Dosya: "Makbul İmam" Arayışı İmamlara Dair Tartışma Ön Yargılardan Arınmalı

"Makbul İmam" Arayışı

Yurt dışından gelen imamlara dair tartışma popülist söylemlere kurban gidemeyecek kadar çeşitli boyutlara sahip. “İslam korkusu” siyasetçiler tarafından altın yumurtlayan tavuk olarak görüldüğü sürece bu karmaşık boyutların etkin bir şekilde ele alınamayacağı açık.

Houssam Hamade 1 Haziran 2016

Almanya’da son zamanlarda başta Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) olmak üzere birçok siyasetçi “ithal imam”ların yasaklanmasını ve imamların Alman üniversitelerinde eğitilmesini talep ediyor. AfD konuyu seçim programı kapsamında da ele aldı. Meseleye üstünkörü bakan bir kişi bu taleplere hak verebilir. Bu taleplerle “özgürlükçü demokratik anayasal düzene ters bir İslam dinî anlayışı”nın istenmediği vurgulanıyor. Fakat bu talep sadece tüm dünya görüşlerini ve dinî uygulamalarını kapsarsa mantıklı bulunabilir. Ciddiye alınan ve toplumun merkezine ulaşabilen bir parti olmak için AfD liderleri şu sıralar kullandıkları kelimeleri özenle seçseler de İslam’a karşı duyulan korku AfD’nin temel konuları arasında yerini koruyor. Ne de olsa bu konu yüksek oranda kâr vaat eden bir konu.

Bertelsmann Vakfı’nın bir araştırmasına göre Almanların yüzde 57’si İslam’a karşı korku duyuyor. Dolayısıyla AfD ve diğer partiler için “İslam korkusu” adlı altın yumurtlayan tavuğun yumurtalarını toplamak oldukça “zekice” bir hamle. Parti programında her ne kadar “çoğu” Müslüman’ın “yasalara sadık ve uyum sağlamış” oldukları vurgulansa ve başka bir bölümde de İslam’ın farklı yorumlarının bulunduğundan bahsedilse de AfD’nin taleplerinin geri kalanı tarafsız bir durum analizinden ziyade ön yargı yüklü ve son derece tehlikeli eksik bilgilerle dolu. Şayet İslam’ın farklı yorumlarını ayırt etme konusunda ciddi olsaydı Parti kendi programının 7.6 numaralı maddesinde “İslam” ile özgürlükçü demokratik anayasal düzen arasında bir gerilim durumundan bahsetmezdi. Ayrıca “İslam’ın” Almanya’ya ait olmadığı (7.6.1) ileri sürülmez, minarelerin İslam’ın egemenlik sembolü olduğu ve ezanlar ile “Müslümanların Allah’ından başka Tanrı’nın olmadığının söylendiği”ne dair (7.6.3) ifadeler de vurgulanmazdı. Bu ifadeler kahvehane ortamında yapılan muhabbetler seviyesinde.

AfD Seçmeni “Müslüman”lardan Daha “Tehlikeli”

Mayıs ayında Almanya’nın Thüringen eyaletinin AfD Grup Başkanı Björn Höcke’nin planlanmış bir cami inşasını “uzun vadeli ülke istilası projesinin bir parçası” olarak değerlendirmesi dikkat çekti.

Bu bağlamda İslam’ın bazı yanlış yorumlarının demokrasiye aykırı ve agresif olup olmadığı değil, “İslam’ın” bir bütün olarak faşist yapıda olduğu ve dünyayı fethetme arzusu barındırdığı söz konusu edilmektedir. AfD’nin birtakım “iyi Müslümanlar” ile “özünde kötü İslam” arasındaki ayrımı “İslam eleştirmeni” Hamed Abdel-Samad’ın argümanlarına dayanmaktadır. Abdel-Samad yetersiz yöntemler ile İslam’ın faşist eğilime sahip olduğunu iddia edip tüm Müslümanların faşist olmadığını söyler. Bu mantığa göre “iyi Müslümanlar” da “iyi Naziler” gibi ender bulunan bir grup olarak betimlenmektedir.

Almanya’da dört milyon Müslüman var ve bunlardan sadece 200’ü şiddet eğilimli Selefist gruplara mensup. Dolayısıyla istatistiksel bakımdan doğasında faşizm olan bir İslam’a dair her sav tutarsız. Ayrıca Saksonya eyaletindeki AfD seçmenlerinin demokrasiye karşı yaklaşımları ile Müslümanlarınki kıyaslandığında daha vahim bir sonuç ortaya çıkıyor. Forsa araştırmasına göre AfD seçmenlerinin yüzde 28’i demokrasi fikrini başarısız ve hatta kötü bulurken en dindar Müslümanların bile yüzde 90’ı demokrasiyi iyi bir idare sistemi olarak kabul ediyorlar. Böylece AfD’nin “hümanist değerlere” vurgu yapmasının aslında sadece kendi görüşlerini desteklemek için kullanıldığını ve İslam’ı bir projeksiyon alanı olarak kullanıp ötekileştirmekten başka bir amacının olmadığı da ortaya çıkıyor.

İmamlara dair taleplere benzeyen diğer popülist açıklamalar da toplumu kutuplaştırıyor ve iki farklı sorun üretiyor. Bir taraftan bu tür yaklaşımların entegrasyonu engellediği açık. Araştırmalara göre Fransa’da Müslüman göçmenlerin dışlanması onların entegrasyonu reddetmeleriyle bir kısır döngü oluşturmuş durumda. Benzer tespitler iletişim için de geçerli; tek taraflılık muhatapta da tek taraflı reaksiyoner düşünceleri tetikliyor. Bu tepkimenin önüne geçilmesi gerek.

Türkiye’den Gelen İmamlar

Din sosyoloğu Rauf Ceylan Almanya’da imamlar konusunu ele aldı. Ceylan imamların ezici bir çoğunluğunun demokrasiden yana olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla imamlar, Türkiye’den gelen imamlar da dâhil olmak üzere daha ziyade aşırıcılığa karşı bir güç oluşturuyorlar. Buna karşın dil yetersizliği ve Almanya’daki yaşama dair bilgi eksiklikleri bir sorun teşkil ediyor. Bu husustaki yeterliliklerinin yüksek olması durumunda imamlar uyuma yardımcı olarak daha iyi bir görev üstlenebilirler. Diğer açıdan yurt dışından gelen imamların Almanya’daki gençlerin yaşam gerçeklerinden uzak olması gençler arasında Selefist çevrelerin rağbet görmesine de yol açabilir.

Sonuç olarak ortada AfD’nin açıklamalarının ve “merkez partileri” siyasetçilerinin öne sürdüklerinden daha karmaşık bir durum söz konusu ve aslında bu ifadeleri kullananların da bunun farkında olmaları gerek. Fakat bunun yerine diğer siyasi aktörler de İslam korkusu isimli altın yumurtlayan tavuğun yumurtalarından nemalanmaya çalışıyorlar. Yasal olarak din özgürlüğüne ve eşitlik ilkesine aykırı olmasından dolayı mümkün olmadığı hâlde CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer camilerin ve ana okullarının yurt dışından finanse edilmesini başka hangi sebepten dolayı yasaklamak istesin ki? Bu ifadelerin çoğunluğunun “Müslümanları” homojen bir kitle olarak eskimiş ve kötü geleneklere inatla tutunan bir grup gibi göstermesi daha da dikkat çekici. Oysa Almanya’daki “Müslümanlar” son derece heterojen bir yapıya sahipler.

Bazıları ise “ithal imamların” iyi bir uygulama olduğunu düşünüyor. Gazeteci Claudia Keller’in tespit ettiği gibi bilhassa gençler olmak üzere çoğu Müslüman Almanya’da büyüyüp eğitim gören imamlara dair talepleri zaten “açıkça destekliyorlar.” Büyük İslami cemaatler zaten prensipte “iş birliğine hazırlar.” Alman İçişleri Bakanlığı sözcüsünün de açıklamasına göre Almanya’daki imamların büyük bir kısmını görevlendiren DİTİB “Alman İslam Konferansı dâhilinde devamlı ve yapıcı” olarak çalışıyor.

Dolayısıyla asıl sorun daha ziyade yapısal. Zira imam eğitimi masraflı ve uzun vadeli bir girişim. Almanya’da kilise vergisine benzer bir vergiye sahip olmayan Müslüman cemaatlerin imamların masraflarını kendi başlarına karşılamaları son derece güç. Cami cemiyetlerinin Devlet Kilise Hukuku kapsamında diğer dinî cemaatlerle eşit konuma getirilmeleri bu sebepten mantıklı görünüyor. Bir başka ihtimal de imamların kalma sürelerine dair anlaşmanın yeniden görüşülerek daha uzun süre kalmalarını, Almancayı ve Almanya’daki yaşamı öğrenebilmelerini sağlamak. Fakat yanlış atılan her adım din özgürlüğüne ve dinlerin eşitliğine dair paternalist bir girişim teşkil ediyor.

Fotoğraf:©Flickr.com/ Metropolico.org

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar