entegrasyon

Mecliste Bir Dejavu: Alman Siyasetçilerin İslam Tartışması Neden Hep Aynı Yere Çıkıyor?

Almanya İslam’ı tartışıyor. Yeniden. Almanya’da İslam ve Müslümanlar bir anda kim bilir kaçıncı kez kamusal tartışmanın merkezine yerleşirken hafızası kuvvetli olanlar açısından tüm bunlar koca bir dejavu demek.

Mecliste Bir Dejavu: Alman Siyasetçilerin İslam Tartışması Neden Hep Aynı Yere Çıkıyor?
Aşırı sağ parti AfD'li Milletvekili Dr. Gottfried Curio. | Fotoğraf: Deutscher Bundestag - Achim Melde. Değişiklikler: Perspektif.

Almanya bir kez daha İslam’ı tartışıyor. Ancak bu tartışma yeni değil; aksine yıllardır tekrar eden, belirli siyasi eşiklerde yeniden alevlenen ve çoğu zaman aynı retorik kalıplar içinde sıkışan bir döngünün parçası. 26 Mart tarihindeki Federal Meclis tartışması da bu döngüyü bir kez daha gözler önüne serdi.

Yeşiller Partisinin öncülüğünde verilen ve “Almanya’da Müslüman Yaşamının Çeşitliliğinin Desteklenmesi” (21/4291) başlığını taşıyan önerge, kısa sürede Alman siyasetinin senelerdir içinde dönüp durduğu fare kapanını da yeniden gözler önüne serdi. Önergenin konuşulduğu oturumda, Müslümanların toplumsal gerçekliği, eşit yurttaşlık talepleri ve kurumsal tanınma meselesi konuşulacağı yerde; konu yeniden güvenlik, kültürel uyum, suç istatistikleri ve “Almanya’nın kimliği” eksenine çekildi.

Böylece Müslümanların gündelik hayatına, hukuki eşitliğine ve kamusal görünürlüğüne dair yapısal sorular bir kez daha geri plana itilirken, tartışma çözüm üretmekten çok eski korkuları, yerleşik önyargıları ve siyasi saflaşmaları besleyen bir gösteriye dönüştü. Müslümanlar söz konusu olduğunda keskinleşen kampları ve sembol siyasetinin nasıl deşifre edildiğini gösteren bu tartışmayı daha yakından inceleyelim.

Federal Meclis Tartışması ve Yerleşik Semptomlar

Yeşiller Partisi’nin Almanya’da Müslüman yaşamına dair sunduğu önerge, ülkede yaşayan 5,6 milyon Müslüman’ın kurumsal olarak tanınması, eşit katılımı ve yapısal ayrımcılıkla mücadele edilmesi gibi konularla 24 maddelik bir talep listesi içeriyordu.

Önergede federal hükûmetin, sahadan ve akademiden kişilerin yer alacağı bağımsız bir komisyon kurması isteniyor; bu komisyonun, Müslüman cemaatlerle devlet-din iş birliğine yönelik ulusal bir eylem planı hazırlaması talep ediliyor ve vakıf modeli gibi kurumsal yapıları incelemesi öngörülüyordu. Ayrıca Alman İslam Konferansı’nın modernize edilmesi ve yeterli mali kaynakla donatılması da talepler arasındaydı. Bunun yanı sıra “Almanya’da Müslüman Yaşamı” konulu güncellenmiş bir araştırmanın yaptırılması ve İslam karşıtlığı ya da “Müslüman karşıtı ırkçılık” üzerine bilimsel çalışmaların desteklenmesi talep ediliyordu.

Buna ek olarak, “çoğunlukla muhafazakâr çizgideki büyük Müslüman çatı kuruluşlarının” yanı sıra, özellikle “ilerici Müslüman cemaatler ve sivil toplum kuruluşları”nın da devletle iş birliğine dahil edilmesi talepler arasındaydı. Aynı zamanda, Müslüman kadın derneklerinin sivil toplum içinde “yapısal bütçe kaynaklarıyla kapsamlı biçimde desteklenmesi” ve “görünürlüklerinin artırılması” gerektiği ifade ediliyor; ayrıca kamu hizmetinde başörtüsü yasakları gibi engellerin kaldırılması, böylece Müslüman yaşamın devlet içinde daha görünür hâle getirilmesi talep ediliyordu.

Önergedeki bir diğer konu ise Alman ordusunda (Bundeswehr) görev yapan Müslümanlara yönelik manevi rehberliğin (Militärseelsorge) yapısal olarak yerleştirilmesi ve ülke genelinde uygulanmasıydı. Ayrıca önergede, ülke genelinde faaliyet gösteren Müslüman sivil toplum kuruluşları için daha güçlü ve uzun vadeli mali destek dile getiriliyor, antisemitizmle mücadele eden Müslüman derneklerin teşvik edilmesi isteniyordu.

Federal Meclis Yeşiller Grubu üyelerinden Lamya Kaddor öncülüğünde verilen önerge oldukça geniş bir yapıdaydı. Ve aslında nihai durumda 24 maddede, Almanya’da İslam’ın kamu tüzel kişiliği kapsamında tanınmasından, başörtüsü yasaklarına, İslami bayramların resmî tatil olarak geçerli olmasından imam eğitimine kadar Almanya’nın İslam’la köklü serüvenine dair her türlü alana dair talepler listeleniyordu.

Bu açıdan bakıldığında, söz konusu önergenin özellikle Müslüman cemaatin ülkenin en üst siyasi kurumunda ele alınış biçimi açısından önem taşıdığını belirtmekte fayda var. Bu önergenin tartışılma biçimi de geçici bir polemik olarak değil, Almanya’daki İslam tartışmasının neden bir ileri, iki geri prensibiyle hareket ettiğini gösteren yapısal semptomların sahnesi olarak okunmalı.

“İslam Tartışması” Nasıl “Güvenlik Tartışması”na Dönüşüyor?

Önerge sunumu Lamya Kaddor’un (Yeşiller) konuşmasıyla başladı. Kaddor’un, Almanya’daki Müslümanları güvenlik, göç ya da radikalleşme tartışmalarının nesnesi olmaktan çıkarıp bu ülkenin sıradan yurttaşları olarak merkeze alan ve bu yönüyle ülkenin çoğulculuğu adına umut vadeden konuşmasının ardından, Federal Meclis’teki tartışmanın seyri keskin bir biçimde değişti. Kaddor’un “eşit katılım” vurgusuyla açtığı alan, kısa sürede yerini savunmacı, dışlayıcı ve yer yer kriminalize edici bir dile bıraktı. Böylece tartışma, kapsayıcı bir siyasal vizyon üretme ihtimalinden uzaklaşarak eski refleksleri gün yüzüne çıkartan bir zemine sürüklendi.

Nitekim Kaddor’un hemen ardından söz alan CDU’lu Hendrik Hoppenstedt, Yeşiller’in önergeyi iki kez iptal ettiğini, bunun nedeninin ise Baden Württemberg ve Rheinland-Pfalz’deki seçimler olduğunu öne sürdü. Hoppenstedt’e göre Yeşiller, seçimler öncesinde Müslümanlarla ilgili bir önergeyi sunma cesareti gösterememişti.

Bunun hemen ardından Hoppenstedt, Almanya’daki klasik bir tartışma refleksini ortaya koydu. Ona göre Federal Mecliste Müslümanlardan bahsedildiğinde İslamcılığın da mutlaka gündeme getirilmesi gerekiyordu. Yine aynı iddiaya göre Almanya’daki Müslüman toplumun büyük çoğunluğu barışçıl olsa da özellikle gençler arasında sözde İslamcılığa kayış söz konusuydu.

Bu yaklaşım, Almanya’daki İslam tartışmasının temel kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Zira Müslümanların gündelik yaşamı, vatandaşlık hakları ve kurumsal temsili gibi meseleler, çoğu zaman İslamcılık sosuna bulanmış güvenlik eksenli tartışmaların gölgesinde kalıyor.

Bu eğilim, aşırı sağ parti AfD’den milletvekili Dr. Gottfried Curio’nun konuşmasında ise en uç noktasına ulaştı. Curio, önergeyi sadece eleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Müslüman varlığını doğrudan kriminalize eden bir söylemi Federal Meclis kürsüsüne taşıdı. Aşırı sağcı vekile göre “İslam karşıtlığıyla mücadele” başlığı altında yapılan her şey, aslında “İslam’a yönelik meşru eleştiriyi bastırma” çabasıydı. Curio daha da ileriye gidip şöyle dedi: “Bayanlar baylar, Batı medeniyetinin çöküşü, Halifelikle değil, yanlış hoşgörüyle olacak. İslamcı bir partiyle değil, Yeşiller’le olacak. Sol çoğunlukla değil, ‘Güvenlik Duvarı’ (Brandmauer) ile olacak.”

Bu skandal sözlerin hemen ardından Curio, iktidardaki Hristiyan Demokrat Birliği’ni (CDU) “İslamcılara boyun eğmek, paralel toplumları tolere etmek, sol-yeşil ‘yerli düşmanı’ olan bir siyasetin kapı açıcısı olmak” ile suçladı. Curio, Almanya’da işlenen suçların büyük çoğunluğunu Müslümanlarla ilişkilendirdi, Müslüman gençlerin İslamcılığı cazibeli bulduğunu öne sürdü, arada ülkeye “mültecileri soktuğu için” Merkel’e bir teşekkür de eklemeyi unutmadı.

Buna ek olarak Müslümanların yaşadığı ayrımcılığı “kendine has bir kurban statüsü icat etmek” olarak çerçeveledi. Bu söylem, Almanya’da son yıllarda sıkça karşılaşılan, Müslümanların karşılaştığı ırkçı vakaların dile getirilmesini, kurban rolüne bürünüp bir avantaj devşirme olarak gören patolojik bir bakışın da devamıydı.

Ancak Curio’nun konuşması bununla sınırlı kalmadı. Yeşiller’in önergesinde devlet dairelerindeki başörtüsü yasaklarının kaldırılması savunulurken Curio, “Demek ki Müslümanlar ancak devlet kurumlarında da kendi evlerinde olduğu gibi özgürlük karşıtı bir ortam olduğunda bu kurumlara güven duyabiliyorlar.” sözleriyle Müslümanları hedef aldı.

Federal Meclis tartışması da bu noktada artık politika üretmekten tamamen uzaklaşarak kimlik temelli bir karşıtlığa dönüştü.

Federal Meclis Oturumundaki “Irkçılık” Tartışması

Curio’nun konuşmasına tepki SPD’li Hakan Demir’den geldi. Demir, bu konuşmayı Federal Mecliste dinlediği “en ırkçı konuşma” olarak nitelendirdi. Ona göre bir topluluğu toptan kriminaliteyle ilişkilendirmek açıkça ırkçılıktı. Bu müdahale, tartışmanın başka bir boyutunu da hatırlamamıza yardımcı oluyor. Zira Almanya’da İslam tartışması çoğu zaman yalnızca Müslümanlara dair değil, aynı zamanda ırkçılığın sınırları hakkında da bir mücadele alanı hâline gelmiş durumda.

Demir’in ardından Sol Parti Milletvekili Ferat Koçak ise tartışmayı daha da somut bir düzleme taşıdı. Koçak, Almanya’da camilerin tehdit mektupları aldığını hatırlatarak AfD’ye değil, CDU-SPD hükûmetine eleştiriler yöneltti ve şöyle dedi: “Saygı, bu hükûmet [CDU/CSU-SPD] için yabancı bir kelime.”

Tartışmanın en dikkat çekici kırılma noktalarından biri ise CDU’lu Caroline Bosbach’ın konuşmasıydı. Bosbach, Yeşiller’in önergesini eleştirirken, tartışmayı doğrudan bir dinler arası karşıtlık eksenine taşıdı. Bosbach, Almanya’da Müslümanların zaten yeterince temsil edildiğini savundu. Ona göre Almanya’da asıl Hristiyan cemaatler mağduriyetlerle karşı karşıyaydı. Bosbach Hristiyanlık ile İslam arasında açık bir karşılaştırma yaparak şu soruyu yöneltti: “Dünyadaki Müslüman ülkelerden en az birinde bile Hristiyanların, Almanya’daki Müslümanların sahip olduğu özgürlüklere az da olsa sahip olabilmesini isterdim.”

Bu ifade, tartışmayı Almanya’daki Müslümanların haklarından çıkarıp küresel bir dinler karşılaştırmasına taşıdı. Böylece mesele, “Almanya’daki eşit katılım” sorusundan uzaklaşıp “medeniyetler arası karşılaştırma” zeminine kaydı. Federal Mecliste iktidarın büyük ortağı olan bir partinin Müslüman-Hristiyan kutbu oluşturmasının, Almanya’da İslam tartışmanın neden çözüm üretmekten uzakta olduğunu anlamak açısından oldukça kritik olduğunu ekleyelim.

Yeşiller’in Önergesi Gerçekten İyi Niyetli mi?

Yeşiller’in sunduğu önergeyi, sadece doğurduğu tartışmaya odaklanarak ele almak çok isabetli olmaz. Bu önerge içerik olarak birçok açıdan dikkat çekici ve sahici bir tartışmayı hak ediyor. Devlet ile Müslüman cemaatler arasında kurumsal iş birliğinin güçlendirilmesi, İslam Konferansı’nın reforme edilmesi, Müslüman sivil toplumun desteklenmesi ve başörtüsü yasaklarının kaldırılması gibi talepler, uzun süredir dile getirilen yapısal sorunlara işaret ediyor.

Ancak önergenin zamanlaması ve tonu, bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Yeşiller’in bu talepleri, önceki üç partili koalisyonda (Trafik Lambası Koalisyonu) hükûmet ortağı oldukları dönemde değil de muhalefetteyken gündeme getirmesi, önergenin siyasi motivasyonunu tartışmalı hâle getiriyor.

Dahası, önergenin “ilerici Müslüman cemaatleri” özellikle vurgulaması, Almanya’daki Müslüman temsil tartışmasının bir başka boyutunu daha açığa çıkarıyor. Müslümanlardan bazılarının meşru temsilci olarak görüldüğü, diğerlerinin ise devletle iş birliğinden uzaklaştırılması gereken “tehlikeli” aktörler olarak görüldüğü bir söylemin kendisi, bu kutuplaştırmayı doğrudan üretirken çözümün nasıl parçası olabilir?

Bu soru, Almanya’daki İslam tartışmasının en hassas noktalarından biri. Zira “kabul edilebilir Müslümanlık” ile “sorunlu Müslümanlık” arasında kurulan ayrım, devletin ve siyasetin müdahil olduğu bir alan yaratıyor. Almanya’daki Müslümanlar nüfusun yaklaşık yüzde 6,7’sine tekabül ediyor. Bu kitlenin önemli bir kısmı artık üçüncü nesil Almanya doğumlu bireylerden, yine çok önemli bir kısmı ise Türkiye kökenlilerden oluşuyor. Alman Federal Meclisi’nde bile Müslümanların hâlâ bu ülkenin tabii birer parçaları olarak görülmemesi, dinî bayramların resmî tatil olması ya da kamu tüzel kişiliğine sahip dinî cemaat olarak tanınma gibi meselelerin sembolik düzeyde kalmaya mahkûm olacağını gösteriyor.

Yine de önergeyi veren ve büyük ihtimalle de önergenin ana mimarlarından olan Lamya Kaddor’un yaklaşımını takdir etmekte fayda var. Kaddor, “Bugün bu ülkedeki 6 milyon Müslüman hakkında konuşmak istiyoruz. İslamcılık ya da göç hakkında değil.” derken, Müslümanların sürekli olarak göç, güvenlik ya da radikalleşme gibi başka tartışmaların içine çekildiğini ve kendi başlarına toplumsal gerçeklik olarak ele alınmadığını vurguladı. Yine Kaddor, Müslümanların, kendileri hakkındaki çarpık imgelerden ve algılardan oldukça yorulduğunu da ekledi.

Almanya’daki İslam tartışmasının belki de en temel sorunu, gerçeklik ile algı arasındaki bu kopukluk. Federal Meclisteki İslam tartışmasının da gösterdiği üzere bu kopukluğun bazı nedenleri var: Güvenlikleşme, kutuplaşma ve sembolizm. Almanya’da Müslümanlarla ilgili en temel sosyal ve hukuki meseleler, hızla “İslamcılık” ve radikalizm tartışmasına, oradan da güvenlik eksenine dönüşüyor. Bu tartışma, politika üretmek yerine kimlikler arası karşıtlık üzerinden cereyan ediyor. Son olarak da genelde İslam ve Müslümanlarla ilgili tartışmada somut çözümler yerine sembolik, retorik bir çerçeve öne çıkıyor.

Neticede Müslümanların eşit katılımı meselesi, çözüm sunmayan, daha fazla gerilim ve bölünme üreten bir tartışma döngüsünde, hâlâ ideolojik bir mücadele alanı olarak var olmaya devam ediyor. Bu bağlamda belirleyici olan, önergenin teknik içeriğinden ziyade onun etrafında şekillenen siyasi atmosfer ve kullanılan retorik. Geldiğimiz noktada Müslümanlarla ilgili kültürel uyum, güvenlik ve “toplumsal tehdit” çerçevesine sıkışmış durumdayız.

Bu tartışmadan birkaç gün sonra Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in (CDU) kadınlara yönelik şiddetin çok büyük bir kısmının Almanya’ya gelen göçmenler tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmesini, Yeşiller’in de “İslam’da problemli kadın algısına dair sessiz kaldığını” öne sürmesini birbirinin devamı olan iki tutum olarak görebiliriz.

Almanya’da İslam tartışması devam edecek. Ama asıl soru şu: Bu tartışma bir gün gerçekten ilerleyecek mi, yoksa her seferinde aynı dejavunun içinde mi kalacağız? Federal Meclisteki mevcut aritmetik, Almanya’da aşırı sağa karşı de facto yıkılmış olan Brandmauer ve 2026’nın ülke için seçimlerle karakterize oluşunu düşünecek olursak, optimist olmak için yeteri kadar nedenin olmadığını da söyleyebiliriz.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler