Almanya’da Rehberlik Desteği Alan Çocuklar Fırsat Eşitsizliğini Aşabiliyor
Almanya’da yapılan bir araştırma, rehberlik desteği alan dezavantajlı öğrencilerin akademik eğitim hayatına imkân tanıyan bir ortaöğretim kurumuna (Gymnasium) gitme şansının ciddi şekilde arttığını ortaya koydu.
Almanya’da sosyoekonomik olarak düşük seviyeden ailelerin çocukları, akademik başarı düzeyleri diğer çocuklarla aynı olmasına rağmen akademik ortaöğretim kurumuna (Gymnasium) daha az yönlendiriliyorlar. Yapılan bir çalışma, bu fırsat eşitsizliğinin, öğrencilere sunulan rehberlik desteğiyle azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
2020 yılında Almanya’nın Köln ve Bonn şehirlerinde eğitim ekonomisi alanında faaliyet gösteren akademisyenler tarafından yürütülen kapsamlı bir saha araştırması çocukların sosyoekonomik kökenlerinin eğitim yolu üzerindeki belirleyiciliğinin kırılabileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre çocukların hangi sosyoekonomik ailede doğduğu, çoğu zaman hangi eğitim yoluna gireceklerini ve dolayısıyla gelecekteki yaşam standartlarını da belirliyor. Fakat bu zincir, doğru tasarlanmış bir rehberlik programı ile kırılabilir.
Almanya’da Fırsat Eşitsizliği, Çocukların Hayatını Belirliyor
2025’in eylül ayında Journal of Political Economy’de yayımlanan araştırmada, özellikle erken yaşta sosyal köken temelinde ayrışmaya açık olan Alman ortaöğretim yapısında sosyoekonomik olarak dezavantajlı ailelerin çocuklarına yönelik rehberlik temelli bir müdahalenin, eğitim yolunu ciddi biçimde değiştirebildiği ortaya kondu.
Alman eğitim sisteminde öğrenciler ilkokulu dördüncü sınıfta tamamladıktan sonra farklı okul türlerine yönlendiriliyorlar. Bu ayrımda öğretmen tavsiyesi önemli bir faktör olsa da çoğu eyalette nihai karar ebeveynlere ait. Çocukların 9 ila 10 yaşları civarında yaşadığı bu ayrım, öğrencilerin akademik bir eğitim ya da meslek eğitimi kararlarını da büyük ölçüde belirliyor. Bununla birlikte Almanya’da ilkokulda aynı başarı düzeyine sahip iki çocuk karşılaştırıldığında, düşük sosyoekonomik statüye sahip olan çocukların akademik liseye (Gymnasium) gitme olasılığı belirgin biçimde daha düşük.
Armin Falk, Fabian Kosse ve Pia Pinger isimli araştırmacılar, bu fırsat eşitsizliğinin nasıl kırılabileceğini araştırdılar. Araştırmanın temel sorusu ise şuydu: Erken yaşta gerçekleşen okul yönlendirmesinde sosyoekonomik dezavantajın etkisi, hedefli bir rehberlik müdahalesiyle azaltılabilir mi?
Araştırma Tasarımı ve Rehberliğin Olumlu Etkisi
Araştırma kapsamında çoğu göçmen kökenli olan ve sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin ilkokul çağındaki 7 ve 8 yaşlarındaki çocukları seçildi. Seçilen ailelerin en az üç kriterden birine sahip olacak şekilde sınıflandırıldı: Birincisi dar gelirli, yani aylık net geliri 1.065 avronun altında olan aileler, ikincisi eğitim düzeyi düşük olan aileler, yani çocuğun ne annesi ne de babası yüksek bir okul diplomasına (üniversite vs.) sahip olmayanlar, üçüncüsü tek ebeveynli aileler, yani çocuğun anne babasının birlikte yaşamadığı haneler. Bu üç kriterden hiçbirinin geçerli olmadığı aileler yüksek sosyoekonomik haneler olarak sınıflandırıldı.
Araştırma kapsamında sosyal ve ekonomik kırılganlık yaşayan aileler, rehberlik müdahalesinin nedensel etkisini ölçmek için rastgele iki gruba ayrıldı: Müdahale (treatment) grubunda 212 aile yer aldı ve bu ailelerin çocukları rehberlik programına dahil edildi. Diğer grupta yer alan 378 aile ise kontrol grubu olarak izlendi.
Araştırmada Rehberlik Programı Nasıl İşledi?
Araştırma kapsamında uygulanan rehberlik programı ise çocukla birebir destek üzerine kuruldu. Birkaç yıl boyunca devam eden bu programda rehberler genellikle programa özel olarak seçilen, 18-30 yaş arasındaki yüksek eğitimli üniversite öğrencileri oldu. Bu buluşmalarda her çocuk bir rehber ile uzun vadeli ve istikrarlı görüşmeler için eşleştirildi. Çocuklar haftalık veya belirli periyotlarla rehberler ile buluştu.
Rehberlik programı yalnızca akademik destek sunmadı, aynı zamanda okullara dair karar sürecini hedef aldı. Program kapsamında ailelerle düzenli bire bir görüşmeler yapıldı, Alman okul sistemi ayrıntılı biçimde anlatıldı ve “Gymnasium” seçeneğinin gereklilikleri açıklandı. Ayrıca başvuru süreci ve resmî prosedürler hakkında da bilgi verildi. Çocuklara ödev ve çalışma alışkanlığı kazandırıldı; özgüvenlerinin ve akademik motivasyonlarının güçlendirilmesi hedeflendi.
Çocuklar 7 ila 8 yaşındayken okul kararı vermeden önce başlayan araştırmanın sonuçları yaklaşık 6 yıl sonra, çocuklar ortaöğretim aşamasına geldiğinde ölçüldü. Uzun vadeli etkileri inceleyen araştırma, tam da burada çarpıcı sonuçlara ulaştı.
Araştırmanın Bulguları: Gymnasium’a Geçişte Ciddi Artış
Araştırmada rehberlik alan sosyoekonomik dezavantajlı öğrencilerin Gymnasium’a geçiş oranı rehberlik almayan dezavantajlı öğrencilere kıyasla yaklaşık yüzde 11 daha yüksek çıktı. Bire bir müdahale sonrası rehberlik alan dezavantajlı öğrenciler bu rehberliğe sahip olmayan dezavantajlı öğrencilere göre akademik yola daha fazla yöneldiler. Program sonrasında çocukların akademik özgüveni arttı, eğitim hedefleri yükseldi ve kendilerini “akademik yol için uygun” görme eğilimleri arttı.
Araştırma, öte yandan rehberlikle birlikte ebeveyn beklentilerinin de arttığını, ebeveynlerin çocukların eğitim hayatına dair risk algısının azaldığını ve sistem hakkındaki bilgi düzeylerinin yükseldiğini ortaya koydu. Başka bir deyişle etkinin önemli bir kısmı, ebeveynin karar mekanizmasının değişmesinden kaynaklandı. Yani rehberlik sadece öğrencilerin notlarını yükseltmedi, ailelerin karar davranışını da değiştirdi.
Almanya’da okul türü seçimi aşamasında son karar çoğu zaman aileye ait olduğu için bu sonuç özellikle kritik bir önem taşıyor. Rehberlik sürecinde eğitim sistemi hakkında bilgi çocuk üzerinden eve taşındı, akademik yolun riskleri ve getirileri daha netleşti. Rehberin çocuğa verdiği güven ve bilgi ile ailenin kararı dolaylı olarak dönüştü. Ailenin “Bizden üniversiteye giden olmadı, Gymnasium fazla zor olur” algısı zayıflarken, çocuk da “Gymnasium’u deneyebilir miyiz?” sorusunu daha güçlü sormaya başladı. Özetle rehberlik programı yarışa geriden başlayan çocuklara hız kazandırdı.
Eğitimde Fırsat Eşitsizliği: Araştırmalar Ne Söylüyor?
Alman eğitim sisteminde sosyoekonomik eşitsizliğin okul seçimine nasıl yansıdığı uzun yıllardır temel tartışma alanlarından birisi. Başarı odaklı olarak tanımlanan Alman eğitim sistemi disiplinli ve planlı yapısıyla sıkça örnek gösterilse de, akademik literatür erken yaşta yapılan okul yönlendirmeleriyle bu sistemin sosyoekonomik eşitsizliği güçlü biçimde yansıttığını ortaya koyuyor.
Almanya’da aynı akademik başarıya sahip olsalar bile, öğrencilerin hangi okula gidecekleri çoğu zaman ailelerinin eğitim düzeyine bağlı olarak değişiyor. Araştırmalar ebeveynlerin eğitim arka planının çocukların ortaöğretim yoluna geçiş kararında kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte erken yaşta yapılan okul ayrımları yalnızca kısa vadeli değil, uzun vadede de iş piyasasında ücret ve eğitim fırsatlarını etkiliyor.
Erken yaşta uygulanan rehberlik programları ise bu fırsat eşitsizliğini giderme potansiyeline sahip. Söz konusu araştırma, çocuklara küçük yaşta verilen desteklerin uzun yıllar sonra bile çocukların kazanımlarını artırabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle bire bir rehberlik programları, çocukların akademik başarısını artırmakla kalmıyor, özgüven ve sosyal becerilerini de güçlendiriyor.
Bulgular Siyaset Açısından Ne Anlama Geliyor?
Araştırmanın bulgularının Alman siyaseti açısından anlamı oldukça kritik. Birincisi sosyal kökenin eğitim yolunu büyük ölçüde belirlediği ve sistemin sosyal eşitsizliği yeniden ürettiği argümanı hâlâ güçlü ama mutlak değil. Karar anına yönelik hedefli bir rehberlik, eşitsizliğin işlediği mekanizmayı zayıflatabilir. Diğer bir ifadeyle eşitsizlik yalnızca uzun vadeli dönüşümle değil, kritik karar noktalarına yapılan müdahalelerle de azaltılabilir.
İkinci düzlem ise rehberliğin maliyeti ve etkisi ile ilgili. Rehberlik programları büyük altyapı yatırımları gerektirmez, okul sistemini değiştirme ya da müfredatı dönüştürme zorunluluğu bulunmaz ve buna rağmen ölçülebilir bir etki yaratırlar. Görece düşük maliyetli, hedefli ve ölçeklenebilir bir araç olması politika yapıcılar için de önemlidir.
Araştırmanın üçüncü sonucu ise bize şunu söylüyor: Sorun yalnızca ailelerin ya da çocukların akademik yetersizliği değil; aynı zamanda bilgi eksikliği, risk algısı ve düşük beklentilerle de ilgili. Bu durum, politika açısından paradigmatik bir değişim anlamına geliyor. Zira daha fazla ders koyarak çözüm aramak yerine, daha fazla bilgi ve rehberlik ile karar sürecini değiştirmek hedefler arasında yer alabilir. Başka bir deyişle politikanın odağı “performans arttırma”dan “karar destekleme”ye kayabilir.
Almanya’daki bu çalışma, eğitimde erken yaşta ayrım yapan sistemde dahi bir müdahale alanı olduğunu gözler önüne seriyor. Eğitimde fırsat eşitsizliğinin kader olmadığını, küçük ama stratejik bir dokunuşun büyük sonuçlar doğurabileceğini, doğru zamanda verilen bilgi ve yol gösterme ile yönün değişebileceğini gösteriyor. Çünkü bazen bir rehber, bir öğretmen ya da bir bilinçli karar, bir çocuğun değil; bir kuşağın yönünü değiştirebilir.
Kaynakça
- Armin Falk, Fabian Kosse, and Pia Pinger. “Mentoring and Schooling Decisions: Causal Evidence.” Journal of Political Economy (September2025).
- Dustmann, C. (2004). Parental background, secondary school track choice, and wages. Oxford Economic Papers, 56(2), 209–230.
- Dustmann, C., Puhani, P. A., & Schönberg, U. (2017). The long-term effects of early track choice. The Economic Journal, 127(603), 1348–1380.
- Eby, L. T., Allen, T. D., Evans, S. C., Ng, T., & DuBois, D. L. (2008). Does mentoring matter? A multidisciplinary meta-analysis comparing mentored and non-mentored individuals. Journal of Vocational Behavior, 72(2), 254–267.
- Fryer, R. G., Levitt, S. D., & List, J. A. (2015). Parental incentives and early childhood achievement: A field experiment in Chicago Heights. American Economic Journal: Applied Economics, 7(3), 1–35.
- Garces, E., Thomas, D., & Currie, J. (2002). Longer-term effects of Head Start. American Economic Review, 92(4), 999–1012.