Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilişkili çeşitli temaları kapsamaktadır.
UNRWA’ya Yönelik İsrail Saldırıları: Tarafsızlık Bir Güvence mi, Bir Tuzak mı?
Araçsallaştırılan “tarafsızlık” ilkesi, BM’nin yardım ajansı UNRWA’yı İsrail’in sistematik saldırılarından korumak yerine onu hedef hâline getiriyor. Kudüs’teki yıkım ve Gazze’deki ölümler, insani yardım kurumlarına dayatılan bu çerçevenin nasıl çöktüğünü gözler önüne seriyor.
“UNRWA’nın tarafsızlığı, onun tüm taraflarla ve farklı aktörler arasında faaliyet yürütebilmesini; yardımların ve korumanın güvenli, sürekli ve engelsiz biçimde, etkili ve verimli şekilde ulaştırılmasını mümkün kılıyor.” En azından teori bize böyle olması gerektiğini söylüyor. Ancak Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) tarafsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlı olmasına ve bu ilkenin ajansın finansmanının sürdürülmesi için bir koşul hâline getirilmesine rağmen, İsrail’in UNRWA’ya yönelik saldırıları bu iddiayı boşa çıkarıyor. Tarafsızlık, pratikte yalnızca şiddet içeren çıkarların işine yarıyor; sömürgecilik söz konusu olduğunda ise “güvenli alan” yanılsaması hızla dağılıyor.
Bu hafta başında İsrail, UNRWA’nın Kudüs’teki genel merkezini yıktı. Ajans, bu saldırıyı “Birleşmiş Milletlere bağlı bir kuruma ve tesislerine yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı” olarak tanımladı.
Facebook’ta paylaşılan çok sayıda video, Kudüs Belediye Başkanı Aryeh King’in Şeyh Cerrah’taki UNRWA tesislerine girerek bir konferans salonunda UNRWA logosunun basılı olduğu bir görseli parçaladığını gösteriyor. King’e, İsrail’in Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir eşlik ediyordu. King ayrıca, UNRWA personelinin yok edilmesi çağrısında bulunduğu bir video da kaydetti.
UNRWA’dan Tarafsızlık Talebi İsrail Sömürgeciliğini ve Soykırımı Normalleştiriyor
Peki, İsrail’in bu açık şiddeti karşısında UNRWA neden hâlâ “tarafsızlık” ilkesi altında faaliyet göstermeye devam ediyor? İsrail, yalnızca UNRWA’yı değil, Filistinli mültecilerin tanımını da ortadan kaldırmak istediğini gizlemiyor; bunu yaparken mülteciliği fiilen sürekli yeniden üretiyor. UNRWA’nın yok edilmesi, Filistinli mültecilerin uluslararası alandaki görünürlüğünün yok edilmesi anlamına geliyor. Tarafsızlık maddesi ise bu sürecin önünü çoktan açmış durumda.
Tarafsızlık, UNRWA’nın siyasetsiz yaklaşımı ile İsrail sömürgeciliğine verilen uluslararası siyasi desteğin birleşimi yoluyla, zorla yerinden edilmiş Filistinli mültecilerin ve onların torunlarının varlığını “normal” hâle getiriyor. Aynı şekilde, İsrail’in 1967 sonrası yarattığı tüm Filistinli mülteciler -Gazze’de soykırım sürecinden sonra hayatta kalan nüfusun neredeyse tamamı dâhil- insani yardım paradigması ve tarafsızlık ilkesi aracılığıyla sıradanlaştırılıyor.
Oysa Birleşmiş Milletlerin insani yardım paradigmasındaki temel sorunlardan biri, bu yaklaşımın sömürgeci şiddete dayanabileceği varsayımıdır. İsrail’in Filistin’deki kalıcı varlığı, geçici olması gereken “çözümler” aracılığıyla pekiştirildi. BM, sürekli olarak sömürgeci süreklilikle karşı karşıya kalan bir insani paradigma inşa etti. İsrail’in sömürgeciliğine ve soykırımına verilen aynı uluslararası siyasi destek, bugün UNRWA’ya yönelik saldırıları da mümkün kılıyor.
UNRWA’dan, hem insani faaliyetlerinin temeli olarak tarafsızlığı tekrar etmesi hem de bağışçı finansmanını gerekçelendirmesi istenirken, bu bağışçılar İsrail’in sömürgeciliğini ve soykırımını fiilen sürdürmeye devam ediyor. UNRWA, tarafsız bir konumdan faaliyet gösteremez; çünkü çalıştığı ortam tarafsız değildir. Ajansın kendisini bu ilkeye bağlaması, onu korumak yerine, yavaş yavaş yok edilmesine katkıda bulunmuştur.
Tarafsızlık, UNRWA personelini Gazze’deki soykırım sırasında İsrail tarafından öldürülmekten korumadı. Tesislerini yıkımdan da koruyamadı. Bunlar, ajansa yönelik İsrail şiddetinin yalnızca son örnekleri; UNRWA’nın altyapısı geçmişte de defalarca hedef alındı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Uluslararası Adalet Divanı’na başvurabileceği yönündeki açıklaması ise -hayata geçse bile- sömürgeci bir ortamda ve uluslararası suç ortaklığıyla sürdürülen bir düzende faaliyet gösteren bir insani yardım ajansını tarafsızlığa zorlamanın sonuçlarını sorgulamayacak, büyük ihtimalle bir başka bürokratik adım olarak kalacaktır.
Birleşmiş Milletler, UNRWA’yı tarafsızlık adına kırılganlığa iterek onun korunmasını bekleyemez.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 22 Ocak’ta Middle East Monitor’de yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.
İsrail’in UNRWA’ya Yönelik Saldırıları – Kısa Arka Plan
İsrail yönetimi, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başlamasıyla eş zamanlı olarak, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) karşı kapsamlı bir karalama kampanyası başlattı. Bu süreçte İsrail, yalnızca Gazze’de yaklaşık 12 bin çalışanı bulunan UNRWA’nın 14 personelinin Hamas’ın saldırılarına katıldığı iddiasını gündeme getirerek ajansın tamamen kapatılması gerektiğini savundu.
İsrail’in UNRWA’yı hedef alan saldırıları, Gazze’deki soykırım süreci boyunca aralıksız şekilde devam etti. İsrail ordusu, 31 Ekim 2024’te UNRWA’nın işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan binasını tamamen yıktı. 20 Ocak 2026’da ise İsrail buldozerleri, Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesinde yer alan UNRWA yerleşkesi içindeki yapıları yıkmaya başladı. Bu yıkım sürecine İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in bizzat nezaret ettiği bildirildi. UNRWA’nın faaliyetlerinin İsrail tarafından durdurulması, Filistin topraklarında yaşayan yaklaşık 2,5 milyon Filistinli mültecinin gıda, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimini doğrudan olumsuz etkiledi.
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken
Yorum Kurallarımızı
dikkate alın lütfen.
Yorum adedi
#0