İsrail Ordusunda Yabancı Pasaportlu Asker Sayısı 50 Bini Aştı
Daha önce yalnızca birkaç bin kişiyle sınırlı olduğu düşünülen tablo, ilk kez açıklanan verilerle değişti: İsrail ordusunda çifte ve çoklu vatandaşlığa sahip asker sayısının 50 bini aştığı ortaya çıktı. Bu durum, Gazze’deki savaş suçları ve soykırım eylemleri bağlamında bu kişilerin kendi ülkelerinde soruşturulup soruşturulmayacağı tartışmasını yeniden alevlendirdi.
İsrail ordusu (IDF), bünyesinde görev yapan çifte ve çoklu vatandaşlığa sahip askerlerin sayısını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. İsrail merkezli sivil toplum kuruluşu Hatzlacha adına Av. Elad Man tarafından yapılan bilgi edinme başvurusu sonucunda açıklanan veriler, Mart 2025 itibarıyla İsrail ordusunda görev yapan 50 binden fazla askerin İsrail vatandaşlığına ek olarak en az bir başka ülkenin pasaportunu taşıdığını ortaya koydu.
Açıklanan rakamlar, 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik yürütülen ve uluslararası hukuk çevrelerinde “soykırım” ve “savaş suçu” iddialarıyla tartışılan askerî operasyonlar bağlamında yeni bir hukuki ve siyasi tartışma başlatmış durumda. Veriler, özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinden binlerce kişinin İsrail ordusu saflarında görev yaptığını gösteriyor.
ABD, Fransa, Rusya, Ukrayna ve Almanya İlk Sıralarda
Paylaşılan bilgilere göre en büyük yabancı/çifte vatandaş asker grubu ABD pasaportu taşıyanlardan oluşuyor. En az 12.135 ABD vatandaşı İsrail ordusunda görev yaparken, 1.207 askerin ise ABD ve İsrail vatandaşlığına ek olarak üçüncü bir ülke pasaportuna sahip olduğu belirtiliyor.
Fransa’dan 6 bin 127, Rusya’dan 5.067, Ukrayna’dan 3.901 ve Almanya’dan 1.668 kişinin İsrail ordusunda görev yaptığı bildirildi. Birleşik Krallık cephesinde ise 1.686 Britanya-İsrail çifte vatandaşı ile birlikte 383 kişinin Britanya ve İsrail’e ek olarak üçüncü bir vatandaşlık taşıdığı kaydedildi. Böylece Gazze savaşı sürerken en az 2.069 Britanya pasaportlu kişinin IDF bünyesinde yer aldığı ortaya çıktı.
Ayrıca Brezilya’dan 1.686, Arjantin’den 609, Kanada’dan 505, Meksika’dan 181 ve Kolombiya’dan 112 kişinin de İsrail ordusunda görev yaptığı açıklandı. Güney Afrika’dan ise 589 vatandaşın IDF saflarında bulunduğu belirtildi. İsrail’in toplamda yaklaşık 169 bin aktif personel ve 465 bin yedek askerden oluşan askerî yapısının yaklaşık yüzde 8’inin çifte veya çoklu vatandaşlığa sahip olduğu ifade ediliyor. İsrail makamları, birden fazla vatandaşlığa sahip askerlerin ülke kırılımlarında birden fazla kez sayıldığını da not düşüyor.
Diğer Ülkelerden Gelen IDF Askerlerinin Büyük Kısmı “Gönüllü”
Çifte vatandaş askerlerin yanı sıra “yalnız askerler” (lone soldiers) olarak tanımlanan, İsrail’de aile desteği olmadan görev yapan yabancı gönüllüler de dikkat çekiyor. İsrail parlamentosu Knesset’in araştırma birimi tarafından yayımlanan rapora göre Ağustos 2024 itibarıyla yaklaşık 3 bin “yalnız asker” IDF bünyesinde görev yapıyordu. Declassified UK‘nin belirttiğine göre bunların 54’ü Birleşik Krallık vatandaşıydı.
Bu kategori, İsrail vatandaşı olmayan gönüllüleri ve İsrail’e tek başına göç ederek (Aliyah) orduya katılan gençleri kapsıyor. Özellikle Tzabar programı üzerinden yurtdışından gelen genç Yahudilerin İsrail ordusuna entegre edildiği biliniyor.
UAD Kararları Sonrası Devletlere “Harekete Geçin” Çağrısı
Verilerin açıklanması, başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa ülkelerinde ciddi hukuki tartışmaları beraberinde getirdi. Birleşik Krallık merkezli Public Interest Law Centre (PILC) ve Gazze merkezli Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR), 2024 yılında Londra Metropoliten Polis Teşkilatına 10 Britanya vatandaşı hakkında 240 sayfalık bir suç duyurusunda bulunmuştu. Dosyada sivillere yönelik hedefli saldırılar, zorla yerinden etme ve insani yardım çalışanlarına saldırı gibi iddialar yer alıyor.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre çifte vatandaşlık, savaş suçu veya insanlığa karşı suç isnadı söz konusu olduğunda cezai sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmeleri uyarınca taraf devletler, soykırımı önleme ve cezalandırma yükümlülüğü taşıyor.
Nitekim Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Ocak 2024’te aldığı geçici tedbir kararında Gazze’de soykırım riskinin “makul” olduğuna hükmetmiş ve İsrail’in sivilleri koruyacak önlemler alması gerektiğini belirtmişti. Aynı mahkeme Temmuz 2024’te işgale ilişkin danışma görüşünde de üye devletlerin İsrail’in işgalini sürdürmesine yardımcı olmama yükümlülüğüne dikkat çekmişti.
Birleşik Krallık’ın 1870 tarihli Yabancı Askerlik Yasası (Foreign Enlistment Act) da, ülkenin barış içinde olduğu bir devlete karşı savaşan yabancı bir orduda görev almayı suç sayabiliyor. Bu bağlamda Filistin’i resmen tanıyan ülkelerde hukuki yorumun daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor.
İsrail Dışındaki IDF Askerlerine Karşı Hind Rajab Vakfı Tarafından Açılan Davalar
Bu süreçte en dikkat çekici girişimlerden biri, Belçika merkezli Hind Rajab Vakfı (HRF) tarafından yürütülüyor. Adını Gazze’de öldürülen beş yaşındaki Hind Rajab’dan alan vakıf, Gazze’de işlendiği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin uluslararası ölçekte delil topluyor ve evrensel yargı yetkisi mekanizmalarını harekete geçirmeye çalışıyor.
Vakıf son olarak, 16 Şubat’ta, Şili’de, İsrail-Ukrayna çifte vatandaşı olduğu belirtilen keskin nişancı Rom Kovtun hakkında suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. Başkent Santiago’daki 8. Garanti Mahkemesi’ne sunulan başvuruda Kovtun’un, Givati Tugayı’na bağlı 424. “Shaked” Taburu bünyesinde görev yaptığı ve Mart-Nisan 2024 döneminde El-Şifa Hastanesi kuşatmasında rol aldığı iddia edildi.
Başvuruda, hastane çevresinde keskin nişancı pozisyonlarında görev aldığı, sivillerin tahliyesini engelleyen koşullara katkı sunduğu ve insani yardıma erişimi engelleyen kuşatma şartlarının parçası olduğu öne sürülüyor. HRF, Şili’nin Roma Statüsü’nü iç hukuka aktaran 20.357 sayılı yasası uyarınca soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçu soruşturması açılmasını talep ediyor.
Brüksel merkezli vakıf, şimdiye kadar 1.000’den fazla İsrail askeri hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) ve çeşitli ulusal yargı mercilerine dosya sunduğunu açıklıyor. HRF yöneticileri, evrensel yargı ilkesinin “teorik bir kavram olmaktan çıkıp mahkeme salonlarında uygulanmaya başladığını” savunuyor. Yine vakfın başvurusu üzerine Temmuz 2025’te Belçika’ya bir festival için gelen 2 IDF askeri sorgulama amacıyla gözaltına alınmıştı. Gazze’de savaş suçları işlemekle suçlanan söz konusu iki asker, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmış olsa da Avrupa’da Gazze bağlamında cezasızlığın fiilen aşılmaya başladığına işaret eden yeni bir eşik olarak değerlendirilmişti.
İnsani Yardımı Engelleyenlere de Soykırım Suçlaması Yöneltildi
Uluslararası hukuk uzmanları, çifte vatandaş askerlerin sorumluluğunun iki katmanlı olabileceğine dikkat çekiyor: Hem İsrail ordusundaki fiilleri nedeniyle uluslararası hukuk kapsamında, hem de kendi ülkelerinin yabancı ordularda savaşmayı düzenleyen iç hukuk hükümleri kapsamında. Ancak pratikte en büyük engelin, şüphelilerin ilgili ülke topraklarında bulunması ve savcıların siyasi baskılardan bağımsız hareket edebilmesi olduğu belirtiliyor. Buna rağmen Avrupa ve Latin Amerika’da açılan soruşturmalar, bu alandaki hukuki zeminin giderek genişlediğine işaret ediyor.
Hind Rajab Vakfının çalışmalarından bağımsız olarak, Şubat 2026’da Fransız-İsrail vatandaşı iki kişiye Gazze’ye giden insani yardımı engelledikleri gerekçesiyle Fransız yargısı tarafından “soykırıma iştirak” ve “soykırıma açık teşvik” suçlamaları yöneltildi. Haklarında zorla getirilme kararı çıkartılan iki kişi Fransa’da ikamet etmiyor olsa da bu adım ile insani yardımın engellenmesinin ilk kez bir ulusal yargı önünde doğrudan soykırım suçu bağlamında ele alınması anlamına geldiğine dikkat çekildi. (P)