksenindeki temaslarının, kişisel servet yönetiminin çok ötesinde bir etki alanına işaret ettiğini vurguluyor.

Kimlerin, neyi bilerek ya da bilmeyerek bu ağın parçası olduğu; hangi temasların sıradan sosyal ilişkiler, hangilerinin stratejik arabuluculuk olduğu hâlâ net değil. Ancak belgelerin ortak bir noktası var: Jeffrey Epstein, yalnızca bireysel suçlarıyla değil, kurduğu ilişkiler ağıyla da incelenmesi gereken bir figür. İsrail-BAE hattında görülen erken temaslar, bugün bölgesel siyaseti şekillendiren ittifakların, kamuoyuna yansımadan önce hangi zeminlerde filizlenmiş olabileceğine dair önemli ipuçları sunuyor.

Ortaya çıkan bu eksik tablo, tekil aktörlerden bağımsız olarak daha geniş bir gerçeğe de işaret ediyor: Küresel siyaset, sermaye ve güç ağlarının kesişiminde yer alan bazı figürler, uzun yıllar boyunca hukuki ve ahlaki sınırların dışında hareket edebilecek bir dokunulmazlık alanı yarattı. Epstein dosyaları, bu ayrıcalıklı alanın nasıl kurulduğunu ve nasıl korunduğunu bütünüyle açıklamasa da, küresel elitlerin kendilerini kuralların üzerinde görme eğilimini ifşa eden, rahatsız edici ama öğretici bir örnek olarak zihinlere yerleşti.

Geçtiğimiz ocak ayında CNN tarafından yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına göre, Amerikalıların yüzde 49’u Trump yönetiminin Epstein belgelerini açıklama biçiminden memnun değil. Aynı araştırma, Kongre’nin yasal zorlamasıyla Adalet Bakanlığı’nın binlerce soruşturma belgesini kamuoyuna açmasına rağmen, toplumdaki tatminsizliğin sürdüğüne işaret ediyor. Ankete katılanların yalnızca yüzde 6’sı, Epstein dosyalarına ilişkin paylaşılan bilgilerin yeterli olduğunu düşünüyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler