İsveç’in Bir Seçim Bölgesi Olarak Konya Kulu
Eylül ayındaki İsveç seçimleri yaklaşırken Konya’nın Kulu ilçesini yeniden İsveçli siyasi partilerin afişleri süsleyecek. Kulu’dan İsveç’e, Beyşehir’den Norveç’e uzanan göç hatları ise Türkiye’den Avrupa’ya taşınan hikâyenin artık yalnızca ekonomik ve toplumsal değil, siyasal bir alana da dönüştüğünü gösteriyor.
Bir seyahat dönüşü yolu Konya, Kulu’dan geçen arkadaşım “11 Temmuz 2021” tarihini de not etmeyi ihmal etmeden yazıya eklediğim fotoğrafı bana göndererek şaşkınlığını ifade etmişti. Fotoğrafta; Kulu’ya asılmış fakat Kulu’dan 4 bin kilometre uzakta, İsveç’te gerçekleşecek seçimlere hazırlanan Nyans (Nüans) Partisinin mesajlarını taşıyan bir seçim afişi görülüyordu. Yan yana dizilmiş ve farklı etnik kökenden geldikleri anlaşılan parti yönetim kurulu üyelerinin fotoğraflarının üzerinde “İsveç’te güvenle oy verebileceğiniz, sizin partiniz!” sloganı okunuyordu. Nüans Partisi Genel Başkanı Mikail Yüksel ise afişin alt köşesinden “Sadece 23,000 oy ile Meclis’e girebilirsiniz. Gelin birlikte tarih yazalım.” çağrısıyla sesleniyordu.
Peki kimdi Mikail Yüksel? Kendisi, 1982 yılında Kulu’da doğmuş ve 2001 yılında evlilik yoluyla İsveç’e gelmiş bir göçmendi. Bu ülkede eşinin ailesine ait yerlerde çalışırken biryandan da lise eğitimi tekrarlamış ve sonrasında siyaset bilimi alanında üniversite eğitimine devam etmişti. Bu süreçte, göç ettiği bu ülkenin siyasi gündemleri ve bu ülkedeki göçmenlerin sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştı. Yurtdışı Türkler Başkanlığı (YTB) tarafından 2025 yılında çıkarılan İsveç Türk Diaspora Atlası için kaleme aldığı yazısında Yüksel, İsveç’teki Türk kökenli siyasilerin özellikle Türkiye ile ilgili meselelerde konuşmakta yetersiz kaldığını fark ettikten sonra “gereği gibi konuşmak üzere” bu boşluğu doldurmaya karar verdiğini söylüyordu. 2018 yılındaki seçimlerde, İsveç’in yüzyıllık (enternasyonal liberal) siyasi hareketi Merkez Parti tarafından Göteborg listesinin birinci sıra adayı gösterilmiş ve böylece siyasi kariyeri oldukça hızlı başlamıştı.
Fakat sonrasında Türkiye’nin İsveç gündemindeki mimli konularıyla ilgili anaakım siyasetçilerden ayrılan görüşleri ve ailesinin Türkiye’deki sağ siyasetle olan ilişkileri nedeniyle tartışmalı bir kamusal görünürlük kazanmıştı. Kendisi bu süreci, “Ne kadar İsveç siyaseti için çalışırsanız çalışın, Müslüman ya da göçmenseniz her zaman bir ‘ama’ ile anılıyorsunuz; tam anlamıyla kabul edilmiyorsunuz.” sözleriyle açıklıyordu İsveç Atlası’ndaki yazısında (s. 210). Böylece 2019 yılında İsveç’teki tüm nüansları kapsama amacıyla yeni bir parti kurmaya karar vermişti. Ancak böylesi yeni bir partiyle “ırkçılık, İslamofobi, göçmen karşıtlığı, azınlık hakları gibi konuları” doğrudan savunabileceğini ve çekinmeden “Türkiye dostu bir söylem” geliştirebileceğini düşünmüştü (s. 210).
Kulu’dan İsveç’e ve Beyşehir’den Norveç’e Özgün Göç Rotaları
Konya’ya bağlı 50 bin nüfuslu küçük bir ilçe olan Kulu, “Gurbet Kapılarının” açıldığı 1960’lardan günümüze yoğun ve zincirleme modele dayalı göçler vermiş Anadolu’daki yüzlerce yöreden birisi. Aynı dönemlerde, Konya’nın güneyinde bulunan Beyşehir’den başlayan göçler Norveç’in Asker, Drammen ve Oslo şehirlerine yönelirken Kulu ve Cihanbeyli’den yaşanan göçler ise İsveç’in Stockholm, Göteborg ve Malmö gibi belirli şehirlerinde yoğunlaşıyordu. Böylece bu yereller arasında oldukça katmanlı bağlar oluştu. Söz gelimi, Kulu ile Haninge (2009) ve Beyşehir ile Drammen (2011) belediyeleri arasında “kardeş kentler” anlaşmaları imzalandı. 1986 yılında hâlâ aydınlatılamamış bir suikasta kurban giden İsveç Başbakanı Olof Palme, sokak ya da park adı olarak Kulu’da pek çok yerde karşınıza çıkar oldu. Nedeni açıklanmamış bir şekilde 2025 yılında kaldırılmış olmasına karşın Türkiye’nin ilk göç anıtlarından biri 2010’larda Kulu’da açıldı.
Beyşehir ve Kulu’dan Norveç ve İsveç’e yaşanan göçleri iş gücü göçü kapsamında değerlendirmek doğrudur. Fakat bu rotaların diğer ülkelere göre geç açıldığı ve kendine özgü biçimlerde geliştiğini de not etmek gerekir. Türkiye ile İsveç arasındaki anlaşmanın 1967 yılında imzalanmasına karşın Kulu’dan yola çıkan ilk göçmenlerin İsveç’e 1963 yılında ayak bastığı biliniyor. Türkiye ile Norveç arasında ise hiçbir zaman ikili bir anlaşma imzalanmadı. Beyşehirliler, İstanbul ve İzmir merkezli özel aracılar vasıtasıyla Norveç’teki şirketlerden “davetiye” edinerek 1970’lerin başından itibaren Norveç’e göç etmeye başladı. Gurbet tarihimiz açısından göç kervanına en son katılan topluluklar olmalarına karşın göç süreçlerinde yaşanan değişimlerden diğer tüm göçmenler gibi etkilendiler.
Kimi zaman (vize gerektirmediği için) 16 yaşından küçük oğullarını da yardımcı işçi olarak yanlarına alarak yola yalnız çıkan erkek işçiler, 1970’lerin sonuna doğru ailelerini de yanlarına getirmeye ve/veya yanlarında götürdükleri oğullarını Türkiye’den evlendirmeye başladılar. 1970’lerin sonlarından 1980’lerin ilk yarısına uzanan süreçte bir yandan gurbette bir aile olarak var olabilmenin mücadelesini vermeye başladılar, diğer yandan ise Türkiye’de yaşanan sarsıntılı siyasi gündemi uzaktan izlemenin kaygısıyla baş etmeye çalıştılar. Dernekleşme faaliyetlerinin her iki ülkede de tam bu dönemde başlaması bu nedenle bir tesadüf olarak görülemez. 1990’lara gelindiğinde “kesin dönüş” düşüncesinden giderek uzaklaşırken Türkiye’ye yapılan yatırımlarla iki ülkede eş zamanlı bir hayat kurdular. 1990’lardan 2000’lere “ulusötesi evliliklerin” devam etmesiyle Norveç ve İsveç, Beyşehir ve Kulu’nun toplumsal belleğinde uzak bir akraba gibi anılır oldu. 2014 yılında Beyşehir ve Kulu’dan evlilik yoluyla Norveç ve İsveç’e süren göçler üzerine gerçekleştirdiğim araştırma kapsamında her iki ilçeyi de ziyaret ederek göçün gündelik yaşama somut yansımalarını gözlemleme şansım olmuştu. Mobilya mağazalarının camlarında asılı “İsveç’e nakliye yapıyoruz.” yazıları, yukarıda andığım fotoğrafı gönderen arkadaşımın yaşadığı gibi bir şaşkınlık bırakmıştı üzerimde.

Haziran 2024’teki Avrupa Parlamentosu Seçimleri için Konya’nın Kulu ilçesinde asılan bir Nüans Partisi afişi. | Fotoğraf: Mikail Yüksel’in Facebook hesabı.
Sıla ve Gurbet arasında Siyaset: Sınırları Aşan Sandıklar
Fakat, Konya’nın iki ilçesi olmalarına ve Avrupa’nın kuzeyinde iki komşu ülkeye göç etmiş olmanın getirdiği ortaklıklara karşın Beyşehir ve Kulu’nun ayrıştığı önemli noktalar da var. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yurt dışında bulunan göçmenler 2012 yılından bu yana ikamet ettikleri ülkelerde kurulan sandıklarda Türkiye’deki seçimler için oy kullanabiliyor. Bu sayede yurt dışında yaşayan göçmenlerin siyasi tutumları hakkında klişelerin ötesinde somut veriler elde edebiliyoruz. 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde 5833 geçerli oyun kullanıldığı Norveç’te Recep Tayyip Erdoğan yüzde 55, Kemal Kılıçdaroğlu ise yüzde 45 oy alırken 14 bin 169 geçerli oyun kullanıldığı İsveç’te Kılıçdaroğlu yüzde 53 oy oranıyla Erdoğan’ın önüne geçiyordu. Yine 2023 yılı Milletvekili Seçimleri sonuçlarına baktığımızda ise Cumhur İttifakı’nın her iki ülkede de birinci tercih olurken, Norveç’te (%52,5) İsveç’ten (%44) neredeyse on puan fazla oy aldığını görüyoruz. Buna karşın ise HDP’nin taşıyıcılığındaki Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise İsveç’te (%28) Norveç’ten (%14) yüzde 14 oy fazla alarak CHP’nin taşıyıcılığındaki Millet İttifakı’nı geride bırakıp ikinci sıraya yükseldiğini not etmek gerekir.
Yurt dışı sandıkları açısından İsveç’i oldukça istisnai bir yerel kılan bu durumun temel nedeni ülkedeki Türkiyeli göçmenlerin memleketten getirdikleri toplumsal ve kültürel bagajlarındaki farklılıklar. Türkiye’den İsveç’e yaşanan göçün önemli bir kısmı Cihanbeyli ve Kulu’dan gelen Orta Anadolu Kürtlerine dayanıyor. Bu temel küme dışında ise Malatya ve Maraş bölgesinden Kürtçe konuşan Alevilerin ve Mardin bölgesinden Süryanilerin yoğun olarak göç ettiği bir ülke İsveç. Dolayısıyla anavatan olarak Türkiye’deki tarihsel ve siyasal deneyimlerine dayalı özgün bir diaspora kimliğine sahipler. Ahmet Vedat Koçal’ın 2023 yılında tamamladığı doktora çalışmasında detaylı araştırdığı üzere bu özgün kimlik, Norveç’tekilerin aksine İsveç’te yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin siyasal yaşama katılımı açısından güçlü bir zemin, siyasi bir sermaye sunuyor.
1963 yılı Midyat doğumlu Yilmaz Kerimo 1998 yılında İsveç Parlamentosu temsilcisi olarak seçilen ilk Türkiye kökenli siyasetçi oldu. Ailesiyle birlikte İsveç’e göç eden 1972 yılı Mardin doğumlu İbrahim Baylan ise 1990’lardaki öğrenciliğinden itibaren siyasete katılım gösterdi ve 2004 yılında eğitim bakanı oldu. Her iki siyasetçi de Süryani olup Sosyal Demokrat Parti safhalarında siyasete katılıyordu. 1971 yılı Gaziantep doğumlu Mehmet Güner Kaplan ise 2006 yılında Yeşiller Partisinden meclise giren ilk Türk oluyor. Türkiye kökenli bu üç ismin, 2006 yılında İsveç Parlamentosu’a seçilmesi Türkiye’nin de dikkatini çekmiş, anavatan basınında gündem olmuşu. Söz gelimi, dönemin TBMM Başkanı Arınç bu vesileyle yayınladığı tebrik mesajında “Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda emin adımlarla ilerlerken, Türk kökenli vatandaşlarımızın Avrupa ülkelerinin parlamentolarına milletvekili seçilerek girmelerinden büyük memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullanmıştı.
1999 yılında Helsinki’de düzenlenen Avrupa Birliği zirvesinde Türkiye resmen “aday ülke statüsü” kazanmıştı. Bu dönemin heyecanıyla erken 2000’lerde “Avro-Türk” kavramı AB üyesi ülkelerde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde bir yumuşak güç etkisi yapabileceğine işaret eden sihirli bir kavram gibi tartışmalara girmiş ve bugün yaygınlaşan “Türk diasporası” gibi oldukça popüler olmuştu. Arınç’ın açıklaması günümüz konjonktüründe artık unutulmuş olan bu dönemin ruhuna işaretle okunmalı. Nitekim, İsveç’in liberal muhafazakâr Başbakanı Fredrick Reinfeldt’in 2009 yılında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret Kulu’ya kadar uzanmış ve kendisi Belediye Başkanı Ahmet Yıldız’ın makamında “Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz” açıklaması yapmıştı.
2014 yılındaki seçimlerde ise Meclis’e giren beş Süryani milletvekilinin dördü Türkiye kökenliydi. Eylül 2018’de yapılan seçimlerde Merkez Partiden aday gösterilen Mikail Yüksel’in yansıra her ikisi de İsveç doğumlu olan Muharrem Demirok (1976) ve Sultan Kayhan (1988) da Sosyal Demokrat Parti listelerinden aday olmuş ve Meclis’e girmeyi başarmışlardı. 2018 yılında yapılan bu seçimlerin bir diğer önemli yanıysa Türkiye’deki İsveç Büyükelçiği’nin Kulu’da sandık kurması oldu. İsveç’te yaklaşık olarak 100 bin Türkiye kökenli kişinin yaşadığı ve 37 binin oy hakkı olduğu biliniyordu. Bu nüfusun 50 bininin ise Kulu’dan geldiği ve 20 binin seçmen olduğu tahmin ediliyordu. 9 Eylül’de gerçekleştirilecek seçimler için ise Kululu seçmenlerin yarısının memlekette olacağı düşünüldüğü için Türkiye’de de sandık kurulmasına karar verilmişti.
Sınırları Aşan Seçim Sandıkları
Kulu’dan geçmekte olan arkadaşıma şaşkınlık veren İsveç’teki seçime yönelik bir siyasi partinin asmış olduğu afiş işte böylesi bir göç tarihinin kapılarını aralıyordu. İçinde bulunduğumuz yılın yine Eylül ayında düzenlenecek İsveç’teki seçimlerden masamıza nasıl fotoğraflar düşecek henüz bilmiyoruz. İsveç’teki siyasi partilerin Kulu’da yapacakları seçim çalışmalarının ne kadar etkili olacağı ya da Kulu’da kurulan sandıklardan çıkacak oyların İsveç’teki seçimlere ne kadar etki edeceği de ayrı gündemler. Fakat, 2018 yılı seçimlerinde İsveç’te toplam 6,5 milyon oy kullanıldığı göz önüne alınırsa Türkiye kökenli seçmenler için Türkiye’de kurulacak sandığın ancak sembolik siyasi bir jest olacağı düşünülebilir. Fakat burada altının çizilmesi gereken başka bir nokta var. 1990’larda yaşanan yeni küreselleşmeyle birlikte göçmenlerin ulusal sınırları aşarak kendilerine oldukça güçlü toplumsal mekânlar kurabildikleri anlaşılmıştı.
Göçmenler, döviz gönderilerine dayalı olarak gelişen finansal etkileriyle anavatanlarında toplumsal dönüşümleri tetikleyebiliyorlardı. 2000’lere gelindiğinde ise menşei ve göç edilen ülkelerdeki siyasal süreçlere de etki eden aktörler olarak keşfedildiler. Bugün dünyada vatandaşları için yurt dışında oy kullanma hakkını tanıyan 120’ye yakın ülkenin yarısından çoğunun bu konudaki yasaları 2000 yılından sonra çıkartmış olması bu anlamda bir tesadüf değildir. Diğer bir deyişle, göç çalışmaları açısından düşünürsek, Kulu’da asılan bu afişte gördüğümüz göçmenlerin siyasete katılımına yönelik çalışmaların ve yurt dışında oy kullanma hakkı gibi göçmenlere yönelik yeni yasaların (göç veren ya da alan) konumlarından bağımsız olarak ulus devletlerin göçmenlerin ulus-ötesi alınana müdahil olma çabası olduğu.