NATO

Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD’den Avrupa’ya Şartlara Bağlı “Yeni Batı Yüzyılı” Mesajı

62. Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa’ya “yeni bir Batı yüzyılı” için iş birliği çağrısı yaparken savunma, göç ve tedarik zincirlerinde daha fazla sorumluluk üstlenilmesini istedi. Avrupa liderleri ortaklık mesajını memnuniyetle karşıladı; ancak Ukrayna müzakereleri, Gazze planı ve Grönland gerilimi transatlantik ilişkilerde görüş ayrılıklarının kolay kapanmayacağını gösterdi.

Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD’den Avrupa’ya Şartlara Bağlı “Yeni Batı Yüzyılı” Mesajı
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu yıl 62’ncisi düzenlenen ve transatlantik dünyanın önde gelen dış politika ve güvenlik uzmanlarını bir araya getiren Münih Güvenlik Konferansı’na katılarak konuşma yaptı. | Fotoğraf: Halil Sağırkaya - AA.

Almanya’da 13-15 Şubat tarihlerinde düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC), birçok liderin “uluslararası düzenin bittiği” yönündeki vurgularıyla tamamlandı. Üç gün süren toplantılar boyunca bir yandan “daha Avrupalı bir NATO” fikri tartışılırken, diğer yandan transatlantik ilişkilerin yeni dönemde hangi esaslara oturacağı sorusu konferansın ana eksenlerinden biri haline geldi.

Merz: “Kurallara Dayalı Düzen Artık Yok Ama Kimse Tek Hareket Edemez”

Konferansın açılışında konuşan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bu haliyle” artık mevcut olmadığını belirterek, büyük güç rekabetinin geri döndüğü yeni dönemde Avrupa’nın “özgürlüğünün artık kendiliğinden garanti” olmadığını söyledi. Merz, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından oluştuğu varsayılan tek kutuplu dönemin geride kaldığını savunurken, ABD’nin liderlik iddiasının sorgulandığını, hatta belki de kaybedildiğini ifade etti.

Merz’in konuşmasının dikkat çeken bölümlerinden biri, Washington’a yönelik “tek başına hareket” uyarısıydı. Merz, büyük güçler çağında ABD’nin bile “tek başına” hareket edecek kadar güçlü olmayabileceğini dile getirdi. Aynı konuşmada “tarifeler ve korumacılık yerine serbest ticaret”, “iklim anlaşmalarına bağlılık” ve “kültür savaşlarının Avrupa’ya ait olmadığı” mesajlarını da öne çıkardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupa’nın yeni bir güvenlik mimarisi tasarlaması gerektiğini belirterek, Almanya ile “nükleer caydırıcılık” konusunda stratejik diyalog başlattıklarını açıkladı. Macron, Avrupa’nın Rusya ile olası yeni bir silah kontrol rejimi müzakerelerinde masada olması gerektiğini söyledi.

“Batı Medeniyeti” Adına Konuşan Rubio, Avrupa’ya ABD’nin Şartlarını İletti

ABD adına konferansın en çok izlenen konuşmalarından birini yapan Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Avrupa’yla bağları “medeniyet” ortaklığı üzerinden tarif etti. Rubio, Avrupa ülkelerine ABD ile birlikte “yeni bir Batı yüzyılı” inşa etme çağrısı yaparak, ABD-Avrupa ilişkilerini “medeniyet temelli” olarak tanımladı: “Biz tek bir medeniyetin parçasıyız, Batı medeniyetinin.”

ABD’nin Avrupa ile askerî ve ekonomik değil, “manevi ve kültürel” alanlarda da derin bağlara sahip olduğunu vurguladı. Rubio, “eski dünyanın artık olmadığı” görüşünü paylaşırken, transatlantik ortaklığın sürmesini istediklerini ve Amerikalıların “Avrupa’nın çocuğu” olduğunu söyledi.

Ancak Rubio’nun konuşması, yumuşak üslubun yanında, ortaklığın parametrelerini ve beklentilerini de belirginleştirdi. Rubio, Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı’da “tarihin sonu” yanılgısının güçlendiğini; bunun da sınırların öneminin azaldığı, liberal demokrasinin evrenselleşeceği varsayımını beslediğini savundu. Bu dönemin, kitlesel göç dalgaları, sanayisizleşme ve stratejik bağımlılıkları beraberinde getirdiğini söyledi.

Rubio’nun altını çizdiği başlıklardan biri göç oldu. Kitlesel göçün “marjinal bir kaygı” değil, Batı toplumlarını dönüştüren ve istikrarsızlaştıran bir kriz olduğunu belirten Rubio, bunun “toplumsal uyumu ve kültürel sürekliliği” zorladığını savundu. Enerji politikalarında ise, iklim hedefleri adına uygulanan bazı yaklaşımların enerji maliyetlerini artırarak toplumları yoksullaştırdığı iddiasını gündeme getirdi.

Konuşmanın bir diğer ekseni, yeni tedarik zincirleri ve kritik minerallerdi. Rubio, ABD ve müttefiklerinin sanayi ve istihdamı “eve geri taşımaları” gerektiğini; bunun sadece silah üretimi için değil, yapay zeka, uzay ve ileri teknoloji alanlarında rekabet için de zorunlu olduğunu söyledi. Kritik minerallerde “başka güçlerin şantajına açık olmayan” bir “Batı tedarik zinciri” kurulması çağrısı yaptı. Rubio, Batı’nın küresel güneyde pazar kazanma ve teknolojik etki alanı oluşturma hedeflerini de bu çerçevede dile getirdi.

Rubio’nun konuşmasında “birlikte hareket etme” vurgusu öne çıksa da, ABD’nin gerektiğinde tek başına ilerleyebileceği mesajı da verildi. Avrupa kulislerinde bu yaklaşım, “diyalog var ama koşullar masada” şeklinde okundu.

Avrupa’da “Ortaklık” Fikri Öne Çıktı, Tartışmalı Başlıklar Geri Planda Kaldı

Rubio’nun konuşması konferans salonunda ayakta alkışla karşılandı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rubio’nun mesajlarından memnuniyet duyduğunu, konuşmanın kendisini “rahatlattığını” belirterek, ABD yönetimi içinde daha sert bir ton kullanan isimler bulunsa da Rubio’nun “ittifak içinde güçlü Avrupa” vurgusunun açık olduğunu söyledi.

Buna karşılık, Avrupalı lider ve bakanların önemli bir bölümünün Rubio’nun göç, “liberal değerler” ve iklim politikalarına yönelik eleştirilerine doğrudan yanıt vermemesi dikkat çekti. Bu tercih, Avrupa’nın konferansta en acil önceliği “transatlantik bağı onarmak” olarak gördüğü yorumlarına yol açtı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise Rubio’nun “medeniyetin çöküşü” ve “Avrupa’nın kurtarılması” anlatısına bir itiraz getirdi. Kallas, “woke akımına kapılmış, çökmüş Avrupa” söylemine karşı çıkarak, Avrupa’nın “medeniyetin yok oluşuyla karşı karşıya olmadığını”, aksine çok sayıda ülkenin hâlâ “kulübe katılmak istediğini” söyledi.

Ukrayna: “Avrupa Müzakere Masasında Olmalı”

Konferansın ana gündemlerinden biri Rusya-Ukrayna Savaşı oldu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, savaşın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde Avrupa’nın yer almasının başarı şansını artıracağını belirterek, Avrupa’nın masada olmamasını “büyük bir hata” olarak niteledi.

Zelenskiy ayrıca Rusya’nın son bir haftada Ukrayna’ya yaklaşık 1300 insansız hava aracı, 1200’den fazla güdümlü bomba ve 50 füze ile saldırı düzenlediğini açıkladı. Ukrayna lideri, enerji altyapısının hedef alınmaya devam ettiğini vurgulayarak, ülkesinin her gün hava savunmasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zelenskiy, savaşın yıl dönümü olan 24 Şubat’a kadar yeni silah ve enerji yardım paketleri üzerinde görüşmeler yaptıklarını da kaydetti.

Kaja Kallas, Rusya’nın “en büyük tehdidinin” müzakere masasında, savaş alanında elde edemediğinden fazlasını kazanması olduğunu savunarak, olası bir anlaşmada Ukrayna’ya aşırı baskı kurulmasına karşı uyardı. Kallas’a göre sürdürülebilir barış için Rus tarafının da taviz vermesi gerekiyor; yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıklar gibi başlıklarda Avrupa’nın kritik kaldıraçlara sahip olması, “masadaki dengeyi” doğrudan etkileyebilir.

“Daha Avrupalı bir NATO” ve “Zihniyet Değişimi”

Konferans boyunca Avrupa’nın ABD olmadan kendini savunma kapasitesi ve NATO içinde rol paylaşımı tartışmaları öne çıktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, AB ile NATO arasındaki işbirliğinin hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söyledi; ortak kuvvet komutanlıklarının zamanla Avrupalılar tarafından yönetileceğini belirtti. Rutte, NATO içinde Avrupa’nın daha büyük rol üstlendiği, ABD’nin de Avrupa’daki varlığını sürdürürken odağını Asya-Pasifik gibi alanlara kaydırmasına imkân veren bir “zihniyet değişimi” oluştuğunu ifade etti.

Von der Leyen de Avrupa’nın “ya ABD’ye bağımlılık ya da müttefikliği bitirmek” ikilemine sıkışmadığını savunarak, savunmada özerklik adımları atarken NATO içindeki ittifak ilişkisini sürdürme hedefini vurguladı. Von der Leyen’in, AB’nin kurucu anlaşmasında yer alan karşılıklı savunma hükmünün hayata geçirilmesi çağrısı da, Avrupa güvenliğinin yalnızca NATO çerçevesinde değil, AB kurumsal mekanizmaları içinde de daha yoğun tartışılacağına işaret etti.

Grönland ve Gazze: Ayrışmanın Net Gözüktüğü Konular

Konferansta Grönland üzerinden yaşanan gerilim de gündeme geldi. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD Başkanı Trump’ın Grönland’a ilgisinin sürdüğünü ve adaya dönük baskının “kabul edilemez” olduğunu söyledi. Buna karşın, güvenlik kaygılarını ele almak üzere çalışma grubu ve görüşme kanallarının açık tutulduğu mesajı verildi.

Gazze’nin geleceği ise MSC’de ABD-Avrupa hattındaki görüş ayrılıklarının en görünür dosyalarından biri oldu. Kaja Kallas, ABD’nin “Barış Kurulu” yaklaşımının BM Güvenlik Konseyi kararındaki çerçeveyi yansıtmadığını; kurulun statüsünde Gazze’ye, BM’ye ve Filistinlilerin sürece katılımına dair referansların zayıfladığını belirterek eleştirilerini dile getirdi. Bu tartışma, Avrupa’nın insani yardım ve yeniden inşa süreçlerinde rol ve hesap verebilirlik başlıklarını öne çıkarırken, ABD tarafının “statükoyu kırma” ve daha hızlı siyasi/operasyonel ilerleme yaklaşımını vurguladığı bir zemin yarattı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, konuşmasında, Birleşmiş Milletler’i küresel çatışmaları çözme kapasitesi olmamakla eleştirdi ve uluslararası kurumların reform ihtiyacına vurgu yaparak BM’ye alternatif olmaya çalışmakla eleştirilen “Barış Kurulu”nu savundu. Rubio, Gazze’de Hamas tarafından rehin alınan kişilerin kurtarılmasında ve geçici ateşkes sağlanmasında BM’nin etkin bir rol oynamadığını savunarak, “Gazzeli barbarlardan esirleri kurtaran Amerikan yönetimiydi.” ifadelerini kullandı ve organizasyonun “gerçek fayda sağlayacak şekilde reforma ihtiyacı” olduğunu söyledi. Bu eleştirilere karşılık, ABD uzun süredir BM Güvenlik Konseyi’nde Gazze savaşına dair hemen insani ateşkes ve insani yardım erişimi çağrısı yapan taslak kararları engelliyor; Washington çoğu kez veto hakkını kullanarak konseyden bu yönde adımların çıkmasını bloke ediyor, bu da uluslararası toplumda eleştirilere yol açıyor.

Uzmanlara Göre ABD’nin Üslubu Yumuşa da İstekleri Aynı

Konferansın ardından yapılan uzman yorumlarında, Rubio’nun konuşmasının transatlantik atmosferi yumuşattığı ancak stratejik çerçevenin değişmediği vurgusu öne çıktı. Al Jazeera‘ya konuşan Quincy Institute yöneticisi Trita Parsi, Rubio’nun ortaklık mesajına rağmen, ortaklığın parametrelerini Washington’ın belirlediği bir düzen tasavvurunun güçlü biçimde hissedildiğini söyledi. The Atlantic Council uzmanları tarafından yapılan değerlendirmeler de, Rubio’nun geçen yılki daha sert söylemlere mesafe koymadan benzer temaları “daha pozitif bir çerçeveyle” sunduğu görüşünde birleşti.

Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik ilişkilerde kopuş yerine “yeniden tanımlama” döneminin sürdüğünü gösterdi. Rubio’nun daha yumuşak tonu, Avrupa başkentlerine “iletişim kanalı açık” mesajı verdi; ancak göçten sanayi politikasına, tedarik zincirlerinden savunma yük paylaşımına uzanan başlıklarda ABD’nin şartlarını ve önceliklerini hatırlatan bir çerçeve de netleşti. Avrupa tarafı ise aynı anda hem NATO içindeki bağı korumaya hem de “daha Avrupalı” bir savunma kapasitesini büyütmeye odaklanırken; Ukrayna, Grönland ve Gazze dosyaları ortaklığın sınırlarının ve maliyetlerinin hâlâ tartışmalı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler