Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde’ın görev süresinin dolmasına dokuz ay kala istifa edeceğini açıklaması, Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gündemine oturdu. Lagarde, 7 Şubat 2027’de görevinden ayrılacağını duyururken kararını “ifade özgürlüğünü yeniden kazanma” isteğiyle gerekçelendirdi. Lagarde’ın başkanlıktan ayrılış tarihi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kendi görev süresi bitmeden yeni AMB başkanının belirlenmesine katılabilmesinin de önünü açıyor. Böylece Fransa’da seçimleri kazanacak yeni cumhurbaşkanının söz sahibi olması beklenen bir atama, seçimlerden önce tamamlanabilecek.

Lagarde’ın kararı, bir yandan aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ile sol çizgideki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partilerinin tepkisini çekerken diğer yandan merkez siyasette yeni bir adaylık tartışması başlattı. Nicolas Sarkozy döneminde Ekonomi Bakanlığı, ardından Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürlüğü yapan 70 yaşındaki Lagarde’ın adı, merkez ve merkez sağın 2027 seçimlerindeki olası adayları arasında da anılmaya başladı.

Peki Lagarde gerçekten Fransa siyasetine mi dönüyor? Ayrılık takvimi neden bu kadar tartışılıyor? Avrupa Merkez Bankasında başlayan değişim, Fransa’nın siyasi geleceği açısından ne anlama geliyor?

Artık Tarafsız Kalamam”: Christine Lagarde Neden Ayrılıyor?

Christine Lagarde, 29 Ekim’de yaptığı resmî açıklamayla, Ekim 2027 sonunda tamamlanması gereken sekiz yıllık görev süresini erken bitireceğini duyurdu. Aynı gün düzenlediği basın toplantısında ise gerekçesini alışılmadık bir açıklıkla ortaya koydu: “Konuşma özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve para politikasıyla ilgili olmayan konularda tavır alma özgürlüğüne sahip olmak istiyorum.”

Lagarde, hakikatin yanlış bilgilerle çarpıtıldığını gördüğünü belirterek artık tarafsız kalamayacağını söyledi. Avrupa Merkez Bankası Başkanlığının kendisine yüklediği tarafsızlık yükümlülüğünün, savunmak istediği ilkeler konusunda konuşmasını engellediğini anlattı.

Bu açıklamanın hangi siyasi hedefe işaret ettiği ise tartışma konusu. Lagarde, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmayacağını daha önce defalarca söylemişti. Ancak seçim kampanyasında Avrupa yanlısı bir ses olarak yer almak istediğini de gizlemiyor: Temmuz 2026’da Euronews‘a verdiği röportajda, herhangi bir göreve aday olmadığını belirtirken Avrupa’nın korunması gerektiğini vurgulamıştı. Fransa’nın Avrupa bütünleşmesi içindeki konumunun zayıflatılmasına karşı çıkacağını ifade etmişti.

Lagarde’ın adı ayrıca, kurucusu Klaus Schwab’ın ayrılmasının ardından yönetimi yeniden şekillenen Davos Dünya Ekonomik Forumu Başkanlığı için de geçiyor. Reuters‘ın 15 Ekim’de yayımladığı habere göre kurumun yönetimine yakın kaynaklar, Lagarde’ın kasım ayında başkanlığa getirilebileceğini belirtti. Hâlihazırda Davos’un yönetim kurulunda bulunan Lagarde’ın bu görevi üstlenmesi, uluslararası ekonomi ve siyaset çevrelerindeki etkinliğini sürdürmesine olanak tanıyacak. Üstelik Davos’ta görev üstlenmesi, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına ilişkin görüşlerini açıklamasına da engel değil.

AMB’deki Lagarde Döneminin Ekonomik Bilançosu

Christine Lagarde, Kasım 2019’da Mario Draghi’nin yerine AMB Başkanı olduğunda merkez bankacılığı geçmişi bulunmaması nedeniyle eleştiriliyordu. Göreve başlamasından yalnızca birkaç ay sonra da Covid-19 pandemisi, Avro Bölgesi ekonomisini büyük bir krizle karşı karşıya bıraktı.

AMB, Mart 2020’de finans piyasalarını istikrara kavuşturmak amacıyla Pandemi Acil Varlık Alım Programı’nı başlattı. Toplam kapasitesi 1,85 trilyon avroya ulaşan program, devlet ve şirket tahvillerinin satın alınması yoluyla borçlanma maliyetlerini sınırlandırmayı amaçlıyordu. Özellikle yüksek kamu borcuna sahip ülkeler için bu müdahale önemliydi.

Ancak pandemi sonrasında yükselen enerji fiyatları ve Ukrayna savaşıyla birlikte AMB’nin öncelikleri değişti. Avro Bölgesi’nde enflasyonun hızlanması üzerine Temmuz 2022’de başlayan faiz artırımları, Eylül 2023’te mevduat faizinin yüzde 4’e ulaşmasıyla sonuçlandı.

Lagarde, böylece pandemi dönemindeki genişlemeci para politikasından sert bir parasal sıkılaşmaya geçti. Faiz artırımları enflasyonu kontrol altına almayı hedeflerken hanehalkları ve işletmeler için kredi maliyetlerini yükseltti. Enflasyondaki gerilemenin ardından Haziran 2024’te faiz indirimleri başladı.

2026’da ise Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarını yeniden artırmasıyla AMB bir kez daha faiz yükseltme yoluna gitti. Eylül ayında yüzde 3,8’e ulaşan enflasyona rağmen banka, 29 Ekim toplantısında mevduat faizini yüzde 2,5 seviyesinde sabit tuttu. Lagarde döneminde ayrıca iklim değişikliğinin finansal riskleri para politikası çerçevesine dâhil edildi ve dijital avro çalışmaları ilerletildi.

Peki yedi yıllık başkanlığının bilançosu ne? L’Opinion‘un görüştüğü ekonomistlere göre Lagarde’ın belirgin başarısı, AMB Yönetim Konseyinde farklı görüşleri uzlaştırabilmesi ve üst üste gelen krizleri yönetmesiydi. Buna karşılık Lagarde, yenilikçi para politikası araçları geliştirmekten ziyade kurumun sürekliliğini koruyan bir başkan olarak değerlendiriliyor.

Nisan 2027’de Görev Süresi Bitecek Macron’un Atama Hamlesi

Lagarde’ın istifasını siyasi bakımdan tartışmalı hâle getiren asıl unsur takvim. Normal koşullarda Ekim 2027’de gerçekleşecek başkan değişimi, Fransa’nın yeni cumhurbaşkanının göreve başlamasından sonraya denk gelecekti. Ancak Lagarde’ın şubatta ayrılmasıyla Emmanuel Macron, sonraki AMB başkanının belirlenmesi sürecine doğrudan katılabilecek.

Bu ayrıntı, Fransa’daki siyasi dengeler düşünüldüğünde önem taşıyor. Macron, anayasal sınır nedeniyle 2027’de yeniden aday olamıyor. Ulusal Birlik ile LFI’nin güç kazandığı seçim yarışında, Avrupa bütünleşmesine eleştirel yaklaşan bir cumhurbaşkanının göreve gelmesi ihtimali ise AB başkentlerinde yakından izleniyor.

Erken ayrılık Avrupa liderlerinin yeni başkanı Fransa seçimlerinden önce belirlemesine olanak sağlıyor. Böylece Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa’daki olası iktidar değişimini beklemeden AMB’nin gelecekteki yönetimi üzerinde uzlaşabilecek. Bu takvim, RN ve LFI tarafından bir siyasi manevra olarak değerlendiriliyor.

LFI lideri Jean-Luc Mélenchon, Lagarde’ın istifasıyla Macron’un yeni atamayı müzakere edebileceğini belirterek karara tepki gösterdi. Meclis Maliye Komisyonu Başkanı Éric Coquerel ise daha ileri giderek Macron’un para politikasını kendi iktidarı sonrasında da kontrol altında tutmak ve kendisinden sonra geleceklerin hareket alanını daraltmak istediğini savundu.

RN milletvekili Jean-Philippe Tanguy de Macron’un AMB yönetimini kendi siyasi çizgisine yakın isimlerle şekillendirmek istediğini ileri sürdü. LCP‘nin aktardığı bu açıklamalar, ideolojik olarak farklı konumlardaki RN ile LFI’nin atama takvimine yönelik benzer itirazlarda bulunduğunu gösteriyor.

Muhalefetin eleştirileri, AMB’nin siyasi bağımsızlığı tartışmasını da gündeme taşıdı. Lagarde’ın yerine geçecek başkan, sekiz yıllık ve yenilenemeyen bir görev süresi için atanacak. Dolayısıyla 2027 seçimleri öncesinde yapılacak tercih, Fransa’nın gelecek cumhurbaşkanının görev süresinin ötesine uzanan sonuçlar doğuracak.

Lagarde’ın Halefini Seçmek İçin Süreç Başladı

Bununla birlikte yeni başkanın belirlenmesi yalnızca Macron’un yetkisinde değil. AB antlaşmalarına göre atama, Avro Bölgesi ülkelerinin katıldığı Avrupa Konseyinde güçlendirilmiş nitelikli çoğunlukla gerçekleştiriliyor. Avrupa Parlamentosu ve AMB Yönetim Konseyinin görüşleri de alınıyor.

Atama mücadelesinde Hollanda Merkez Bankasının eski başkanı Klaas Knot ile Uluslararası Ödemeler Bankasının Genel Müdürü, eski İspanya Merkez Bankası Başkanı Pablo Hernández de Cos öne çıkıyor. Üstelik başekonomist Philip Lane ile İcra Kurulu üyesi Isabel Schnabel’in ayrılacak olması, üç üst düzey pozisyonun birlikte müzakere edilmesine olanak tanıyor.

Brüksel’deki atama süreci de hızla ilerliyor. Financial Times‘ın haberine göre Eurogroup Başkanı ve Yunanistan Maliye Bakanı Kyriakos Pierrakakis, avro kullanan 21 ülkenin hükûmetlerinden başkan adaylarını 6 Kasım Cuma gününe kadar bildirmelerini istedi. Ülkelerin maliye bakanları, 9 Kasım’daki toplantılarında adayları ilk kez değerlendirecek.

Avrupa liderlerinin yalnızca Lagarde’ın halefini değil, AMB İcra Kurulunda boşalacak diğer iki koltuğu da kapsayan atama paketini yıl sonundan önce sonuçlandırması bekleniyor. Bu takvim, yeni yönetimin Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden aylar önce şekillenebileceğini gösteriyor.

Merkez Siyasetin Yeni Adayı mı, Édouard Philippe’in Destekçisi mi?

Lagarde’ın ayrılışının Fransa siyasetindeki ikinci etkisi, merkez blokta yeni bir cumhurbaşkanı adaylığı tartışmasını başlatması oldu. Macron’un eski başbakanları Édouard Philippe ve Gabriel Attal, merkez ve merkez sağ seçmenlerin desteğini kazanmak için rekabet ediyor. Ancak iki isim arasında ortak aday çıkarılması konusunda uzlaşma sağlanamıyor.

Attal’ın önerdiği geniş kapsamlı önseçim, Philippe tarafından reddediliyor. Adalet Bakanı Gérald Darmanin de 3 Kasım’da Philippe’in arkasında birleşilmesi çağrısında bulundu. Merkez bloktaki bu bölünme, Lagarde’ın adını yeniden gündeme taşıdı.

Eski Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, Lagarde’ın cumhurbaşkanlığına aday olması ihtimalini memnuniyetle karşıladığını açıkladı. LCI’deki değerlendirmesinde, Lagarde’ın cumhurbaşkanlığı görevini üstlenebilecek nitelikteki az sayıdaki isimden biri olduğunu söyledi.

Macron cephesindeki partilerden Avrupa Parlamentosu milletvekili Bernard Guetta da Lagarde’ın adaylığına ilişkin soruların arttığını belirterek merkez siyasetteki boşluğa dikkat çekti. Ancak merkez blok içinde herkes Lagarde’ın adaylığını istemiyor. Édouard Philippe’in sözcülerinden Nathalie Loiseau, Lagarde’ın cumhurbaşkanı adayı olmaktan ziyade Philippe’i destekleyeceğini düşünüyor. Gabriel Attal ise Lagarde’ın merkez blok önseçimine katılması ihtimalini dışlamıyor.

Lagarde’ın siyasete dönmesinin önünde engeller de bulunuyor. 2008’de Paris’teki yerel seçimlerde başarısız olmuştu. Fransa’da uluslararası finans çevrelerinin temsilcisi olarak görülmesi ve 2016’daki Bernard Tapie davasında ihmalden suçlu bulunması, siyasi geçmişinin tartışmalı yönleri arasında.

Bununla birlikte Lagarde’ın Avrupa yanlısı konumu belirgin. RN ve LFI’nin AB politikalarına yönelik eleştirilerine karşı çıkıyor. Mélenchon’un kamu borçlarının silinmesi önerisini de AB antlaşmalarına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.

Dolayısıyla Lagarde’ın cumhurbaşkanlığına aday olmasa bile seçim kampanyasına müdahil olması, merkez blok açısından önem taşıyor. Bir adaya açık destek verebilir veya Avrupa bütünleşmesi, ekonomik egemenlik ve kamu borcu gibi konularda adayların programlarını eleştirebilir.

Müstakbel AMB Başkanının Önündeki Ekonomik ve Siyasi Sınav

Lagarde’ın ayrılığı, Avrupa Merkez Bankasının yüksek enflasyon ve artan kamu borcu baskısıyla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Özellikle Fransa’nın mali durumu kaygı yaratıyor. Ülkenin 10 yıllık devlet tahvili faizi ekim ayında yüzde 5’i aşarken Almanya ile arasındaki faiz farkı yaklaşık 180 baz puana yükseldi. Bu gelişme, Avro Bölgesi’nde borçlanma maliyetlerinin ülkeler arasında giderek ayrışması riskini gündeme getiriyor.

AMB’nin 2022’de oluşturduğu Aktarım Koruma Aracı (TPI), gerekçesiz ve düzensiz piyasa hareketlerine karşı devlet tahvili alımlarına imkân tanıyor. Ancak Lagarde, 29 Ekim’de Fransa’ya yönelik yakın zamanda bir müdahale yapılacağına ilişkin işaret vermedi.

Yeni başkan, bir yandan enflasyonu kontrol altına almaya çalışırken diğer yandan yüksek borçlanma maliyetlerinin Avro Bölgesi’nin finansal istikrarını tehdit etmesini önlemek zorunda kalacak.

Öte yandan yeni yönetimin belirlenmesindeki siyasi pazarlık, merkez bankasının bağımsızlığına ilişkin tartışmaları da canlı tutuyor.

Christine Lagarde’ın erken ayrılışı böylece Fransa ve Avrupa siyasetini birbirine bağlayan iki ayrı sürecin başlangıcına dönüştü. Frankfurt’ta yeni bir merkez bankası yönetimi şekillenirken Paris’te Lagarde’ın seçim kampanyasında üstleneceği rol tartışılıyor. Macron’un görev süresi dolmadan AMB başkanının belirlenmesi ise bu iki süreci birleştiren en önemli siyasi gelişme olarak öne çıkıyor. (P)