AB’de Yeni Göç Rejimi: Reddedilen Sığınmacılar “Güvenli Üçüncü Ülkelere” Gönderilecek
Avrupa Parlamentosu, onayladığı kararla, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin AB dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesini kolaylaştırıyor. “Güvenli üçüncü ülke” tanımının genişletilmesi ve geri dönüş merkezlerinin kurulmasıyla göç yönetimi Avrupa sınırları dışına taşınırken, İtalya ve Hollanda gibi ülkelerin ulusal düzeyde hayata geçiremediği model AB düzeyinde kurumsallaştırılıyor.
Avrupa Parlamentosu (AP), 26 Mart 2026’da Brüksel’de gerçekleştirdiği Genel Kurul oturumunda, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin AB sınırları dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesini kolaylaştıran düzenlemeyi onayladı. 206 “hayır” oyuna karşı 389 “evet” oyuyla kabul edilen karar, AB’nin göç ve iltica politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. AP onayının ardından düzenlemenin nihai şekli için Avrupa Konseyi ile müzakerelerin kısa süre içinde başlaması bekleniyor.
Düzenlemenin temel amacı, sığınma hakkı alamayan kişilerin sınır dışı edilme süreçlerini hızlandırmak ve bu kişilerin AB topraklarında kalmalarını engellemek. Mart 2025’te AB Komisyonu tarafından önerilen bu paket, sığınma başvurusu reddedilen bireylere geri dönme yükümlülüğü başta olmak üzere çeşitli sorumluluklar yüklüyor. Düzenleme sadece idari süreçleri hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda üye devletlere, geri gönderme kararına direnç gösteren veya yetkililerle iş birliği yapmayan kişilere yaptırımlar uygulama yetkisi veriyor.
AB “Güvenli Üçüncü Ülke” Tanımını Değiştiriyor
Düzenlemenin teknik ve siyasi açıdan en radikal kısmını, “güvenli üçüncü ülke” kavramındaki önemli değişim oluşturuyor. Haziran 2026’da yürürlüğe girecek olan Ortak Avrupa Sığınma Sistemi (GEAS) reformu ve bu kapsamdaki yeni İltica Prosedürleri Yönetmeliği (Madde 38 ve 59), bu değişimin hukuki çerçevesini belirliyor. Temel kriterlere göre, sığınmacının gönderileceği ülkede can ve mal güvenliğine yönelik bir tehlike veya siyasi zulüm riski bulunmaması ve kişinin orada etkin koruma alabilme imkânının mevcut olması şartı korunuyor. Ancak asıl paradigma değişimi, sığınmacı ile gönderileceği ülke arasında aile bağı, dil yetkinliği veya geçmişte orada yaşamış olmak gibi kişisel bir bağın bulunmasını şart koşan “bağlantı unsuru” kriterinin Şubat 2026 tarihli kararla kaldırılmasıyla yaşandı.
Bu yasal revizyonla birlikte AB üye devletleri, sığınma başvurularını reddedilen kişileri üçüncü bir ülkeye göndermek için üç alternatif koşuldan birini yeterli sayabilecek. Bu koşullar; kişi ile ülke arasında geçmişe dayalı bir bağın olması, kişinin AB’ye gelirken bu ülkeden transit geçmiş olması veya söz konusu ülke ile sığınmacı kabulüne dair ikili, çok taraflı ya da AB genelinde bir anlaşmanın bulunmasıdır. Özellikle bu üçüncü seçeneğin yasal statü kazanması, sığınmacıların daha önce hiç ayak basmadıkları, dillerini bilmedikleri veya herhangi bir kişisel bağa sahip olmadıkları ülkelere de gönderilebilmesinin önünü açıyor.
Bu durum, AB’nin göçmenleri kendi menşe ülkeleri yerine, sadece operasyonel anlaşma yapılmış olan herhangi bir üçüncü ülkeye transfer etmesini yasal bir otomatizme bağlıyor. Sürecin hızlandırılması amacıyla, kişiler üçüncü bir ülkeye nakledilmeden önce artık kapsamlı bir iltica gerekçesi veya kaçış öyküsü incelemesinden geçirilmeyecek; değerlendirme süreci yalnızca gönderilecek ülkenin genel güvenlik durumu ve kabul edilebilirliği üzerinden yürütülecek.
“Geri Dönüş Merkezleri”: Yeni Sistem Nasıl İşleyecek?
Yeni sistemin operasyonel ayağında, AB sınırları dışında kurulacak olan ve geri dönüş merkezleri (return hubs) olarak adlandırılan tesisler yer alıyor. Bu sistemde, AB’de sığınma başvurusu reddedilen bir kişi, kendi ülkesine hemen gönderilemiyorsa (güvenlik veya anlaşma eksikliği gibi nedenlerle), AB ile anlaşma imzalamış olan bir üçüncü ülkedeki bu merkezlere nakledilecek. Finansmanı ve hukuki denetimi büyük oranda AB tarafından sağlanacak olan bu merkezler, kişilerin nihai sınır dışı işlemleri tamamlanana kadar bekletileceği alanlar olarak işlev görecek.
Düzenleme, “güvenli üçüncü ülke” tanımını genişleterek, AB’nin daha fazla ülkeyle bu tür operasyonel ortaklıklar kurmasının yasal altyapısını oluşturuyor. Bu durum, göçmenlerin sadece sığınma süreçlerinin değil, sınır dışı edilme süreçlerinin de Avrupa kıtası dışına taşınması anlamına geliyor.
Düzenleme kapsamında, geri gönderilme kararı verilen kişilere yönelik sert yaptırımlar da ön görülüyor. Yetkililerle iş birliği yapmayan, bilgi saklayan veya süreci zorlaştıran kişilere yönelik sosyal yardımların ve ödeneklerin kesilmesi kararlaştırılabilecek. Hatta iş birliği yapmamanın cezası olarak hapis cezası gibi yaptırımlar uygulanmasının önü açılıyor. Ayrıca düzenleme, “demokratik olmayan rejimlerle” veya “tanınmayan üçüncü ülke oluşumlarıyla” bile geri kabul amacıyla görüşmeler yapılabilmesine imkân tanıyor.
Kısa Süren İtalya-Arnavutluk Anlaşması: Tartışmalı Bir Prototip
AB’nin genel ölçekte uygulamaya koymak istediği bu sistemin ilk ve en somut örneği, İtalya ile Arnavutluk arasında imzalanan protokol oldu. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama tarafından 2023 sonunda imzalanan bu anlaşma, bugün AP’de onaylanan düzenlemenin bir örneği niteliğinde.
Anlaşma kapsamında, İtalyan güvenlik güçlerince Akdeniz’de kurtarılan erkek göçmenler doğrudan Arnavutluk’taki Şingin Limanı ve Gjader bölgesindeki merkezlere götürülüyordu. Ancak bu süreçte ciddi hukuki engellerle karşılaşıldı. Ekim 2024 ve sonrasında Arnavutluk’a gönderilen üç farklı göçmen grubu, Roma Mahkemesi’nin kararlarıyla İtalya’ya geri getirilmek zorunda kaldı. İtalyan yargısı, göçmenlerin gönderileceği ülkelerin “güvenli” olup olmadığı konusundaki kriterlerin Avrupa Adalet Divanı standartlarına uymadığına hükmetti.
İtalya-Arnavutluk modeli, benzer amaçlarla yola çıkan ancak farklı akıbetlere uğrayan diğer uluslararası girişimlerle kıyaslandığında, AB’nin yeni düzenlemesinin neden bu kadar kritik olduğunu daha net gösteriyor. Örneğin, İngiltere’nin Ruanda ile yaptığı ve sığınmacıları kalıcı olarak Doğu Afrika’ya göndermeyi hedefleyen anlaşma, İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından uluslararası sözleşmelere aykırı bulunarak 2024 yılında tamamen durdurulmuştu. Benzer şekilde, Hollanda’nın Uganda ile reddedilmiş sığınmacıları geri göndermek üzere 2025’te imzaladığı niyet mektubu da siyasi değişimler nedeniyle henüz hayata geçemedi. Hatta 2016 tarihli AB-Türkiye mutabakatı bile, Yunanistan yüksek yargısının 2025 yılında Türkiye’nin “güvenli üçüncü ülke” statüsüne yönelik verdiği olumsuz kararlar ve Avrupa Adalet Divanının “fiili geri kabul” şartına dair hükmüyle ciddi sarsıntılar yaşadı.
Avrupa Parlamentosunda Mart 2026 itibarıyla kabul edilen yeni yasal çerçeve, tam da İtalya, Yunanistan ve Hollanda gibi ülkelerin tekil olarak aşamadığı bu yargısal engelleri bağlayıcı ve merkezi bir AB hukukuyla aşmayı hedefliyor. Böylelikle ulusal mahkemelerin “üçüncü ülke” uygulamalarını durdurmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Avrupa Parlamentosu İkiye Bölündü
Düzenleme, Avrupa Parlamentosu’nda çok farklı tepkilere neden oldu. Muhafazakar Avrupa Halk Partili (EPP) Fransız milletvekili François-Xavier Bellamy, “illegal yollarla gelenlerin kalamayacağı” prensibini savunarak düzenlemeye tam destek verdi ve bu metnin onaylanmasını “basit bir prensibin zaferi” olarak nitelendirdi. Öte yandan, sol ve liberal gruplar düzenlemeyi “insan hakları ihlali” ve “Avrupa değerlerinden vazgeçiş” olarak eleştirdi.
Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) grubundan Cecilia Strada, sığınmacıların daha önce hiç görmedikleri ülkelere gönderilmesinin kabul edilemez olduğunu savunurken, Yeşiller grubundan Melissa Camara, düzenlemenin Afgan vatandaşlarının Taliban ile iş birliği yapılarak zorla geri gönderilmesinin önünü açtığını belirterek bunu “AB değerlerinin tamamen terk edilmesi” olarak tanımladı. Buna rağmen, Danimarka, Malta ve Letonya gibi ülkelerin sosyal demokrat milletvekilleri ile bazı Alman ve İskandinav liberal vekiller, kendi hükûmetlerinin politikalarıyla uyumlu olarak düzenleme lehinde oy kullandı.
AP’nin Onayı Ne Anlama Geliyor?
AP’nin bu onayı, Avrupa siyasetindeki sağa kayışın ve göç yönetimini AB sınırlarının dışına ihraç etme (outsourcing) arzusunun hukuki bir zemine oturtulması açısından tarihi bir eşik olarak değerlendiriliyor. Eğer Konsey ile yapılacak müzakerelerde metin korunursa, 2026 yılından itibaren Avrupa’da sığınma hakkı kazanamayan kişiler için çok daha zorlu bir süreç başlayacak.
Bu yeni sistemin göç akınlarını azaltıp azaltmayacağı henüz belirsiz olsa da, Avrupa’nın sığınma hukukunu ve insani sorumluluklarını AB sınırları dışına taşıma kararlılığı net bir şekilde ortaya konulmuş durumda. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte, geri dönüş merkezlerinin hangi ülkelerde kurulacağı ve bu ülkelerle yapılacak mali pazarlıklar Avrupa gündeminin önemli maddelerinden biri olacak. (P)