Baden-Württemberg

Bir Milyarder Daha Aşırı Sağı Destekledi: Theo Müller’den AfD’li Koalisyon Çağrısı

Alman milyarder Theo Müller’in Baden-Württemberg’de CDU’ya AfD ile işbirliği çağrısı, seçim sonrası oluşan kilit dengeler üzerinden Almanya’daki “aşırı sağla iş birliği yapmama” tutumunu zorlayan bir çıkış olarak tepki çekti. İş dünyasından gelen bu müdahale, yalnızca eyalet düzeyindeki koalisyon ihtimallerini değil, ABD ve Avrupa’da sermaye ile sağ popülist hareketler arasındaki ilişkilerin giderek daha görünür hâle geldiği daha geniş bir eğilimin parçası olarak da dikkat çekiyor.

Bir Milyarder Daha Aşırı Sağı Destekledi: Theo Müller’den AfD’li Koalisyon Çağrısı
Campact adlı sivil toplum kuruluşunun Theo Müller'in AfD Eş Başkanı Alice Weidel ile fotoğraf çektirmesinin ardından yaptığı bir prostesto kapsamında şirket duvarına yansttığı yazı: "Of! Theo Müller aşırı sağcı AfD'yi destekliyor." | Fotoğraf: campact.de

Almanya’da iş dünyası ile aşırı sağ siyaset arasındaki mesafeye dair tartışmalar yeniden alevlendi. Ülkenin en büyük süt ürünleri imparatorluklarından birinin sahibi olan milyarder iş insanı Theo Müller, Baden-Württemberg eyaletinde Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ile aşırı sağ parti Almanya için Alternatif (AfD) ile iş birliği yapması gerektiğini savundu. Müller’in bu çıkışı, yalnızca eyalet siyasetine yönelik bir öneri olmanın ötesinde, son yıllarda giderek görünür hâle gelen “iş dünyasından aşırı sağa açık destek” eğiliminin Almanya’daki yeni ve çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Baden-Württemberg Eyaletindeki Koalisyon Hesapları

Baden-Württemberg’de yapılan son eyalet seçimleri, siyasetteki dengeyi son derece hassas bir noktaya taşıdı. Cem Özdemir’i eyalet başbakanlığına aday gösteren Yeşiller Partisi yüzde 30,2 oyla birinci olurken, CDU yüzde 29,7 ile ikinci sırada kaldı. Ancak iki parti de eyalet parlamentosunda 56’şar sandalye kazanarak fiili bir eşitlik oluşturdu.

Bu tablo, teorik olarak farklı koalisyon ihtimallerini gündeme getirse de CDU’nun AfD ile iş birliğini kategorik olarak reddetmesi nedeniyle pratikte seçenekleri sınırlıyor. 2016’dan bu yana süren Yeşiller-CDU koalisyonunun devamı, mevcut durumda “tek gerçekçi seçenek” olarak görülüyor. Tam da bu noktada 86 yaşındaki Müller’den tepki çeken bir öneri geldi.

Müller: “AfD ile Koalisyon Kurmak Mümkün”

Müller, Welt gazetesine verdiği demeçte CDU’nun Yeşiller ile yeniden koalisyon kurmasını “kendini küçültmek” olarak nitelendirdi. Özellikle Yeşiller’in önde gelen isimlerinden Cem Özdemir’in gölgesinde kalınmaması gerektiğini savunan iş insanı, alternatif olarak AfD ile işbirliğini açıkça dile getirdi: “CDU kendini küçültmek zorunda değil. AfD ile birlikte iktidara gelebilir ya da AfD tarafından tolere edilebilir.”

Müller’in sözleri yalnızca genel bir öneriyle sınırlı kalmadı. AfD’nin Baden-Württemberg’deki liste başı adayı Markus Frohnmaier için de dikkat çekici şekilde olumlu ifadeler kullandı: “Söyledikleri son derece mantıklı. CDU liderliğinde bir hükümetin Frohnmaier’in AfD’siyle birlikte yönetilmesinde ne sakınca var, anlamıyorum.”

Bu açıklamalar, Almanya’da ana akım partilerin uzun süredir sürdürdüğü “AfD ile hiçbir düzeyde iş birliği yapılmaması” yönündeki siyasi tecrit mutabakatına (“Güvenlik Duvarı” – Brandmauer) yönelik yeni bir meydan okuma olarak yorumlandı.

Başbakanı Belirlemek İçin Gizli Oylama İması

Müller’in en tartışmalı önerilerinden biri ise eyalet başbakanı seçim sürecine dair oldu. CDU’nun kendi adayını göstermesi gerektiğini savunan Müller, parlamentodaki gizli oylama mekanizmasına dikkat çekerek şu ifadeyi kullandı: “Oylama gizli. Sonunda kimin kime oy vereceğini kimse bilmiyor.”

Bu sözler, AfD milletvekillerinin gizli şekilde CDU adayına destek verebileceği ve bunun “resmî bir koalisyon olmadan” iktidar yolunu açabileceği şeklinde yorumlandı. Böyle bir senaryo, Almanya’da şimdiye kadar fiilen uygulanmamış bir siyasi kırılma anlamına gelebilir.

Müller Daha Önce AfD Lideri Weidel ile Poz Vermişti

Müller’in çıkışı, geçmişteki tutumuyla da çelişiyor. İş insanı kısa süre önce kendisinin AfD’yi desteklediği yönündeki iddialara karşı hukuki yollara başvurmuş, ancak bu girişim mahkeme tarafından reddedilmişti.

Buna karşın Müller’in AfD Eş Başkanı Alice Weidel ile yakın ilişkisi uzun süredir biliniyor. 2025 yazında düzenlenen ve aşırı sağ çevrelerden isimlerin de katıldığı görkemli doğum günü partisi, bu ilişkileri kamuoyunun gündemine taşımıştı. Son açıklamalarıyla birlikte Müller, daha önce dolaylı biçimde tartışılan bu yakınlığı ilk kez bu kadar açık bir siyasi öneriyle somutlaştırmış oldu.

Almanya’nın en büyük süt ve gıda şirketlerinden Unternehmensgruppe Theo Müller‘in sahibi olan, Theo Müller ülkenin en tanınmış ve en zengin iş insanlarından biridir. Yoğurt, süt ve hazır gıda ürünleriyle Avrupa genelinde geniş bir pazar payına sahip olan şirket, Almanya’daki gıda perakende sektörünün en güçlü aktörlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Alman İş Dünyası AfD’ye Nasıl Bakıyor?

Müller’in çıkışı, Alman iş dünyasının AfD ile ilişki konusundaki bölünmüşlüğünü de yeniden gözler önüne serdi. Kasım 2025’te “Die Familienunternehmer” adlı aile şirketleri derneğinin AfD ile diyaloğa açık olacağını açıklaması, büyük bir tartışma yaratmıştı.

Bu kararın ardından iki büyük şirket -Rossmann ve Vorwerk- dernekten ayrıldıklarını duyurmuştu. Her iki şirket de açıklamalarında, işletmelerin siyasi pozisyonlarının “demokratik temel değerlere dayanması gerektiğini” vurgulayarak AfD ile temas fikrine mesafe koymuştu.

Buna karşılık bazı iş çevrelerinde AfD ile “iletişim kanallarının açık tutulması” gerektiğini savunan bir yaklaşımın güç kazandığı da dikkat çekiyor. Müller’in açıklamaları, bu eğilimin en ileri ve en açık örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Dünya Genelindeki Eğilimin Almanya’daki Yansıması

Müller vakası, aslında Almanya’ya özgü izole bir gelişme değil. Son yıllarda Avrupa ve Amerika’da bazı milyarder ve iş insanlarının aşırı sağ veya popülist sağ hareketlere açık ya da örtük destek verdiği örnekler artıyor.

Özellikle Elon Musk’ın Almanya’da AfD’ye yönelik yoğun destek sunan açıklamaları ve Birleşik Krallık’ta Reform UK‘nin ülkenin sorunlarını çözecek “popüler olmayan kararları” alabileceğini söyleyen Jim Ratcliffe gibi milyarder yatırımcıların aşırı sağ ve popülist partilerle kurduğu ilişkiler, bu trendin uluslararası boyutunu ortaya koyuyor.

Benzer şekilde ABD’de Peter Thiel’ın Donald Trump çizgisindeki sağ popülist siyasete verdiği açık destek ve bu çevredeki yeni siyasi aktörlere sağladığı finansal katkılar, teknoloji sermayesi ile sağ popülizm arasındaki bağın sürekliliğine işaret ediyor. Avrupa’da ise Fransa’da Bernard Arnault çevresinde somutlaşan ve aşırı sağa karşı geleneksel mesafenin yer yer yumuşadığı gözlemlenirken, İtalya’da Giorgia Meloni hükûmeti döneminde iş dünyasının hızlı uyum göstermesi, aşırı sağın iktidar ihtimalinin arttığı ortamlarda sermayenin pozisyon alış biçimlerinin değişebildiğini ortaya koyuyor.

Bu bağlamda Müller’in çıkışı, Almanya’da şimdiye kadar daha örtük kalan bir eğilimin giderek daha görünür hâle geldiğini gösteren yeni bir örnek oldu.

Almanya’da AfD’nin “Normalleşme” İddiası

Almanya’da AfD ile iş birliği konusu, yalnızca siyasi değil aynı zamanda toplumsal ve tarihsel bir tartışma başlığı. Parti, hem federal düzeyde hem de bazı eyaletlerde iç istihbarat tarafından “aşırı sağcı şüpheli oluşum” ya da “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılıyor ve ana akım partiler tarafından sistematik biçimde dışlanıyor.

Müller’in CDU’ya yaptığı çağrı, bu dışlama politikasının sürdürülebilir olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Özellikle seçim sonuçlarının kilitlenmeye yol açtığı eyaletlerde, AfD’nin dolaylı ya da doğrudan iktidar süreçlerine dahil edilip edilmeyeceği tartışması giderek daha somut bir hâl alıyor. Ancak CDU yönetimi şu ana kadar çizgisini değiştirmiş değil. Parti, AfD ile herhangi bir iş birliğini kesin bir dille reddetmeye devam ediyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler