Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddetiyle Hızlandırılan Etnik Temizlik: Köyler Boşaltılıyor
Batı Şeria’da 7 Ekim 2023 sonrası yoğunlaşan yerleşimci şiddeti, özellikle Filistinli Bedevi köylerini hedef alarak köylerin tamamen boşaltılmasına yol açtı. İnsan hakları örgütleri bu süreci, zorla yerinden etmeye dayalı fiilî bir etnik temizlik olarak tanımlıyor.
İsrail’in işgali altındaki Batı Şeria’da, Filistinli toplulukların sistematik olarak yerinden edilmesi, özellikle 7 Ekim 2023’ten bu yana emsali görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. Uluslararası hukukun -bir kez daha- açıkça ihlali niteliğindeki bu süreç, devlet destekli işgalci şiddeti, askerî operasyonlar ve ayrımcı planlama politikaları aracılığıyla yürütülmektedir.
7 Ekim 2023 Sonrası Yerinden Edilme Dalgası
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, Ekim 2023’ten Ocak 2026’ya kadar geçen sürede, işgalci saldırıları ve erişim kısıtlamaları nedeniyle Batı Şeria genelinde 85 farklı topluluk ve bölgeden 3.900’den fazla Filistinli yerinden edilmiştir. Bu toplulukların 33’ü tamamen boşaltılmış ve haritadan silinmiştir. Öte yandan İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana işgalci şiddeti 44 Filistinli topluluğun tamamen boşaltılmasına neden olmuştur. Bu topluluklarda yaşayan 2.701 kişinin yarısına yakını çocuklardan oluşmaktadır. Bunlara ek olarak, 13 topluluk daha kısmen yerinden edilmiş olup, 452 kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır.
Yalnızca 2025 yılında, en az 13 kırsal Filistinli topluluk tamamen haritadan silinmiştir. Bu durum yaklaşık 190 aileyi ve 1.090 bireyi etkilemiştir. İşgalci saldırıları dalgası 2026’ya da taşınarak 2026 Ocak ayında Ras Ayn el-Avca topluluğunun tamamen boşaltılmasıyla devam etmiştir.
Ras Ayn el-Avca: Batı Şeria’daki En Büyük Filistinli Bedevi Köyü
Ras Ayn el-Avca, Batı Şeria’daki en büyük Filistinli Bedevi köylerinden biriydi. Eriha şehrinin kuzeyinde, Ürdün Vadisi’nin güneyinde yer alan bu köy, yaklaşık 120 aileden oluşan ve 1.000-1.200 kişilik nüfusuyla bölgenin en kalabalık Bedevi yerleşimiydi. Ramallah ve Eriha valilikleri arasında kalan son Bedevi köyü olma özelliğini taşıyordu.
Köy sakinleri, 1948 Nakba’sında Necef Çölü’nden sürülen ailelerin torunlarıydı. Yaklaşık 30 yıl önce Masafer Yatta’dan göç ederek bu toprakları satın almış ve nesiller boyu hayvancılıkla geçimlerini sağlamışlardı. Ancak 27 aylık sistematik baskı, tehdit ve şiddet sonucunda köy Ocak 2026’da tamamen boşaltıldı.
Batı Şeria’daki Yıkımın Kronolojisi
İşgalci saldırıları yıllar içinde kademeli olarak yoğunlaştı. Ağustos 2024 ile Mayıs 2025 arasında en az beş ayrı saldırıda toplam 2.200’den fazla koyun çalındı; bunların yaklaşık 1.500’ü tek bir gecede alındı. Köyün 24.000 başlık hayvan sürüsü, bu saldırılar sonucunda 3.000’in altına düştü. 2025 yılının başlarında, işgalciler köyün su kaynağı olan Avca Pınarı’na erişimi kesti. Mayıs 2025’te pınarı tamamen ele geçirerek köylülerin su kaynaklarına ulaşımını engellediler. Yaz aylarında işgalciler, insani yardım kuruluşları tarafından sağlanan güneş panellerini ve elektrik hatlarını defalarca tahrip etti.
Ağustos 2025’te işgalciler, köyün içine sadece 100 metre mesafede yeni bir karakol kurdu. Aralık 2024 ve Ocak 2025’te ek karakollar inşa edildi. 31 Aralık 2025’te başlayan yoğun saldırı dalgası, köyün kaderini belirledi. İşgalciler köyün tam ortasına bir karakol kurarak özel arazileri sürdü, ana yolu tahrip etti ve elektrik kablolarını kesti.
8 Ocak 2026’da ilk 20 aile (129 kişi, 50 çocuk ve 25 kadın dahil) evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sonraki haftalarda göç dalgası devam etti ve Ocak 2026 sonunda son üç aile de ayrılarak köy tamamen boşaltıldı.
Topraklarından Zorla Çıkarılan Filistinlilerin Tanıklıkları
Köy sözcüsü Salameh Mahmoud Salameh, yaşananları şöyle özetledi: “İki yılı aşkın süredir acı çekiyoruz. Artık yeter. İşgalci kuşatması altında yaşıyorduk. Oğlunuz hasta olsa bile onu doktora götüremeyeceğiniz bir noktaya geldik. Çocuklarımız ve ailelerimiz için korkuyoruz. Köyümüzü yakabileceklerinden korkuyoruz.”
Yerinden edilmeyle karşı karşıya kalan sakin Muhammad Hreizat ise şunları söyledi: “Evlerimiz, topraklarımız, koyunlarımız gitti. Çocuklarımız ömür boyu travma yaşayacak. Bir haftadan fazla süredir evlerimizi kendi ellerimizle yıkıyoruz. Bu gönüllü değil. İşgalciler bizi zorladı. Netanyahu hükümeti bizi zorladı. Nereye gitmemiz gerekiyor? Bu yeni bir Nakba.”
75 yaşındaki çoban Abu Taleb Al-Omari, yerinden edilme anını şöyle aktardı: “İşgalciler tüm koyunlarımı yaklaşık bir yıl önce çaldı. Bizi öldürmekle tehdit ettiler, kovaladılar, dövdüler. Sonunda gitmezsek bizi burada keseceklerini söylediler.”
Ras Ayn el-Avca’da yaklaşık iki yıl koruyucu varlık sürdüren uluslararası aktivist Andrey, deneyimlerini şöyle paylaştı: “İşgalcilerin topluluğu her gün 4-5 kez işgal ettiğini izledim; çoğu zaman ordu ve polis tarafından destekleniyorlardı. Saldırı, hırsızlık, mülk tahribatı, tutuklamalar, akla gelebilecek her türlü tacizi gözlemledim. Gözlerimin önünde etnik temizliğin gerçekleştiğini izledim. Bugün son evler de söküldü. Ras Ayn el-Avca artık yok. 1000 kişi İsrail tarafından etnik temizliğe uğradı.”
Maghayir ed-Deyr: Ramallah’ın doğu yamaçlarında, Ürdün Vadisi’ne bakan Maghayir ed-Deyr adlı bu köy, 22 Mayıs 2025’te tamamen boşaltıldı. Köyde yaşayan 24 Filistinli aile (yaklaşık 120 kişi), üç günlük yoğun taciz ve saldırıların ardından evlerini terk etmek zorunda kaldı.
İşgalciler köyün hemen yanında dördüncü bir karakol kurarak son darbeyi vurdu. Köylüler eşyalarını toplarken, işgalciler taş atarak ve ateş açarak saldırdı. 14 yaşındaki Omar al-Malihat, yaşananları şöyle anlattı: “Amir adında bir işgalci bacaklarımızın arasına ateş açtı. Kuşatılmıştık. Taş atıyorlardı.”
Arab el-Mleihat: Doğu Kudüs’ün kuzeyindeki Eriha vadisinde konuşlu Arab el-Mleihat topluluğunda, Temmuz 2025 başlarında en az 50 aile işgalci saldırı ve tacizleri nedeniyle köyünü boşalttı. 85 aileden oluşan ve daha önce 500 kişilik nüfusa sahip olan bu topluluk, sistematik baskılar sonucunda dağıldı. Ailelerden bazıları yakınlardaki Akabet Cebr Mülteci Kampı’na sığındı.
Ein el-Hilve (Ümm el-Cemal): Ürdün Vadisi’ndeki bu Bedevi topluluğu da OCHA kaydına göre, fiilen 2024’te tamamen boşaldığını gösteriyor. Köy sakinleri, yıkımlar ve tekrarlayan işgalci tacizleri (koyun çalınması dahil) sonucunda evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Mu‘arracat: Ras Ayn el-Avca’nın yakınındaki bu topluluk, 7 Ekim 2023 sonrası yoğunlaşan şiddet ortamı sonucunda 2025’te tamamen boşaldı. Yerinden edilen ailelerden bazıları Ras Ayn el-Avca’ya sığınmıştı, ancak orada da aynı kaderle karşılaştılar.
Hirbet Ebu Felah: Ramallah yakınlarındaki bu köy, Nisan 2024’te kurulan yeni işgalci karakolu sonrasında şiddetli saldırılara maruz kaldı. 7 Kasım 2025’te işgalciler, içinde aile varken bir Filistinli evini ateşe verdi. Anne yangından kaçarken bacağını kırdı ve altı kişilik aile geçici olarak yerinden edildi.
E1 Bölgesi Toplulukları: Ağustos 2025’te İsrail Sivil İdaresi Yüksek Planlama Kurulu tarafından onaylanan E1 yerleşim planı, özellikle 18 Filistinli Bedevi topluluğunu doğrudan tehdit etmektedir. Bu topluluklar arasında Han el-Ahmar, Cebel el-Baba, Ebu Nuvar ve Ez-Zaayyim bulunmaktadır. 2009’dan bu yana bu bölgede 500’den fazla Filistinli yapı yıkılmış ve 900’den fazla kişi yerinden edilmiştir.
Yerinden Edilmenin Mekanizması: İşgalci Şiddeti
İşgalciler, Filistinli toplulukları yerinden etmek için çeşitli taktikler kullanmaktadır: Hayvan çalma ve zehirleme, su kaynaklarına erişimi engelleme, elektrik ve sulama hatlarını kesme, fiziksel saldırı ve tehdit, ATV’lerle sürülere saldırma, drone ile hayvanları korkutma ve dağıtma, gece baskınları düzenleme ve yerleşim alanlarının ortasına karakollar kurma. Bu süreç, literatürde ‘forcible transfer’ ve ‘settler violence as state proxy’ olarak tanımlanan, doğrudan askerî emir olmaksızın uygulanan bir zorla yerinden etme modeline karşılık gelmektedir.
B’Tselem’in araştırmalarına göre, işgalci şiddeti devlet politikasının gayriresmî bir koludur. İsrail hükûmeti ve Dünya Siyonist Örgütü (WZO) ile Yahudi Ulusal Fonu (JNF) gibi devlet tarafından kısmen kabul kuruluşlar, yasadışı karakolların inşasına 26 milyon doların üzerinde fon sağlamıştır. Birçok olayda İsrail güçlerinin saldırılar sırasında mevcut olduğu veya müdahale etmediği belgelenmiştir.
İsrail makamları, Filistinlilere yapı izni vermeyerek ve ardından “izinsiz yapı” gerekçesiyle evleri yıkarak zorla yerinden etmeyi meşrulaştırmaktadır. OCHA’ya göre, 7 Ekim 2023 ile Mayıs 2025 arasında 6.463 Filistinli evlerinin yıkılması sonucu yerinden edilmiştir. Bu rakama, Ocak 2025’te başlayan operasyonlar nedeniyle Cenin, Nur Şems ve Tulkarem’deki mülteci kamplarından yerinden edilen yaklaşık 40.000 Filistinli dahil değildir.
Uluslararası Hukuk Perspektifi
Uluslararası insancıl hukuk, işgalci gücün işgal altındaki halkın üyelerini zorla nakletmesini yasaklamaktadır. Uluslararası Adalet Divanı, Temmuz 2024’te verdiği danışma görüşünde, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), bu eylemlerin işgal altındaki topraklarda özel mülkiyete el koymayı yasaklayan uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulamıştır. Divan ayrıca tüm İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sökülmesi gerektiğini belirtmiştir.
B’Tselem ve diğer insan hakları örgütleri, bu eylemleri savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak nitelendirmektedir. Zorunlu nakil, yaygın veya sistematik bir sivil nüfusa yönelik saldırının parçası olarak gerçekleştirildiğinde insanlığa karşı suç teşkil edebilir.
Sonuç: Nakba Hiç Bitmedi
Filistinliler yaşananları “ikinci Nakba” olarak adlandırmaktadır. 1948’deki kitlesel sürgünü anımsatan bu süreç, Gazze’deki olayların gölgesinde ve uluslararası toplumun sessizliği altında devam etmektedir.
Filistinli Bedeviler için durum kritik bir eşiğe ulaşmıştır. Geleneksel yaşam biçimleri, geçim kaynakları ve topluluk yapıları sistematik olarak yok edilmektedir. B’Tselem Genel Müdürü Yuli Novak’ın ifadesiyle: “Filistinli yaşamların tamamen terk edildiğini izliyoruz. Batı Şeria’daki durum her geçen gün kötüleşiyor ve kötüleşmeye devam edecek, çünkü İsrail’i durduracak veya devam eden etnik temizlik politikasını engelleyecek hiçbir iç veya dış mekanizma yok.”
İnsan hakları örgütleri ve yardım kuruluşları, uluslararası toplumun acil müdahalesini, yerinden edilmiş toplulukların güvenli ve onurlu geri dönüşünü ve sorumluların hesap vermesini talep etmektedir. Ancak mevcut koşullarda, Batı Şeria’nın Bedevi toplulukları varlıklarını sürdürebilmek için umutsuz bir mücadele vermektedir.
Bu Yazıdaki Terminoloji Tercihleri Hakkında
Bu makalede İngilizce kaynaklarda yaygın olarak kullanılan “settler” (yerleşimci) terimi yerine bilinçli olarak “işgalci” ifadesi tercih edilmiştir. Bunun nedenleri şunlardır:
-
- Uluslararası Hukuk Perspektifi: Uluslararası Adalet Divanının (UAD) Temmuz 2024 danışma görüşü ve BM Güvenlik Konseyi kararları, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkça belirtmektedir. “Yerleşimci” terimi, bu yasadışı eylemi normalleştirme riski taşımaktadır.
- Cenevre Sözleşmeleri: Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesi, işgalci gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara transfer etmesini açıkça yasaklamaktadır. Bu nedenle söz konusu kişiler hukuki açıdan “yasadışı işgalciler” statüsündedir.
- Dil ve Algı: “Yerleşimci” (settler) terimi, tarihsel olarak boş veya sahipsiz topraklara göç eden kişileri çağrıştırır. Oysa Batı Şeria, nesiller boyu Filistinlilerin yaşadığı, işgal altındaki bir topraktır. “İşgalci” terimi, bu gerçekliği daha doğru yansıtmaktadır. Hatta “settler colonialism” (yerleşimci sömürgecilik) kavramı yerine ise “colonial occupier” (sömürgeci işgalci) teriminin daha uygun olduğu savunulmaktadır.