İsrail Ekonomisi

Gazze’ye Yönelik Saldırıların İsrail’deki İç Yansıması: Açlık ve Gıda Krizi

İsrail’de savaşın askerî ve diplomatik sonuçları tartışılırken, daha az görünür bir kriz derinleşiyor: Gıda güvencesizliği. Ülkede üretilen ve tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 39’u israf edilirken, 1,5 milyon kişi yeterli gıdaya erişemiyor. Artan askerî harcamalar, daralan ekonomi ve çöken tarımsal iş gücü, açlığı bir sosyal yardım sorunu olmaktan çıkarıp yapısal bir politika sonucuna dönüştürüyor.

Gazze’ye Yönelik Saldırıların İsrail’deki İç Yansıması: Açlık ve Gıda Krizi
18 Ocak 2026 | İsrail’in Tel Aviv kentindeki Habima Meydanı’nda toplanan yüzlerce İsrailli, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail hükümetini protesto etti. | Fotoğraf: Mostafa Alkharouf - Anadolu Images

İsrail’in uzun süredir devam eden çatışması, askerî ve diplomatik sonuçlarına kıyasla çok daha az görünür olan bir iç krizi derinleştiriyor: gıda güvencesizliği. İsrailli gıda güvenliği kuruluşlarının tahminlerine göre ülkede üretilen ya da tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 39’u israf ediliyor. Bu sistemsel başarısızlık, yalnızca 2024 yılında ekonomiye yaklaşık 26 milyar şekele (yaklaşık 7 milyar dolar) mal oldu.

Gıda israfının boyutu, artan yoksunlukla keskin bir tezat oluşturuyor. Bugün İsrail’de yaklaşık 1,5 milyon kişi gıda güvencesizliği yaşıyor; buna karşın tedarik zincirinin her aşamasında büyük miktarda gıda çöpe atılıyor. İsrail Ulusal Sigorta Enstitüsü verilerine göre, son on yılda gıda israfından kaynaklanan kümülatif kayıplar 211 milyar şekeli aşarak hem hane refahını hem de kamusal kaynakları aşındırdı.

Makroekonomik düzeyde bakıldığında, yalnızca 2024 yılında gıda israfı İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 1,3’üne denk geldi. Ortalama bir hane ise yılda yaklaşık 2.900 dolar değerinde gıdayı çöpe attı. Bu göstergeler, verimsizlik ile eşitsizliğin aynı ekonomik sistem içinde nasıl eşzamanlı olarak üretilebildiğini ortaya koyuyor.

Gıda güvencesizliği yalnızca açlıkla sınırlı bir sorun değildir. İsrailli sağlık ve refah değerlendirmeleri, yetersiz beslenme, stresle ilişkili hastalıklar ve büyük ölçekli israfın çevresel etkileri nedeniyle yıllık sağlık ve çevre maliyetlerinin 2,7 milyar doları aştığını tahmin ediyor.

Savaş bu baskıları belirgin biçimde artırdı. Kitlesel seferberlik ve Filistinli ile yabancı işçilere yönelik kısıtlamalar, tarım sektöründe ciddi iş gücü açıklarına yol açtı; ekim ve hasat döngüleri aksadı. Bunun sonucunda meyve ve sebze fiyatları yükselirken, taze gıdalar düşük gelirli haneler için daha da erişilmez hâle geldi.

İsrail’deki Gıda Krizi Ne Bir Tesadüf Ne de Geçici Bir Durum

Mevcut çatışmadan önce de İsrail, piyasa yoğunlaşması, zayıf rekabet ve korumacı gümrük politikalarının etkisiyle yüksek gıda fiyatlarıyla mücadele ediyordu. Savaş koşulları bu yapısal sorunları daha da derinleştirdi; yerli gıda üretimini hem daha kırılgan hem de daha maliyetli hâle getirdi.

Uluslararası ilgi büyük ölçüde askerî harcamalara yoğunlaşırken, daha geniş çaplı ekonomik daralma görece arka planda kaldı. İsrail ekonomisi 2023’ün son çeyreğinde yüzde 20,7 oranında küçülerek ülke tarihinin en sert çeyreklik daralmalarından birini yaşadı.

Aynı dönemde askerî harcamalar hızla arttı; 2023 sonunda yaklaşık 1,8 milyar dolardan 4,7 milyar dolara yükseldi. İsrail Merkez Bankası, 2023–2025 dönemine ilişkin toplam savaş maliyetini yaklaşık 55,6 milyar dolar olarak hesaplıyor. Bu yükün, kamusal harcamaları uzun yıllar boyunca baskı altında tutması bekleniyor.

Toplumsal sonuçlar giderek daha görünür hâle geliyor. Refah kuruluşları ve sivil toplum değerlendirmelerine göre, İsrailli ailelerin dörtte birinden fazlası gıda güvencesizliği yaşıyor. Bir zamanlar marjinalleştirilmiş gruplarla sınırlı olan bu durum, enflasyon ve savaş kaynaklı istikrarsızlıkla sarsılan emekçi sınıfları, sosyal yardım alanları ve geniş aile kesimlerini kapsayan yapısal bir koşula dönüşmüş durumda.

Bu kriz ne tesadüfidir ne de geçicidir. Uzun süreli militarizasyonun ve savaşın içe dönük geri tepmesini yansıtır. Aralık 2025’te yapılan bir değerlendirme, devlet yardımı alanların yaklaşık yüzde 60’ının savaşın tırmanmasından bu yana mali durumlarında kötüleşme bildirdiğini; düşük gelirli haneler için gıda maliyetlerinin ise neredeyse iki katına çıktığını ortaya koydu.

Bu bağlamda İsrail’de gıda güvencesizliği, marjinal bir sosyal yardım meselesi olmaktan çıkıp doğrudan bir politika çıktısı hâline gelmiştir. Sürekli çatışma koşullarında devlet öncelikleri yeniden sıralanır: savunma harcamaları dokunulmaz kabul edilirken, sosyal koruma ertelenir, daraltılır ya da koşullara bağlanır. Açlık, yapısal düzeltme gerektiren bir siyasal başarısızlık olarak değil, ulusal güvenlik politikasının talihsiz ama kaçınılmaz bir yan etkisi olarak çerçevelenir.

”Geri Tepme”: Dış Politika Tercihlerinin İçerideki Sonucu

Coğrafi faktörler de krizi ağırlaştırıyor. İsrail’in tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 30’u, Gazze çevresi ve kuzey sınırı boyunca çatışmalardan doğrudan etkilenen bölgelerde yer alıyor. Bu alanlardaki çiftlikler terk edildi, hasat döngüleri kesintiye uğradı ve yerleşik üretim sistemleri parçalandı.

İsrail tarımı uzun süredir, özellikle mevsimlik hasat dönemlerinde yabancı ve göçmen iş gücüne bağımlıydı. Savaş bu iş gücünü ciddi biçimde azalttı ve yerli gıda üretiminin kırılganlığını açığa çıkardı. Geciken ekimler, düşen verimler ve artan maliyetler bu sürecin doğrudan sonuçları oldu. Açığı kapatmak için ithalata yönelim arttı; bu da gıda güvenliğini dalgalı küresel tedarik zincirlerine ve fiyat şoklarına daha bağımlı hâle getirdi.

Düşük gelirli haneler için etkiler derhâldir. Artan gıda fiyatları satın alma gücünü aşındırırken, devlet destekleri enflasyona ayak uyduramadı. Ortaya çıkan tablo kitlesel bir açlık değil; bürokratik olarak yönetilen, ancak siyasal olarak ele alınmayan kalıcı ve yapısal bir yoksunluktur.

Bu noktada “geri tepme” (blowback) kavramı analitik olarak işlevselleşir. Geri tepme ahlaki bir yargı değil, dış politika tercihlerinin gecikmeli iç sonuçlarını tanımlar. İsrail örneğinde, uzun süreli askerî angajman ve kuşatma temelli stratejiler; emek piyasalarını, refah rejimini ve hane halklarının hayatta kalma koşullarını yeniden şekillendirmiştir.

Bununla birlikte, analitik berraklık İsrail’deki gıda güvencesizliği ile Gazze’de yaşanan insani felaket arasında net bir ayrım yapılmasını gerektirir. 2025’in sonlarına gelindiğinde, uluslararası insani yardım kuruluşları Gazze’yi insan eliyle yaratılmış bir kıtlıkla karşı karşıya olarak tanımlamış; yarım milyondan fazla insanın ağır açlık çektiğini tespit etmiştir.

Gazze’deki kriz; kuşatma, abluka, gıda sistemlerinin tahribi ve insani yardımın engellenmesinin doğrudan sonucudur. Buna karşılık İsrail’deki gıda güvencesizliği içsel ve politika kaynaklıdır. İlki savaşın bir aracıdır; ikincisi ise savaş yürütmenin toplumsal sonucudur. Bu iki durumu birbirine karıştırmak, açıklama üretmek yerine sorumluluğu bulanıklaştırır.

Sistemin Başarısızlığını Görünmez Kılmayı Amaçlayan ”Dirençlilik” Söylemi

İsrail hükûmetinin tepkisi büyük ölçüde teknokratik düzeyde kalmıştır: acil yardım ödenekleri, sınırlı gıda destek programları ve kısa vadeli sübvansiyonlar. Ancak bu önlemler krizi yönetirken, yapısal nedenlerle yüzleşmekten kaçınır. Askerî harcama önceliklerinin kapsamlı biçimde yeniden değerlendirilmesine yönelik bir irade yoktur; tarımsal iş gücünü istikrara kavuşturacak bütünlüklü bir plan bulunmamaktadır; uzun süreli savaşın toplumsal sözleşmeyi aşındırdığına dair açık bir kabul de yoktur.

Vatandaşlar giderek artan yoksunluğa katlanmaya bir tür yurttaşlık görevi olarak çağrılırken, sistemsel başarısızlık “dirençlilik” söylemiyle örtülmektedir. Bu durum zamanla meşruiyet krizleri üretir. Dünyanın en gelişmiş askerî sistemlerinden birini sürdürebilen, ancak nüfusunun dörtte birinden fazlası için uygun fiyatlı gıdayı güvence altına alamayan bir devlet, önceliklerinde derin bir dengesizlik sergilemektedir.

İsrail’de ortaya çıkan gıda krizi bir istisna değildir. Bu, toplumu sürekli çatışma etrafında örgütlemenin içsel maliyetidir. Militarizasyon yalnızca bütçeleri değil, toplumsal uyumu ve siyasal hesap verebilirliği de tüketir. Savaşın, süresiz biçimde dışsallaştırılamayacak maliyetleri vardır.

Bu bir ahlaki hesaplaşma değil; siyasal bir aritmetiktir. Bugün İsrail’de açlık, geri tepmedir.

NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yapılmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Ranjan Solomon

Hindistan’ın Goa eyaletinden Ranjan Solomon, kültürel çoğulculuk, dinler arası uyum ve toplumsal adalet konularına uzun süredir bağlılığı bulunan bir siyasal yorumcu ve insan hakları savunucusudur. Ulusların kendi kaderlerini hegemonik anlatılardan bağımsız biçimde tayin etme hakkı üzerine çalışmalar yürütmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler