Avrupa Komisyonu

AB’nin Irkçılıkla Mücadele Planı Yenilendi: Peki Beklentiler Karşılandı mı?

AB'nin açıkladığı 2026-2030 Irkçılıkla Mücadele Stratejisi, yapısal ırkçılık, Müslüman karşıtı nefret ve yapay zekâ kaynaklı ayrımcılık gibi başlıklara odaklanıyor. Ancak sivil toplum ve insan hakları örgütleri, belgenin bağlayıcılık ve somut etki açısından yetersiz kaldığını savunuyor.

AB’nin Irkçılıkla Mücadele Planı Yenilendi: Peki Beklentiler Karşılandı mı?
Fotoğraf: Valentine Zeler/European Union. Değişiklikler: Perspektif

Avrupa Komisyonu 20 Ocak’ta, 2026-2030 dönemini kapsayan yeni Irkçılıkla Mücadele Stratejisi’ni kamuoyuyla paylaştı. Stratejinin basın toplantısıyla tanıtılmasının ardından, belgenin kapsamı kadar etkisi ve bağlayıcılığı da Avrupa genelinde tartışma konusu oldu. Sivil toplum örgütleri ve insan hakları uzmanları, metnin içerdiği bazı ilerlemelere dikkat çekerken, yapısal ırkçılıkla mücadelede yeterince güçlü adımlar atılmadığı yönünde eleştiriler dile getirdi.

Bu tartışmalar, şu temel soruları gündeme taşıdı: Yeni strateji hangi alanlara odaklanıyor? Ve neden bazı çevreler tarafından “kaçırılmış bir fırsat” olarak değerlendiriliyor?

Eylem Planından Stratejiye: AB’den Süreklilik Vurgusu

Avrupa Komisyonu, 2020 yılında kabul edilen AB Irkçılıkla Mücadele Eylem Planı (2020-2025) ile AB genelinde ırkçılıkla mücadelede daha bütüncül bir yaklaşım benimsemişti. Bu plan, hem politika geliştirme süreçlerine ırkçılıkla mücadele perspektifinin entegre edilmesini hem de sivil toplumla daha yakın iş birliğini hedefliyordu. Aynı yıl, Komisyon bünyesinde ilk kez ırkçılıkla mücadeleden sorumlu bir Koordinatör atanmıştı.

2026-2030 Stratejisi, Komisyon tarafından bu sürecin devamı olarak tanımlanıyor. Metin; siyahi karşıtı ırkçılık, Roman karşıtlığı, antisemitizm, Asya karşıtı ırkçılık ve Müslüman karşıtı nefreti, Avrupa’da mücadele edilmesi gereken başlıca ırkçılık biçimleri arasında sayıyor.

Stratejinin dikkat çeken bir diğer yönü, ayrımcılık karşıtı yasaların yapay zekâ ve yeni teknolojiler alanında da geçerli kılınmasının hedeflenmesi. Komisyon, algoritmik karar alma süreçlerinin ırksal ayrımcılığı yeniden üretme riskine işaret ederken, bu alandaki düzenlemelerin güçlendirileceğini belirtiyor. Bu vurgu, önceki eylem planlarına kıyasla daha belirgin bir yenilik olarak öne çıkıyor.

Strateji Belgesinde Müslüman Karşıtı Nefret Nasıl Ele Alınıyor?

Strateji metninde, farklı dini ve etnik grupların maruz kaldığı ırkçılık ve dışlanma biçimlerine yer verilirken, Müslümanlara yönelik ayrımcılık da özel bir başlık altında ele alınıyor. Avrupa Komisyonu, AB genelinde Müslüman karşıtı nefretin nasıl ortaya çıktığını inceleyen kapsamlı bir çalışma yürüteceğini ve bu sorunla mücadeleye yönelik politika önerileri geliştireceğini belirtiyor.

Ayrıca, Müslüman karşıtı nefretin ortak bir anlayışla ele alınabilmesi ve farkındalığın artırılması amacıyla, Üye Devletler ve uzmanların katkısıyla bir “çalışma tanımı” geliştirilmesinin teşvik edileceği ifade ediliyor. Bu yaklaşım, bazı çevrelerce önemli bir eşik olarak görülse de, bu tanımın bağlayıcı hukuki ve politik adımlara dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini koruyor. Bu çerçevede strateji, farklı ırkçılık biçimlerine karşı “güvence altına alınmış bir Avrupa” hedefi doğrultusunda atılmış bir adım olarak tanımlanıyor.

Avrupa Komisyonu’nun yeni Irkçılıkla Mücadele Stratejisi, Müslüman karşıtı nefreti diğer ırkçılık biçimleriyle birlikte ele alırken, bu alandaki kurumsal yapılanmaya da özel bir vurgu yapıyor. AB bünyesinde antisemitizmle mücadele ve Yahudi yaşamını destekleme, Müslüman karşıtı nefrete karşı mücadele ve genel olarak ırkçılıkla mücadele olmak üzere üç ayrı koordinatörlük bulunuyor. Müslüman karşıtı nefretle mücadele koordinatörlüğü 2015 yılında oluşturulmuştu; Avrupa Komisyonu bu göreve en son 2023 yılında Marion Lalisse’i atadı. Lalisse’in görevi, Müslüman karşıtı nefretle mücadelede politika geliştirilmesini güçlendirmek amacıyla AB üyesi devletler, Avrupa kurumları, sivil toplum ve akademiyle yakın iş birliği içinde çalışmayı kapsıyor. Komisyonun genel ırkçılıkla mücadele koordinatörlüğünü ise 2021’den bu yana Michaela Moua yürütüyor; Moua’nın görev tanımı 2026 yılında güncellendi. Antisemitizmle mücadele ve Yahudi yaşamını destekleme koordinatörlüğü görevini ise 2015’ten bu yana Katharina von Schnurbein üstleniyor. Komisyon, bu üç koordinatörlük yapısıyla, farklı ırkçılık biçimlerinin özgül dinamiklerini tanıyan ve hedefli politika geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşım benimsediğini vurguluyor.

“Tanım Var, Derinlik Yok”: Yeni Strateji Kaçırılmış Bir Fırsat mı?

Belgenin açıklanmasının ardından eleştiriler de gecikmedi. Avrupa Irkçılıkla Mücadele Ağı (ENAR), yayımladığı basın açıklamasında, yeni stratejinin önemli kavramları korumasına ve sivil toplumla iş birliğini sürdürmesine rağmen, Avrupa’daki ırkçılığın ölçeğini, aciliyetini ve yapısal niteliğini ele almakta yetersiz kaldığını vurguladı.

Açıklamada, Komisyon’un yapısal ırkçılık için ortak bir tanım geliştirilmesini teşvik etmesi olumlu bir adım olarak değerlendirilirken, stratejide yer alan tanımın yapısal ve kesişimsel boyutları yeterince yansıtmadığına dikkat çekildi. Yapısal ırkçılığın “hayat boyunca yaşanan ve biriken ırkçılık” olarak tanımlanmasının, sorunu bireysel deneyimlerin toplamına indirgediği ve kurumsal, hukuki ve politik boyutları arka plana ittiği ifade edildi.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Avrupa Kurumları Ofisi Direktörü Eve Geddie de benzer bir değerlendirmede bulunarak, stratejinin düşük iddia düzeyi ve yumuşak yaklaşımının, Avrupa’daki ırksallaştırılmış toplulukların karşı karşıya olduğu gerçekliği yansıtmadığını belirtti. Geddie, bu durumu “son derece hayal kırıklığı yaratıcı” olarak nitelendirdi.

IGMG: “Başlangıç Olarak Önemli, Ama Yeterli Değil”

Stratejiye dair bir değerlendirme de İslam Toplumu Millî Görüş’ten (IGMG) geldi. Basın açıklaması yayımlayan Genel Sekreter Ali Mete, Komisyon’un ırkçılıkla mücadelede daha kararlı bir tutum sergileme iradesini olumlu karşıladıklarını belirtirken, İslam düşmanlığıyla mücadelede somut ve bağlayıcı adımların hâlâ netleşmediğine dikkat çekti: “AB Komisyonunun ırkçılıkla daha kararlı bir şekilde mücadele etme arzusu oldukça sevindirici. Ancak İslam düşmanlığıyla mücadele hususunda birçok konu belirsizliğini koruyor. Araştırmaların bağlayıcı adımlara dönüştürülmesini talep ediyoruz.”

Mete, araştırmaların sahada etkili politikalara dönüşmesi gerektiğini vurgulayarak, stratejinin uygulanma sürecinin yakından takip edileceğini ifade etti.

Irkçılıkla Mücadele Stratejisi Neden Eleştiriliyor?

Yeni stratejiye yönelik eleştirilerin arka planında, Avrupa genelinde artan ırkçılık ve ayrımcılık vakaları yer alıyor. Avrupa Komisyonunun da sıkça atıf yaptığı son Eurobarometer araştırmaları, Avrupa’da yaşayan insanların büyük bir bölümünün kendi ülkelerinde ırksal ayrımcılığın hâlâ yaygın olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya göre katılımcıların önemli bir kısmı, ten rengi, etnik köken veya din temelinde ayrımcılığın günlük yaşamın olağan bir parçası hâline geldiği görüşünde.

Bu tablo, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) tarafından 2024 yılında yayımladığı raporlarla da destekleniyor. FRA verilerine göre, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar özellikle konut ve sağlık alanlarında sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya. Raporda, ev arayan Müslümanların yaklaşık üçte birinin, ırkçı ayrımcılık nedeniyle ailesi için uygun bir konut bulmakta zorlandığı belirtiliyor. Bu oranın, 2016 yılında yapılan önceki araştırmalara kıyasla belirgin biçimde arttığına dikkat çekiliyor.

FRA, ayrımcılığın yalnızca konuta erişimle sınırlı kalmadığını da vurguluyor. Yetersiz ve güvencesiz konut koşullarının, Müslüman topluluklar arasında sağlık sorunlarını derinleştirdiği; bu durumun özellikle kronik hastalıklar ve ruh sağlığı alanında daha görünür hâle geldiği ifade ediliyor. Raporda ayrıca, Müslümanların sağlık hizmetlerine erişimde eşit muamele görmediklerini hissetme oranının genel nüfusa kıyasla iki kat daha yüksek olduğu kaydediliyor.

Sivil toplum kuruluşlarının verileri de bu bulgularla örtüşüyor. İslam ve Müslüman Düşmanlığına Karşı İttifak (CLAIM) tarafından yayımlanan son rapora göre, yalnızca Almanya’da 2024 yılı boyunca 3.080 Müslüman karşıtı vaka kayda geçti. Bu sayı, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 60’lık bir artışa işaret ediyor. Benzer bir tablo gözlemlenen Fransa’da ise 2025’in ilk beş ayında kaydedilen 145 Müslüman karşıtı vakanın 99’unun doğrudan kişilere yönelik saldırılar olması dikkat çekiyor.

Uzmanlar, bu verilerin artık münferit olaylar çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini, aksine kamu politikaları, güvenlik söylemi ve kurumsal uygulamalarla iç içe geçmiş yapısal bir krize işaret ettiğini belirtiyor. Bu nedenle -önceki eylem planıyla büyük ölçüde benzer olduğuna dikkat çekilen– yeni stratejiye yönelik beklentilerin, yalnızca farkındalık artırıcı adımlar değil, günlük yaşamda mağdurları koruyacak somut ve bağlayıcı politikalar üzerinde yoğunlaştığı ifade ediliyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler