Batı Şeria’da Yeni Gözetim Aracı: Yargı Kararı Olmadan Elektronik Takip Cihazı
İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria’da yargı kararı olmaksızın elektronik takip cihazı uygulanmasının önünü açan yeni bir düzenlemeyi hayata geçiriyor. Resmî olarak “güvenlik” ve yerleşimci şiddetini azaltma gerekçesiyle savunulan kararın, geçmiş uygulamalardaki tek taraflılık nedeniyle fiiliyatta Filistinlilere yönelik idari denetimi derinleştireceği yönünde eleştiriler bulunuyor.
İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria’da hareket kısıtlaması bulunan kişiler için elektronik takip cihazlarının kullanımını resmen yetkilendiren yeni bir askerî talimat yayımladı. Ordu tarafından duyurulan düzenleme, herhangi bir suçlama, yargılama ya da mahkûmiyet olmaksızın, idari emirlerle hareketi sınırlandırılan kişilerin elektronik izleme bilekliği takmaya veya taşımaya zorlanabilmesini öngörüyor. Cihaza müdahale edilmesi ya da çıkarılmaya çalışılması ise cezai suç sayılıyor.
İsrail ordusu, uygulamanın “İsrailliler ve Filistinliler için eşit şekilde” hayata geçirileceğini savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri ve hukukçulara göre bu iddia, Batı Şeria’daki askerî-idari rejimin fiilî işleyişi dikkate alındığında ciddi biçimde tartışmalı.
Elektronik Takip Cihazı Yasasının Gerekçesi: “Yerleşimci Şiddetiyle Mücadele”
İsrail ordusu ve iç güvenlik servisi Shin Bet, kararın Batı Şeria’da son dönemde artan İsrailli yerleşimci saldırılarına yanıt olarak alındığını açıkladı. İsrail basınına göre, karar doğrudan Shin Bet Başkanı David Zini’nin talebi üzerine gündeme geldi. Kasım 2025’te Zini, elektronik takip bilekliklerini özellikle radikal yerleşimcilerin hareketlerini sınırlamak için mevcut uzaklaştırma ve giriş yasaklarından “daha etkili” bir araç olarak Netanyahu hükûmetine sunmuştu.
Talimat, İsrail Ordusu Merkez Komutanlığının başındaki Avi Bluth tarafından imzalandı. İsrail ordusu, sistemin hareket kısıtlamalarının ihlal edilip edilmediğini gerçek zamanlı izleme imkânı sağlayacağını belirtiyor.
“İdari Tutuklamaya Alternatif” Denen Bu Düzenleme Batı Şeria’da Somut Olarak Kimleri Hedef Alıyor?
İsrail ordusu, Agence France-Presse’e (AFP) yaptığı açıklamada elektronik takip uygulamasının “İsrailliler ve Filistinliler için geçerli olacağını” savundu. Ancak insan hakları savunucularına göre sorun tam da burada başlıyor: Ancak uzmanlara ve araştırma kurumlarının raporlarına göre Batı Şeria’da idari hareket kısıtlamaları, neredeyse bütünüyle Filistinlilere uygulanan bir araç olmaya devam ediyor.
Bu kısıtlamalar Filistinliler açısından; belirli yolları kullanamama, köy veya mahallelerinden çıkamama, yerleşim bölgelerine yaklaşamama, hatta fiilî ev hapsi anlamına geliyor. Kararlar çoğu zaman gizli delillere dayanıyor ve etkili bir yargı denetimine kapalı biçimde alınıyor.
Elektronik takip bileklikleri ise bu rejimi sınırlamak yerine, eleştirmenlere göre daha sürekli, görünmez ve otomatik bir denetim katmanı ekliyor. Böylece hareket kısıtlamaları yalnızca mekânsal değil, zamansal ve dijital bir kuşatma hâlini alıyor.
İsrail makamları elektronik takip sistemini, uzun süredir eleştirilen idari tutuklamaya daha “hafif” bir alternatif olarak sunuyor. İdari tutuklama, Batı Şeria’da şüphelilerin altı aya kadar suçlama olmaksızın cezaevinde tutulmasına imkân tanıyor. Ancak bu argüman da Filistinliler açısından tartışmalı. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Kasım 2024’te göreve geldikten sonra idari tutuklamanın İsrailliler için uygulanmasını fiilen kaldırmıştı. Buna karşın insan hakları örgütlerine göre binlerce Filistinli hâlen idari tutukluluk altında bulunuyor. Bu nedenle yeni düzenleme, Filistinliler açısından idari tutuklamaya bir “alternatif” olmaktan ziyade, idari denetimin genişletilmesi ve süreklileştirilmesi olarak değerlendiriliyor.
Uygulamanın bilinen ilk örneği ise Filistinli değil, İsrailli bir yerleşimci çocuk hakkında oldu. Yerleşimci şüphelileri sıklıkla savunan Honenu adlı bir hukuki danışmanlık örgütü, Batı Şeria’da yaşayan reşit olmayan bir İsrail vatandaşına elektronik takip bilekliği takıldığını açıkladı. Kuruluşa göre çocuk bir polis merkezine götürüldü ve cihaz burada takıldı. Honenu avukatları uygulamayı “otoriter rejimleri çağrıştıran, ölçüsüz ve antidemokratik” bir yöntem olarak nitelendirerek karara itiraz edeceklerini duyurdu. Bu vaka, İsrail makamlarının yerleşimci şiddetine karşı istisnai ve sınırlı bir adım atıp atmadığı tartışmasını doğursa da, genel çerçevenin değiştiğine dair güçlü bir işaret olarak görülmüyor.
Batı Şeria’da Filistinlilere Yönelik Gözetim ve Takip Sistemleri
İnsan hakları örgütleri, elektronik takip ve biyometrik gözetimin yaygınlaştırılmasının uluslararası hukukla bağdaşmadığını savunuyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, işgalci güçlerin korunan nüfusa yönelik kolektif cezalandırma ve ayrımcı uygulamalar dayatmasını yasaklıyor. Kuruluşlara göre, Batı Şeria’da uygulanan gözetim ve takip sistemleri bu yasaklarla doğrudan bağlantılı hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.
Amnesty International, daha önce yayımladığı rapor ve açıklamalarda, İsrail makamlarının Filistinlilerin hareketlerini kontrol etmek amacıyla biyometrik veri toplama, yüz tanıma ve sürekli izlemeye dayalı sistemler kullandığını belgelemişti. Amnesty’nin aktardığına göre Hebron’daki kontrol noktalarında kullanılan Red Wolf sistemi ile Doğu Kudüs’te devrede olan Mabat 2000, Filistinlilerin hareketlerinin kameralar ve veri tabanları üzerinden izlenmesini mümkün kılıyor. Bu sistemler, kişilerin rızası olmaksızın yüz taraması yapılmasına, kimlik bilgilerinin kaydedilmesine ve hareketlerinin takip edilmesine olanak sağlıyor.
Amnesty International, bu gözetim altyapısını İsrail’in Filistinlilere yönelik genel kontrol politikalarının bir parçası olarak tanımlıyor ve söz konusu yapıyı “otomatik apartheid” kavramıyla ifade ediyor. Kuruluşa göre, teknolojik gözetim araçları Filistinlilerin günlük yaşamını sürekli izlenen ve denetlenen bir düzene tabi kılıyor; bu durum hareket özgürlüğü başta olmak üzere temel haklar üzerinde kalıcı etkiler yaratıyor.
Elektronik takip cihazlarının yargı kararı olmaksızın zorunlu kılınacak olması, Batı Şeria’da yerleşimci saldırılarının son yıllarda belirgin biçimde arttığı bir dönemde hayata geçirildi. İnsan hakları örgütleri ve gözlemciler, bu adımın yerleşimci şiddetini önlemeye yönelik etkili bir mekanizma oluşturmaktan ziyade, Filistinlilere yönelik mevcut kısıtlayıcı uygulamaları derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
İsrail ordusunun kendi verilerine göre 2025 yılında Filistinlilere ve mülklerine yönelik en az 752 yerleşimci saldırısı kayıtlara geçti. Buna karşın, İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen saldırılara ilişkin soruşturma ve mahkûmiyet oranlarının oldukça düşük olduğu, çok sayıda vakanın cezasız kaldığı belirtiliyor. 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria’da, yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşarken, İsrail’in kurduğu yasadışı yerleşimlerde yaklaşık 500 bin İsrailli bulunuyor. (P)