Almanya

Almanya’da Gündelik Hayatta Ayrımcılık: Başörtülü Kadınlar Daha Sık Hedefte

Almanya’da yapılan kapsamlı bir araştırma, her sekiz kişiden birinin son bir yıl içinde ayrımcılığa uğradığını ortaya koyuyor. Veriler, özellikle göçmen kökenli bireyler ve kadınların daha yüksek risk altında olduğunu gösterirken, din temelli ayrımcılığın dikkat çekici biçimde arttığına işaret ediyor. Başörtülü kadınlar ise hem dini kimlikleri hem de görünürlükleri nedeniyle çok katmanlı ayrımcılık deneyimleri yaşıyor. 

Almanya’da Gündelik Hayatta Ayrımcılık: Başörtülü Kadınlar Daha Sık Hedefte
Fotoğraf: Shutterstock.com

Almanya’da Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi adına yapılan ve Sosyo-Ekonomik Panel (Sozio-Ökonomisches Panel – SOEP) ve verileri temel alınarak hazırlanan yeni bir araştırmanın bulguları kamuoyuyla paylaşıldı. “Almanya’da Ayrımcılık Nasıl Yaşanıyor” başlıklı araştırmanın bulguları, ülkede ayrımcılığın boyutuna dair çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor.

Araştırmanın Kapsamı ve Ana Bulguları: Etnik Temelli Ayrımcılık En Yaygın Tür

Almanya Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW) bünyesinde yürütülen ve sosyal bilimler alanında en güvenilir ve kapsamlı veri kaynaklarından biri kabul edilen SOEP kapsamında her yıl yaklaşık 30 bin kişiyle anket yapılıyor. Bu yönüyle çalışma, Almanya genelini temsil eden en güçlü veri setlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Araştırmacılar, analizde kullanılan verilerin Mayıs 2021 ile Ocak 2023 arasını kapsadığına ve bu dönemin Covid-19 pandemisinin yarattığı kısıtlamaları da içerdiğine dikkat çekiyor. Buna göre katılımcıların yüzde 13,1’i son 12 ay içinde en az bir alanda ayrımcılığa maruz kaldığını belirtiyor. Bu oran, her sekiz kişiden birinin ayrımcılığa maruz kaldığı anlamına geliyor.

Araştırma, ayrımcılığın yalnızca belirli alanlarla sınırlı olmadığını; iş hayatından sağlık hizmetlerine, konut piyasasından kamu kurumlarına kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 20,3’ü sağlık ve bakım alanında, yüzde 11,4’ü ise konut piyasasında ayrımcılığa maruz kaldığını ifade ediyor.

Özellikle sokaklar, toplu taşıma ve hizmetlere erişim gibi gündelik yaşam alanları ayrımcılığın en sık yaşandığı yerler arasında öne çıkıyor. Bununla birlikte uzmanlar, gerçek tablonun daha ağır olabileceğine dikkat çekiyor. Zira ayrımcılık deneyimlerinin önemli bir kısmı ya fark edilmiyor ya da dile getirilmiyor. Nitekim araştırma, ayrımcılığa uğrayanların çoğunun yaşadıklarını resmî kanallara taşımadığını gösteriyor.

Araştırmaya göre ayrımcılığın en sık dile getirilen nedeni yüzde 41,9 ile etnik köken ve ırkçı gerekçeler. Bunu dış görünüş (yüzde 25,9), cinsiyet ve cinsiyet (yüzde 23,8) ve sosyoekonomik faktörler izliyor. Din veya dünya görüşü temelli ayrımcılık ise yüzde 18 gibi kayda değer bir seviyede.

Bu dağılım, ayrımcılığın tek bir nedene dayanmadığını; çoğu zaman birden fazla faktörün kesiştiği bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle dinî kimliği görünür olan bireyler -başta Müslümanlar olmak üzere- bu çok katmanlı ayrımcılığa maruz kalmaya daha açık hâle geliyor.

Başörtüsü: Görünürlüğün Getirdiği Çok Katmanlı Ayrımcılık

Araştırmada “başörtüsü” ayrı bir kategori olarak sınıflandırılmasa da, veriler başörtülü kadınların deneyimlerini anlamak açısından güçlü ipuçları sunuyor. Din temelli ayrımcılığın yüksek oranı ile “görünüş” ve “etnik köken” kategorilerinin sıkça birlikte anılması, özellikle başörtülü kadınların aynı anda birden fazla ayrımcılık ekseninde yer aldığını ortaya koyuyor. Bu tablo sayısal verilerle de netleşiyor: Ankete katılan Müslümanların yaklaşık yüzde 29’u son 12 ay içinde ayrımcılığa uğradığını belirtirken, bu oran Müslüman olmayanlarda yüzde 10,4 seviyesinde kalıyor.

En dikkat çekici bulgu ise başörtülü Müslüman kadınlara ilişkin. Bu gruba dahil katılımcıların yüzde 38’den fazlası, son bir yıl içinde ayrımcılığa maruz kaldığını ifade ediyor. Bu, her üç başörtülü kadından birinden fazlasının ayrımcılık deneyimi yaşadığı anlamına geliyor.

Başörtüsü, yalnızca dinî bir sembol değil; aynı zamanda kişinin Müslüman kimliğini kamusal alanda görünür kılan bir unsur. Bu görünürlük, başörtülü kadınları hem dinî aidiyetleri hem de dış görünüşleri üzerinden hedef hâline getirebiliyor.

Ayrımcılık En Çok Nerelerde Yaşanıyor?

Araştırma verileri, ayrımcılığın en yoğun yaşandığı alanlara da işaret ediyor. Buna göre ayrımcılık vakaları, farklı mekânlara göre şöyle dağılıyor:

  • yüzde 41,5’i sokakta
  • yüzde 20,6’sı toplu taşımada
  • yüzde 40,7’si mal ve hizmetlere erişimde
  • yüzde 19,5’i kamu kurumları ve polisle ilişkilerinde

Bu veriler, ayrımcılığın en sık yaşandığı alanların başta kamusal alanlar ve gündelik etkileşimler olduğunu gösteriyor. Bu alanlar, başörtülü kadınların en görünür olduğu ve dolayısıyla en fazla hedef hâline gelebildiği alanlar olarak öne çıkıyor. Özellikle kamu kurumlarıyla temas sırasında yaşanan ayrımcılık, bireylerin devlete duyduğu güveni doğrudan etkileyen kritik bir unsur olduğu ifade ediliyor.

İş hayatı da önemli bir risk alanı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 39’u iş yerinde ya da iş arama sürecinde ayrımcılık yaşadığını ifade ediyor. Başörtülü kadınlar açısından bu durum, işe alım süreçlerinden kariyer ilerlemesine kadar uzanan yapısal bir engel anlamına geliyor.

Ayrımcılığa Uğrayanlar Çoğu Zaman Şikâyette Bulunmuyor

Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de, ayrımcılığa uğrayanların büyük bölümünün herhangi bir resmî girişimde bulunmaması. Verilere göre ayrımcılık yaşayanların yüzde 56’sı hiçbir girişimde bulunmazken, yaklaşık yüzde 30’u durumu ilgili kişi ya da kurumla doğrudan konuştuğunu belirtiyor. İlgili kamu ve yargı kurumlarına resmî şikâyette bulunanların oranı ise oldukça düşük: Katılımcıların yalnızca yüzde 8,1’i resmî başvuruda bulunduğunu ifade ediyor. Yasal süreç başlatanların oranı ise yüzde 2,6’da kalıyor.

Rapora göre bu tablo, ayrımcılık deneyimlerinin önemli bir bölümünün görünür hâle gelmediğini ve birçok kişinin yaşadıklarını çoğunlukla kendi içinde tuttuğunu gösteriyor. Ayrımcılığın çoğu zaman dolaylı ve kanıtlanması güç biçimlerde gerçekleşmesi, başvuru süreçlerini zorlaştıran faktörler arasında değerlendiriliyor. Bu durumun, özellikle kimliğin kamusal alanda görünür olduğu -başörtüsü gibi- durumlarda daha belirgin hâle gelebildiğine dikkat çekiliyor.

Ayrımcılığın Toplumsal Sonuçları: “İkinci Sınıf Vatandaş” Gibi Hissetme

Araştırma, ayrımcılığın yalnızca bireysel değil, toplumsal ve yapısal sonuçlar doğurduğunu da gösteriyor. Ayrımcılığa maruz kalan bireylerde psikolojik iyi oluşun azaldığı, fiziksel ve ruhsal sağlık göstergelerinin kötüleştiği, yaşam memnuniyetinin düştüğü ve devlete ve toplumsal kurumlara duyulan güvenin zedelendiği tespit ediliyor.

Almanya Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Sorumlusu Ferda Ataman, araştırmanın tanıtımında paylaştığı örneklerle bu durumu somutlaştırdı. Ataman, bir kadının yalnızca ten rengi nedeniyle süpermarkette şüpheli muamelesi gördüğünü ve bebek arabasının gerekçesiz şekilde arandığını aktardı.

Ataman, Almanya’da yaklaşık dokuz milyon insanın kendisini “ikinci sınıf vatandaş” gibi hissettiğini belirterek, bu durumun toplum açısından ciddi riskler barındırdığını vurguladı. “İnsanların bu şekilde hissettiği bir toplum istikrarsız ve kırılgandır” diyen Ataman, ayrımcılığın yalnızca bireysel değil, yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Araştırma da bu değerlendirmeyi destekliyor. Ayrımcılık; sağlık, refah ve toplumsal uyum üzerinde doğrudan etkiler yaratırken, iş gücü piyasası ve hizmetlere erişimde ortaya çıkan eşitsizlikler ekonomik sonuçlar da doğuruyor.

Ayrımcılığa Karşı Kamu Kurumları Daha Fazlasını Yapmaya Çağırılıyor

Araştırma, mevcut yasal çerçevenin -özellikle Almanya’daki Genel Eşit Muamele Yasası’nın (AGG)- her alanda yeterli koruma sağlamadığını da ortaya koyuyor. Özellikle kamusal alanlar ve kamu kurumlarıyla temas gibi alanlarda koruma boşluklarına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, ayrımcılıkla mücadelede yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, başvuru mekanizmalarının erişilebilir hâle getirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurguluyor.

Araştırma, Almanya’da ayrımcılığın yaygın ve çok boyutlu bir sorun olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Veriler, özellikle bazı grupların bu deneyime daha sık maruz kaldığına işaret ediyor. Bu çerçevede başörtülü Müslüman kadınlar, yüksek oranlar nedeniyle öne çıkan gruplar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre, dinî kimliğin kamusal alandaki görünürlüğü ayrımcılık riskini artıran faktörler arasında değerlendiriliyor. Bu tablo, eşitlik ve toplumsal katılım açısından Almanya’nın önündeki temel meselelerden biri olarak görülüyor. (P)

eyilmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi gören Yılmaz, Perspektif'in yayın kurulu üyesidir.
Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler