Almanya Federal Meclisi İltica Yasasını Sertleştirdi
Almanya Federal Meclisi, sığınmacılara yönelik kuralları önemli ölçüde sertleştiren ve Avrupa Birliği iltica reformunu Alman hukukuna entegre eden yasa tasarısını kabul etti. Yeni düzenleme, sınırda hızlı prosedürlerden iltica hapsine kadar pek çok tartışmalı maddeyi içerirken, sığınmacıların iş gücü piyasasına katılımını ise hızlandırmayı amaçlıyor.
Almanya Federal Meclisi (Bundestag), ülkenin iltica, göç ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren önemli bir oturumu geride bıraktı. Siyah-kırmızı koalisyon hükûmetini oluşturan CDU/CSU ve SPD’nin oylarıyla kabul edilen yeni yasal düzenleme, Avrupa Birliği’nin 2024 tarihli Yeni Göç ve İltica Paktı’nı iç hukuka entegre ederken, Almanya’nın göç politikasında son otuz yılın en radikal sertleşmesine işaret ediyor. Yeni düzenleme, hem sınır dışı süreçlerini hızlandırmayı hem de iş gücü piyasasına erişimi kolaylaştırmayı hedefliyor.
Yasa tasarısı, hükûmet blokunun çoğunluğuyla kabul edilse de muhalefet partileri farklı gerekçelerle düzenlemeye karşı çıktı. AfD, Yeşiller ve Sol Parti oylamada “hayır” oyu kullandı.
Sınırda Hızlı İşlem ve Sıkı Kontrol Dönemi
Federal Meclis tarafından kabul edilen yeni iltica reformuyla birlikte, Avrupa genelinde yetki süreçleri hızlanırken sınır kontrollerinde de radikal bir değişikliğe gidiliyor. Reformun temel taşını, ülkeye gelen tüm sığınmacılar için zorunlu kimlik kontrolü uygulaması ve özellikle kabul oranı düşük ülkelerden gelenler için AB dış sınırlarında yürütülecek hızlı iltica prosedürleri oluşturuyor. Almanya, Avrupa’nın kalbinde yer alması sebebiyle bu prosedürü özellikle uluslararası havalimanları ve limanlar üzerinden yürütecek.
Bu yeni düzenleme kapsamında, başvurusu reddedilen sığınmacıların herhangi bir yerleşim birimine nakledilmeden, doğrudan bu giriş noktalarından menşe ülkelerine sınır dışı edilmeleri hedefleniyor.
İltica Süreci Hapsi
Yeni yasal düzenlemenin en çok tartışılan maddelerinden biri olan “İltica Süreci Hapsi” (Asylverfahrenshaft), sığınmacıların alıkonulma şartlarında köklü bir değişim yaratıyor. Bu mekanizma, sığınmacıların henüz iltica prosedürü devam ederken; kimlik tespiti yapılması veya kişinin kayıplara karışarak sürecin sekteye uğratılmasını önlemek amacıyla gözaltına alınmasına olanak tanıyor.
Temel amacı geri gönderme süreçlerini hızlandırmak olan bu hapis uygulaması, güvenlik gerekçeleriyle süreç boyunca kişilerin gözetim altında tutulmasını yasal hâle getiriyor. İnsan hakları örgütlerinin en sert eleştirdiği nokta, bu prosedürün belirli durumlarda aileleri ve çocukları da kapsayabilmesi ile hapsin “istisna” olmaktan çıkıp standart bir uygulamaya dönüşme riski.
İkincil Göç Merkezleri
Almanya içinde kurulacak olan “İkincil Göç Merkezleri” (Sekundärmigrationszentren) ise, başka bir AB üye devletinde hâlihazırda kayıtlı olduğu tespit edilen sığınmacılar için yeni ikamet adresi olacak. Bu kapsamda, başka bir üye devlette iltica başvurusu yapmış olan kişiler için işlem süreleri önemli oranda kısaltılacak.
Bu merkezlerde barınan kişilerin hareket özgürlüğü ise, yasal bir ikamet zorunluluğu ile ciddi şekilde kısıtlanacak. Düzenlemeye göre, sığınmacılar sorumlu olan diğer AB ülkesine gönderilene kadar bu merkezlerde kalacak ve tesisleri sadece gün içerisinde belirli saatlerde terk edebilecekler. Başvurusu nihai olarak reddedilmiş olan sığınmacılar için ise bu merkezlerden ayrılmak tamamen yasaklanabilecek.
Çalışma İzninde “3 Ay” Kuralı
Yeni yasa paketi sadece kısıtlamalardan ibaret değil; aynı zamanda pragmatik bir ekonomik entegrasyon modeli de sunuyor. Hükûmet, bir yandan sınırları daraltırken diğer yandan sisteme dahil edilenleri hızla iş gücü piyasasına kazandırmayı hedefliyor. Bu kapsamda, ilk kabul merkezlerinde yaşayan sığınmacıların çalışmaya başlaması için beklemesi gereken yasal süre 6 aydan 3 aya indiriliyor.
Bu “istihdam devrimi” ile sığınmacıların sosyal yardımlara olan bağımlılığının azaltılması, vergi ödeyen bireyler hâline getirilmesi ve böylece hem toplumsal entegrasyonun hızlandırılması hem de Almanya’daki iş gücü açığının kapatılması amaçlanıyor.
Yasanın sertleşen tonuna karşı, metne hayati bir insani iyileştirme eklendi. Yeni düzenleme uyarınca, iltica yardımı alan tüm çocuklar, yasal statüleri veya süreçlerinin hangi aşamasında oldukları fark etmeksizin, kapsamlı tıbbi ve psikolojik destek alma hakkına sahip olacak.
Siyasi Tepkiler: Meclis’te Sert Rüzgarlar
Oylama sonrası Federal Meclis’te yükselen sesler, reformun Alman toplumundaki derin kutuplaşmayı nasıl tetiklediğini kanıtlar nitelikteydi. İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU), “Avrupa göç politikası yıllardır işlevsizdi.” diyerek reformun önemli bir ilerleme olduğunu savundu.
Buna karşılık muhalefet kanadından yükselen itirazlar sert oldu. Sol Parti milletvekili Clara Bünger, Bakan Dobrindt’in vaatlerinin aksine reformun “daha fazla kaos, acı ve hukuksuzluk” getireceğini savundu. Yeşiller Partisi milletvekili Lukas Benner, düzenlemeyi “1993’ten bu yana iltica hukukundaki en büyük sertleşme” olarak nitelendirdi. Benner, Avrupa kurallarının iç hukuka aktarılma zorunluluğunu kabul etse de, koalisyonun bu süreçte sahip olduğu takdir yetkisini aşırı bir sertlikle kullandığını savundu. Özellikle sığınmacılara getirilen hareket kısıtlamalarına dikkat çeken Benner, bu uygulamaların “yanlış ve anayasal açıdan son derece sorunlu” olduğunun altını çizerek, Almanya’nın AB sınırlarının ötesine geçip insani değerleri zorladığını vurguladı.
Öte yandan, sağ kanat muhalefeti temsil eden AfD ise tüm bu önlemleri “bir göz boyama” (Mogelpackung) olarak tanımladı. AfD kanadı, mevcut düzenlemelerin düzensiz göçü durdurmaya yetmeyeceğini iddia ederek, sığınmacı akınını tamamen sona erdirmek için çok daha radikal adımların atılması gerektiğini savunuyor.
İnsan Hakları Örgütlerinden Gelen Eleştiriler
İnsan hakları örgütlerinin bu düzenlemeye yönelik tepkileri ise oldukça sert oldu. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve Pro Asyl, yayımladıkları ortak bildiride, reformun “temel insan hakları ihlallerine” yol açabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulundu. Kuruluşlar, federal hükûmetin hazırladığı yasa taslaklarıyla, Avrupa Birliği tarafından zorunlu tutulan standartların “açıkça çok ötesine geçtiğini” savunuyor.
Yapılan eleştirilerde, sığınmacıların alıkonulmasının artık bir istisna olmaktan çıkıp “kural” hâline geleceği vurgulanıyor. Bildiride, hiçbir suç işlememiş insanlar için bu durumun “hak mahrumiyeti, tecrit ve çaresizlik” anlamına geleceği ifade edildi.
Almanya’da hükûmetin “başarı” olarak sunduğu bu adım, yaklaşan seçimler öncesi seçmene “kontrolun sağlandığı” mesajını verirken; insan hakları örgütlerinin sert itirazları, düzenlemenin yargı denetimine takılabileceğine işaret ediyor.
Verilerle Mevcut Durum
İstatistiki veriler ise, Almanya’ya yönelik iltica taleplerinde şaşırtıcı bir düşüşe işaret ediyor. 2024 yılında yaklaşık 230 bin olan ilk başvuru sayısı, 2025 yılı sonunda 113 bin seviyesine geriledi. Uzmanlara göre bu düşüşün temel sebebi sadece yeni sınır kontrolleri değil; aynı zamanda Aralık 2024’te Suriye’de gerçekleşen rejim değişikliği. Suriye’deki yeni siyasi atmosferin, Almanya’ya yönelen en büyük sığınmacı grubunun kaçış motivasyonunu büyük ölçüde kırması, başvuruların yarı yarıya azalmasındaki en belirleyici faktör olduğu düşünülüyor. (P)