Anna ve Maria da Trump’ı Boykot Ediyor
Kuzey Avrupa’da Amerikan ürünlerine karşı soğuk rüzgarlar esiyor. İsveç’te fıstık ezmesi almak bile politik bir tercih hâline gelmiş durumda. Tüketim alışkanlıklarının sessiz ama kararlı bir direnişe dönüştüğü marketlerde artık sadece fiyat değil, duruş da tartılıyor.
İsveç’ten arkadaşlarımla WhatsApp grubunda havadan sudan konuşurken, tesadüfen Amerikan ürünlerini boykot ettiklerini öğreniyorum. Nedeni sorduğumda ise arkadaşım Anna, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın diğer ülkelere yönelik politikalarını gerekçe göstererek tepki verdiklerini belirtiyor.
Konu giderek genişliyor. Yapılan değerlendirmelerde, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın sergilediği tutumlar ve aldığı kararların, kamuoyunun bir kesiminde ciddi bir tepki yarattığı görülüyor. Tartışmalar derinleştikçe öne çıkan temel itirazlardan biri şu soruda somutlaşıyor: Tek bir siyasi aktörün, kişisel tercihleri doğrultusunda aldığı kararlarla küresel piyasaları sarsabilmesi nasıl mümkün oluyor? Trump’ın açıklama ve hamlelerinin dünya borsaları üzerinde ani etkiler yaratması, küresel dengeleri kırılgan hâle getirirken, geniş kitlelerde de ekonomik ve siyasi belirsizlik endişesini artırıyor.
Aktivizmin Türlü Türlü Şekilleri
Belki de Trump, birçok apolitik insanı – ya da en azından kendilerini öyle tanımlayan kişileri – politik davranmaya iten bir figür hâline gelmiş durumda. Makro düzeyde yaşananlara, mikro düzeyde verilen tepkiler.
Bu aktivizm biçimi aslında yeni bir fenomen değil: Örneğin 1791’de İngiltere Parlamentosu köleliği kaldırmayı reddedince, halk köle emeğiyle üretilen şekeri boykot etmeye başladı. Binlerce broşürle desteklenen bu çağrı sonucunda şeker satışları ciddi şekilde düştü ve buna karşılık, kölelikle ilgisi olmayan Hint şekeri satışları katlanarak arttı. Bunun sonucunda bazı işyerleri yalnızca özgür insanların ürettiği şekeri satmaya geçti.
Belki de en bilinen boykotlardan biri, Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı yapılan boykottu. Irkçılık ve şiddeti protesto eden bu kampanya, önce meyve ve sebzeleri hedef aldı ve sonrasında birtakım şirketler Güney Afrika ürünlerini raflardan kaldırdı. Boykot, 35 yıl boyunca apartheid karşıtı mücadelenin temel taşlarından biri oldu ve rejim 1994’te sona erdi.[1]
Tarihteki en yakın örnek ise, Gazze’de yaşanan insanlık dramına destek veren şirketlere karşı başlatılan ve hâlâ devam eden küresel boykot. Soykırım vahşetini yalnızca izlemek zorunda kalmanın getirdiği derin utanç ve çaresizlik, insanları bu zulme ortak olan ürünleri almayarak seslerini duyurmaya yöneltiyor. Bu noktada tüketim tercihleri, bazıları için yalnızca bir harcama meselesi değil; insanlık onurunu koruma çabasının, “Hiçbir şey yapamasam da bir duruşum olsun” diyebilmenin bir yolu hâline geliyor.
Boykot Gereği Amerikan Ürünlerine Veda
Amerikan ürünleri, boykot çağrıları ve zorlayıcı politikalar etrafında şekillenen tartışmalar üzerine daha fazla veri toplamak amacıyla konuyu araştırmaya başladım. İsveç’in yerel haber sitelerinde yapılan taramalarda karşılaştığım başlıklar ise bu tablo karşısında şaşırtıcı bulunmadı. Örneğin Mart ayında İsveç devlet televizyonu tarafından yapılan anketlere göre İsveçlilerin yüzde 30’u siyasi bir protesto olarak Amerikan menşeli ürünleri satın almaktan vazgeçmiş ve yüzde 40’ı ise benzer bir adımı atmayı düşünüyor.
Bazı yazılar dikkat çekiyor: “Amerikan ürünlerinden nasıl kaçınırsınız ve yerine ne alabilirsiniz?” Bu durum, tüketici tercihlerini yalnızca ihtiyaçlara değil, aynı zamanda değerlere göre şekillendiriyor.
Sosyal medyada da benzer bir eğilim gözlemleniyor. İsveçli kullanıcılar, Amerikan ürünlerine boykot çağrısı yapan içerikleri hızla paylaşıyor. Peki bu dijital hareket, Kuzey Avrupa genelinde güçlenen bir Amerikan karşıtlığının simgesi haline geliyor olabilir mi? Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme yönündeki açıklamaları, Danimarka’da bu duyguların daha yoğun hissedilmesine yol açmış olabilir. Ancak Trump’ın Grönland meselesinin tarih kitaplarında ciddi bir yer edinmesi şu an için düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Belçika ve Hollanda’da küçük çaplı boykot hareketleri başlarken, Fransa’da binlerce üyeye ulaşan Facebook grupları Amerikan markalarına alternatif ürünler sunan platformlara dönüştü.
Uzmanlar, bu hareketlerin yalnızca bir protesto niteliği taşımadığını, aynı zamanda yerel ekonomiyi destekleme ve küresel güç dengesine karşı etik bir duruş sergileme amacı taşıdığını belirtiyor.
Küresel Tepkilerin ve Boykot Hareketlerinin Anlamı
Tekrar tarihe atıfta bulunursak, 1800’lerin ortalarından 1920’lerin başına kadar süren göç dalgasında İsveç’ten yaklaşık 1,2 milyon kişi Kuzey Amerika’ya göç etmişti. O dönemde Kuzey Amerika, daha iyi yaşam koşulları ve iş imkânları sunduğu için İsveçli göçmenler için cazip bir destinasyona dönüşmüştü.
Ancak geçen yüzyılın ardından, bugün İsveç ve genel olarak Avrupa’nın bazı kesimlerinde bu topraklara karşı daha eleştirel bir bakışın hâkim olduğu görülüyor. Ekonomik, politik ve kültürel faktörlerin etkisiyle Amerikan dış politikasına yönelik tepkilerin giderek daha sık dile getirildiği bir dönem yaşanıyor.
Arkadaşım Anna’nın söylediklerine dönelim. Anna, ABD’nin kendi ekonomisini güçlendirmek için her yolu denediğini, fakat dünyanın geri kalanını zerre umursamadığını düşünüyor. “Kurulan sistem büyük ölçüde kendi çıkarlarına hizmet ediyor ve buna karşı herhangi bir tepki verilmezse, hepimiz bundan olumsuz etkilenebiliriz,” diyor Anna.
“Aman Amerika’yı Uzakta Tutalım”
İnsanlar artık tükettikleri ürünlerle sadece günlük ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik güçlerini, değerlerini ve dünya görüşlerini de sergiliyor. Makro düzeyde Trump’ın başlattığı tarifelerle küresel ticaretteki güç mücadeleleri sürerken, mikro düzeyde Amerika’dan gelen fıstık ezmesinden vazgeçilmesi gibi bireysel tercihler, bu büyük resmin bir parçası hâline geliyor. Bu da bugün tanıklık ettiğimiz biçimiyle, devletlerin sınırlarını aşarak bireylerin kendi güçlerini ve seslerini duyurabildikleri bir alan yaratıyor.
Ve ne zaman ki Trump yeniden Beyaz Saray’da görünmeye başladı, ekranlarda yerini aldı; işte o andan itibaren Avrupa toplumlarında o eski “Make America Great Again” (Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım) sloganı, yerini yavaş yavaş şu düşünceye bıraktı: “Amerika’yı Biraz Uzağımızda Tutalım.”
Dipnot
[1] Ethical Consumer- History of Successful Boycotts