ABD

Mahmoud Khalil İçin Çıkan Karar, ICE’nin Sınır Dışı Yetkilerini Genişletiyor

ABD’de temyiz mahkemesinin Mahmoud Khalil lehine verilen önceki kararı bozması ve ICE’nin genişletilen yetkileri yeniden tartışma konusu oldu. Protestolara katılan göçmenlerin yeniden gözaltına alınmasının önü açılırken, insan hakları savunucuları, maskeli ICE operasyonları, hesap vermezlik ve kriminalizasyon pratiğinin, İsrail ordusunun Filistin’de uyguladığı şiddet rejimini andırdığını savunuyor.

Mahmoud Khalil İçin Çıkan Karar, ICE’nin Sınır Dışı Yetkilerini Genişletiyor
Broadview, Illinois, ABD | 26.09.2025 | Göçmenlerin tutulduğu ve havalimanı terminaline götürülerek gözaltı merkezlerine sevk edilmek ya da sınır dışı edilmek üzere uçurulduğu ICE işlem merkezinde düzenlenen protestodan bir görüntü. | Fotoğraf: Peter Sorecki - Shutterstock.com

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde bulunan Üçüncü Bölge Temyiz Mahkemesi, Filistin’e destek gösterilerine öncülük ettiği gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra kefaletle serbest bırakılan Filistinli aktivist Mahmoud Khalil’in tahliyesini sağlayan kararı bozdu. Karar, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) ABD genelinde artan şiddetine yönelik kamuoyu tepkilerinin hemen ardından geldi. Bu bozma kararıyla birlikte, ABD hükümetinin Khalil’i yeniden gözaltına alma ve sınır dışı etme yetkisinin önü açılırken, ICE’nin özellikle Donald Trump yönetimi döneminde bir “siyasi terbiye ve bastırma aracı” olarak kullanıldığı ve İsrail ordusuna benzer stratejiler izlediği yönündeki tartışmalar da yeniden gündeme taşındı.

Siyasileşmekle Eleştirilen Mahkemenin İptal Gerekçesi: “Yanlış Yargı Yolu”

Philadelphia merkezli Üçüncü Bölge Temyiz Mahkemesi, Khalil’in serbest bırakılmasını sağlayan dilekçenin alt derece mahkemesi tarafından reddedilmesi gerektiğine hükmetti. Mahkeme, göçmenlik davalarının federal hukukta özel ve farklı usullerle ele alındığını, bu nedenle bir bölge mahkemesinin söz konusu konuda yargı yetkisine sahip olmadığını belirtti.

Üç yargıçtan oluşan heyetin iki üyesi, federal göçmenlik yasalarına göre sınır dışı etme kararlarına yönelik itirazların doğrudan bir federal temyiz mahkemesine dilekçe sunularak yapılması gerektiği görüşünü benimsedi.

Heyet ayrıca, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’nın (INA), Khalil’in derhal hâkim karşısına çıkarılmasını sağlayacak bir “habeas corpus” dilekçesi vermesine engel oluşturduğunu ve bu durumun New Jersey Bölge Mahkemesi’nin konuya ilişkin yargı yetkisini ortadan kaldırdığını değerlendirdi. Bu karar, Trump yönetiminin İsrail karşıtı protestolara katılan göçmenlerin gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesini kolaylaştıran hukuki bir eşik olarak yorumlandı.

Oturum İzni Olan Bir Aktivistin Tutuklanması

Mahmoud Khalil, ABD’de Columbia Üniversitesi’nde düzenlenen Filistin’e destek protestolarına öncülük eden, aynı üniversitede yüksek lisans öğrencisi olan Filistinli bir aktivist. Khalil, 3 Mart’ta eşiyle birlikte evine girerken ICE ajanları tarafından gözaltına alındı. Avukatı Amy Greer, Khalil’in yeşil kart sahibi ve daimi ikamet statüsünde olarak ABD’de bulunduğunu, eşinin ABD vatandaşı olmasına rağmen yetkililer tarafından tutuklandığını ve yeşil kartının iptal edildiğini açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Amerika’daki Hamas destekçilerinin vizelerini veya yeşil kartlarını iptal edeceğiz, böylece sınır dışı edilebilecekler.”

Avukatlarının başvurusu üzerine Khalil’in sınır dışı edilmesine geçici engel kararı konulmuş, 20 Haziran’da da Khalil’in hakkındaki iddiaların tutukluluğu haklı kılacak düzeyde olmadığı gerekçesiyle kefaletle serbest bırakılmasına hükmedilmişti. Ancak temyiz mahkemesinin bozma kararı, bu süreci fiilen askıya aldı.

ICE Filistinli Yanlısı Kişileri Özellikle Hedef Almakla Suçlanıyor

İsrail’in Gazze’de yürüttüğü saldırılara karşı düzenlenen protestolar, Mahmoud Khalil ve Rümeysa Öztürk gibi pek çok ismin ICE gözaltı merkezlerinde tutulması veya sınır dışı edilmesiyle sonuçlandı. Bu isimlerden biri olan İngiliz Müslüman gazeteci ve siyasi yorumcu Sami Hamdi, İsrail lobisinin ABD’de Filistin destekçiliğinin yükselişini engellemek için kademeli bir strateji izlediğini söyledi. Hamdi’ye göre bu süreçte sırasıyla ABD vatandaşları, sonradan ABD vatandaşlığı alanlar, yeşil kart sahipleri, uluslararası öğrenciler ve son olarak turistik vizeyle ülkede bulunanlar hedef alındı.

Hamdi, San Francisco Havalimanı’nda gözaltına alındıktan sonra ağır koşullar altında, kalabalık bir hücrede tutulduğunu ve bozuk yemekler verildiğini belirtti. Suçsuz olmasına rağmen hapishanede tutulduğunu vurgulayan Hamdi, ICE ajanlarının ayaklarını moraracak şekilde kelepçelediğini, siyah filmlerle kaplı bir araca bindirdiğini ve ardından 6 metreye 6 metrelik bir hücrede 15 kişiyle birlikte tutulduklarını aktardı. Hamdi, İsrail lobisinin ABD’deki etkisine dair şu ifadeleri kullandı: “İsrail lobisi, ABD kamuoyoundaki Filistin yanlısı bu değişimi durdurmak ve gücünü göstermek için ABD vatandaşları, yeşil kart sahipleri ve uluslararası öğrencilere yönelik başarısız hamlelerde bulundu. Bunlarda başarısız denemelerden sonra şahsım hedef alındı.”

“ICE ile İsrail Ordusu Aynı El Kitabını Kullanıyor”

Trump yönetimi geçtiğimiz 2025 yılında 600 bin kişiyi sınır dışı etti. ICE’ın faaliyetleri yalnızca sınır kontrolüyle sınırlı kalmazken, ülke içinde yaşayan göçmenlerin tespitini ve gözaltına alınmasını da kapsıyor. Öte yandan ICE gözaltılarının yalnızca ülkede yasadışı bulunanları hedef almaması ve gözaltı koşullarının insanlık dışı olması, ABD’de uzun süredir tartışılıyor.

7 Ocak’ta ABD vatandaşı Renee Nicole Good’un bir ICE ajanı tarafından öldürülmesi, ICE’nin artan şiddetini ve genişletilen yetkilerini yeniden gündeme taşıdı. Maskelerle dolaşan ajanların kural ihlallerinde hesap vermemesi, birçok yorumcunun ICE’ı İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile kıyaslamasına yol açtı.

Good, evinin önünde arabasında vurularak öldürülmüş; Trump destekçileri tarafından kısa sürede “yerli terörist” ilan edilmişti. ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, Adalet Bakanlığı’nın Good’u öldüren ICE ajanını soruşturmayacağını, ancak protestoları teşvik ettikleri gerekçesiyle Minnesota’daki bazı yetkililer hakkında suçlamaları incelediklerini doğruladı.

ABD’deki bu olaydan birkaç hafta önce, 6 Aralık’ta Batı Şeria’nın El Halil kentinde 17 yaşındaki Ahmed Recabi benzer şekilde İsrailli askerler tarafından öldürülmüştü. Recabi, aracını durdurması emredildikten sonra durmasına rağmen vurulmuş; sağlık ekiplerinin müdahalesi engellenmiş ve onlara da ateş açılmıştı. IDF tarafından keyfi biçimde öldürülen ve sonrasında “terörist” ilan edilen pek çok sivil bulunmasına rağmen, askerleri cezalandıran etkili bir mekanizma bulunmuyor.

Benzer şekilde, ICE ajanlarına karşı dava açmak isteyen mağdurların da önünde ciddi hukuki engeller bulunuyor.

Amerikan Hukuku ICE Ajanlarının Cezalandırılmasını Engelliyor

Reuters‘a göre ABD hukuku, federal ajanlara bireysel olarak dava açmayı son derece zorlaştıran bir yapıya sahip. Mağdurlar, federal çalışanların görev sırasında verdikleri zararlardan ötürü ancak federal hükümete tazminat davası açabiliyor. Bu davalarda cezai tazminat talep edilemiyor, jüri önünde yargılama hakkı bulunmuyor, tazminat miktarı ilgili eyalet yasalarıyla sınırlandırılıyor.

Ayrıca federal çalışanların “takdir yetkisi” kapsamında verdikleri kararlar nedeniyle hükümet çoğu zaman sorumlu tutulmuyor. Bu durum, ICE ajanlarının standart prosedürlerden saptıklarını iddia ederek davalardan kurtulabilmesine olanak tanıyor. Bu hukuki zemin, ICE’a karşı çıkan göçmenlerin ve vatandaşların Trump destekçileri tarafından “radikal” olarak damgalanmasını ve Renee Good gibi mağdurların kriminalize edilmesini kolaylaştırıyor. ICE hedefindeki insanların karşılaştığı bu tutum, IDF’nin Filistinli sivillere olan tavrına benzer olarak görülüyor.

Filistin kökenli Amerikalı hukuk öğrencisi Ahmad Ibsais bu durumu şöyle özetliyor: “ICE ile İsrail ordusu aynı el kitabını kullanıyor; çünkü her ikisi de aynı devlet şiddeti ve beyaz üstünlüğü sisteminden doğdu. Bu, Filistin’de rafine edilmiş ve bilinçli politikalar ile kurumsal kâr mekanizmaları aracılığıyla Amerikan şehirlerine ithal edilmiş ırksallaştırılmış denetim aygıtının ta kendisi.”

ICE-İsrail-Özel Şirketler Hattındaki Gözetim Altyapısı

ICE ile IDF arasındaki benzerlikler yalnızca pratik düzeyde değil; gözetim teknolojileri ve özel sektör iş birlikleri üzerinden de kurumsallaşıyor. ABD merkezli veri analiz şirketi Palantir, hem ABD’de hem de İsrail’de devletlerin güvenlik ve gözetim politikalarında kritik rol oynuyor.

Palantir, 2014’ten bu yana ABD hükümeti ve ordusuyla çok sayıda sözleşme yaparken, ICE için geliştirdiği vaka yönetim sistemleriyle göçmenlerin izlenmesini ve sınır dışı süreçlerinin hızlandırılmasını sağlıyor. Şirketin IDF ile birlikte, saldırılarda kimin hedef alınacağına karar veren yapay zekâ temelli bir platform geliştirdiği de belirtiliyor. Hak savunucularına göre bu işbirlikleri, ICE ile IDF arasında yalnızca teknik değil, ideolojik ve operasyonel bir yakınlığa işaret ediyor. Jewish Voice for Peace tarafından yürütülen “Deadly Exchange” adlı program, iki kurum arasındaki askeri, güvenlik ve gözetim temelli bağların uzun süredir sürdüğünü belgeliyor. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler