İsrail-Filistin

CPJ Raporu: İsrail Hapishanelerinde Filistinli Gazetecilere Şiddet, Aç Bırakma ve Tehdit

Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) yayımladığı yeni rapor, İsrail gözaltılarında tutulan Filistinli gazetecilere yönelik işkence ve kötü muamele iddialarını ortaya koydu. 59 gazetecinin tanıklıklarına dayanan rapora göre, serbest bırakılanların neredeyse tamamı fiziksel şiddet, aç bırakma, cinsel istismar ve tehditlere maruz kaldığını bildirdi. Bulgular, gazetecileri susturmaya yönelik sistematik bir baskı mekanizmasına işaret ediyor.

CPJ Raporu: İsrail Hapishanelerinde Filistinli Gazetecilere Şiddet, Aç Bırakma ve Tehdit
Han Yunus, Asda Hapishanesi| Filistinli gazetecilerin İsrail hapishanelerinde işkence tanıklıklarını yayımladığı rapor, gözaltındaki insan hakkı ihlallerini yeniden gündeme getirdi. | Fotoğraf: Anas Mohammed- Shutterstock.com

19 Şubat’ta Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) tarafından yayınlanan bir rapor, İsrail hapishanelerinde gazetecilere yapılan kötü muamele ve işkencenin boyutlarını gözler önüne serdi. Şiddetin boyutu, İsrail’in Filistin basını üzerindeki baskısını ve işkenceye maruz kalan tüm tutukluların durumunu yeniden gündeme getirdi.

CPJ araştırma ekibinin Ekim 2023 ile Ocak 2026 arasında İsrail göz altısından serbest bırakılan 59 Filistinli gazeteciyi kapsayan rapor, telefon ve çevrim içi mesajlaşma yoluyla gerçekleştirilen ve kelimesi kelimesine kaydedilen derinlemesine görüşmelere dayanıyor. Görüşmeler, serbest bırakılan gazetecilerden 58’inin insan hakları kuruluşlarının soykırım olarak nitelendirdiği sürecin başlangıcından bu yana işkence, kötü muamele veya başka türde şiddete maruz kaldıklarını bildirdiğini ortaya koydu.

CPJ bu dönemde en az 94 Filistinli gazeteci ve bir medya çalışanının gözaltına alındığını belgeledi: Bunların 32’si Gazze’den, 60’ı Batı Şeria’dan, ikisi ise İsrail’den. 19 Şubat 2026 itibarıyla 30 gazeteci hâlâ tutuklu bulunuyor. CPJ’nin 2025 Cezaevi Sayımı’na göre İsrail, 2023’ten bu yana gazetecileri en çok hapseden ülkeler arasında yer alıyor.

Kuruluş, 7 Ekim 2023’ten bu yana serbest bırakılan 65 gazetecinin tamamına ulaşmaya çalıştı. Gazetecilerden biri, İsmail el-Ghoul, bir İsrail hava saldırısında hayatını kaybetti; beş gazeteci ise konuşmayı reddetti. Raporda yer alan çarpıcı ayrıntılardan biri ise serbest bırakılan gazetecilerden birinin ‘Cehennemden döndük’ ifadesi oldu.

CPJ her bir iddiayı bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtse de, aktarılanların, insan hakları kuruluşlarının İsrail gözaltı merkezlerinde Filistinlilere yönelik benzer uygulamaları belgeleyen bulgularıyla örtüştüğünün altını çiziyor. İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem bu sistemi bir “işkence kampları ağı” olarak tanımlamıştı.

Gazetecilere Konuşmaları Halinde Tutuklama ve Ölümle Tehdit

Farklı tesislerde koşullar değişse de gazetecilerin anlattığı yöntemler dikkat çekici ölçüde benzerdi: Fiziksel saldırılar, zorla stres pozisyonlarında tutma, duyusal yoksunluk, cinsel şiddet ve tıbbi ihmal.

On gazeteci, İsrailli sorgu ve cezaevi yetkililerinin konuşmaları hâlinde yeniden tutuklama veya ölümle tehdit ettiklerini belirterek anonim kalmayı talep etti. Rapor, bu tehditler 31 tanıklıkta yer aldı ve birçok gazetecinin mesleğini bırakmasına yol açtığına değiniyor.

Gazetecilerin 48’i, herhangi bir suçla itham edilmeden, İsrail’in idari tutukluluk sistemi kapsamında tutuldu. Bu sistem, bir kişinin gelecekte suç işleyebileceği gerekçesiyle, genellikle altı aylık ve süresiz uzatılabilen dönemlerle, suçlama olmaksızın gözaltında tutulmasına izin veriyor. Kalan 10 gazeteci ise kışkırtma, devlet karşıtı faaliyet veya terör propagandası suçlamalarıyla itham edildi.

Gazze’li foto muhabiri Shadi Abu Sido’nun gözaltına alındığı gün, Al-Shifa Tıp Kompleksi’nde bir askerin kendisine İngilizce olarak “Oyun bitti” dediğini aktardığı belirtildi. Abu Sido’nun anlattığına göre, ardından tutukluların “el-Taşrife” (büyük karşılama) adını verdiği ritüel başladı ki bu da ‘İsrail cezaevlerine varışta koordine şekilde dayak’ anlamına geliyordu. Sde Teiman gözaltı kampına sevk edildiğinde, kelepçelendiğini, gözlerinin bağlandığını ve cop ve tekmelerle döven askerlerin arasından geçirildiğini söyledi. Daha sonra bir kaburgasının kırıldığını öğrendi.

İsrail’in de taraf olduğu bir metin  olan İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi işkenceyi, bilgi alma, cezalandırma, korkutma veya ayrımcılık amacıyla, bir kamu görevlisi tarafından veya onun bilgisi dahilinde uygulanan ağır fiziksel ya da psikolojik acı olarak tanımlıyor.

“Disko Odaları”nda Sesle İşkence Yapılıyor, Eğitimli Köpekler Üstlerine Salınıyor

Kasım 2025’te BM İşkenceye Karşı Komitesi uzmanı Peter Vedel Kessing, İsrail’in sözleşmeye taraf olmasının işkenceyi önleme iradesini gösterdiğini ancak Komite’nin, farklı kaynaklardan gelen ve Filistinlilere — çocuklar ve diğer kırılgan gruplar dahil — yönelik yaygın ve sistematik işkence ve kötü muamele iddialarından derin endişe duyduğunu söyledi.

Gazetecilerin anlatımları, Gazze ve Batı Şeria’dan haberlerin dışarı çıkmasını engellemeyi amaçlayan bir sistemin varlığına işaret ediyor. Ofer Cezaevi’nde radyo gazetecisi Mohammed al-Atrash, Kasım 2023’te onlarca tutuklunun hedef alındığı kitlesel bir cezalandırma operasyonunu, tutukluların “Şin Bet partisi” ya da “Ben-Gvir partisi” diye adlandırdığını aktardı.

Al-Atrash, eğitimli köpeklerin tutukluların üzerine salındığını ve metal aletlerle uzun süreli kanama ve izlere yol açan yaralar açıldığını söyledi. Gazze’li gazeteciler Islam Ahmed ve Osame al-Sayed ise dayaklar arasında elektrik şoku ve biber gazı uygulandığını aktardı.

Bazı tanıklıklara göre bu cezalar, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in ziyaretinden kısa süre sonra gerçekleşti. Ben-Gvir, kamuya açık platformlarda Filistinli tutukluların koşullarının kötüleşmesinden gurur duyduğunu ifade etmişti. CPJ’nin yorum taleplerine ise yanıt verilmediği kaydedildi.

Gazetecilerden bazıları kalıcı yaralanmalar yaşadıklarını söyledi. Gazeteci Mohammed Nafez Qaoud, giriş sırasında maruz kaldığı dayaklar sonucu ayaklarında derin yaralar oluştuğunu ve tedavi edilmediği için yaralarda “solucanlar oluştuğunu” anlattı.

Fiziksel şiddetin yanı sıra, gazetecilerin yaklaşık üçte ikisi (36 kişi) uzun süre zorla stres pozisyonlarında tutulduklarını söyledi. En az 14 gazeteci ise, yüksek sesli müziğe sürekli maruz bırakıldıklarını, bunun uykusuzluk ve duyusal yönelim bozukluğuna yol açtığını aktardı. Bazıları günlerce yüksek sesli müziğin çalındığı “disko odaları”nda tutulduklarını belirtti.

İsrail Hapishanelerde Aç Bırakma Ve Cinsel Şiddeti Kullanıyor

Tıbbi ihmal de en yaygın kötü muamele biçimlerinden biri olarak öne çıktı. CPJ, 27 tıbbi ihmal vakasını belgeledi ve bazı durumlarda sağlık personelinin şiddete ortak olduğu iddia edildi.

Uluslararası insancıl hukuk, gözaltında aç bırakmayı bir cezalandırma veya baskı yöntemi olarak açıkça yasaklıyor. Görüşülen 59 gazeteciden 55’i aşırı açlık veya yetersiz beslenme yaşadıklarını söyledi. CPJ, tutuklama öncesi ve sonrası ağırlıklar karşılaştırıldığında ortalama 23,5 kilogram kilo kaybı hesapladı.

Cinsel şiddet de tanıklıklarda sıkça yer aldı. CPJ, 17 cinsel şiddet vakası ve 19 aşağılayıcı çıplak arama vakası belgeledi. İddialar arasında cinsel organlara saldırı, nesnelerle zorla müdahale girişimi, zorla çıplak bırakma ve kayıt alma, tecavüz tehdidi ve diğer cinsel aşağılamalar yer aldı.

İsrail ordusunun, CPJ’nin iddialara ilişkin yorum taleplerine doğrudan yanıt vermediği, yalnızca tutukluların uluslararası hukuka uygun şekilde muamele gördüğünü ve gazetecilerin kasıtlı olarak hedef alınmadığını belirttiği kaydedildi. İsrail Cezaevi İdaresi ise tüm tutukluların yasalara uygun şekilde tutulduğunu ve temel haklarının korunduğunu savundu; söz konusu iddialardan haberdar olmadığını açıkladı.

Öte yandan İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem, Ocak 2026’da yayımladığı kapsamlı raporunda, İsrail hapishane ve gözaltı sisteminin Filistinli tutuklular açısından istisnai ihlallerin ötesine geçerek sistematik ve kurumsallaşmış bir işkence rejimi hâline geldiğini ortaya koymuştu. İnsan hakları örgütleri, şikâyet mekanizmalarının büyük ölçüde etkisiz olduğunu ve bazı durumlarda tutuklular için ek risk oluşturduğunu belirtiyor.

Gazeteciler ayrıca yaygın biçimde avukatlara erişimin engellendiğini bildirdi. En az 21 gazeteci yeterli hukuki destek alamadığını, 17’si ise hiç avukatla görüştürülmediğini söyledi.

Gazeteciler Çalışmaları Yüzünden Cezalandırılıyor

Yaşadıklarını paylaşanlardan Mohammed Badr, sorgucuların kendisini saatlerce gazetecilik faaliyetleri hakkında sorguladığını ve kendisine ya muhbir olmayı kabul etmesi ya da cezaevinde daha uzun süre kalması yönünde bir seçenek sunulduğunu söyledi.

Amin Baraka ise Katar bağlantılı yayın kuruluşu Al Jazeera ile yaptığı çalışmalar nedeniyle defalarca sorguya çekildiğini ve ailesine yönelik şiddet tehdidi aldığını belirtti. Baraka, “Bir İsrail askeri bana Arapça olarak kelimesi kelimesine şunu söyledi: Al Jazeera muhabiri Wael Al-Dahdouh bize karşı geldi ve Gazze Şeridi’nde kalmaya devam etti, biz de ailesini öldürdük; seninkini de öldüreceğiz” dedi.

Al-Dahdouh’un ailesinin hedef alınması, İsrail’in gazetecileri Filistin konusunda haber yaptıkları için cezalandırmasının sembolü olmuştu.

Gazeteci Mohammed al-Atrash, serbest bırakılmadan önce gazeteciliği bırakması konusunda uyarıldığını aktardı. “Bana, sosyal medyada ‘günaydın’ bile yazsan seni buluruz, dediler” diye konuştu.

Osame Al-Sayed, gözaltı süresi boyunca askerlerin kendisine “Cezire” diye hitap ettiğini söyledi. Gazeteci olduğunu açıklamasının ardından kötü muamelenin arttığını belirten Sayed, “Gözaltına alındığımda askerlere gazeteci olduğumu söyledim; o anda ağır şekilde dövüldüm” dedi.

Çekim yaptığı sırada gözaltına alınan Shadi Abu Sido ise kendisini tutuklayan askerin, “Orada, Tel Aviv’de gazeteciliğin ne demek olduğunu öğreneceksin” dediğini aktardı.

Konuyla ilgili açıklama yapan CPJ Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Sara Qudah İsrail hapishanelerinde Filistinli gazetecilere yönelik kötü muamelenin münferit olaylar olmadığının altını çizerek şunları kaydetti:

“CPJ, onlarca vakada, gazetecilere çalışmaları nedeniyle uygulanan darp, aç bırakma, cinsel şiddet ve tıbbi ihmal gibi tekrarlanan bir dizi istismarı belgeledi. Bunlar, gazetecileri sindirmek, susturmak ve tanıklık etme yeteneklerini yok etmek için kasıtlı bir stratejiyi ortaya koyuyor.”

Tehditlere Rağmen Yeniden Yayına Başlayan “Kudüs’ün Sesi Radyosu”

Öte yandan Gazze’de baskı altında da olsa gazetecilik faaliyetleri sürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde “Kudüs’ün Sesi Radyosu”, İsrail ordusunun yıktığı ve yerinden edilen insanların barındığı binalardan birinin enkazında, internet üzerinden yeniden yayın hayatına başladı. Radyo spikeri İmad Nur, yeniden başlayan yayınlarında İsrail ordusunun saldırılarının ardından geride kalan ağır yaşam koşullarını programlarında ele almaya çalışıyor. Filistin Gazeteciler Sendikası Üyesi Rami al-Sharafi, konuyla ilgili verdiği demeçte İsrail’in, soykırımda özellikle Filistin medyasını kasıtlı olarak hedef aldığını ve amacının hakikatin sesini ve görüntüsünü yok etmek olduğunu vurguladı.

İsrail’in Filistinli gazetecileri sistematik biçimde hedef aldığını, bu kapsamda 250’den fazla gazetecinin öldürüldüğünü ve 23 yerel radyonun tamamının yıkıldığını hatırlatan Sharafi, bunun da gerçeği ortaya koyan Filistin medyasının sesini susturma amacı taşıdığını kaydetti.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler