Brüksel

Belçika Yeni Rekorlar Peşinde: Brüksel’de 600 Gündür Hükûmet Kurulamadı

Hükûmet krizlerinin adeta gelenekselleştiği Belçika’nın başkenti Brüksel’de, Haziran 2024 seçimlerinden bu yana tam yetkili bir bölge hükûmeti kurulamıyor. Geçici yönetimle idare edilen kentte yatırımlar askıya alınırken, sosyal hizmetler baskı altında; vatandaşlar ise siyasi çıkmaza karşı süreci hızlandırmak için doğrudan inisiyatif alıyor.

Belçika Yeni Rekorlar Peşinde: Brüksel’de 600 Gündür Hükûmet Kurulamadı
Başkent Brüksel. Fotoğraf: Shutterstock- 4kclips

Belçika’nın başkenti Brüksel, Haziran 2024 seçimlerinden bu yana 600 günü aşkın süredir tam yetkili bir bölge hükûmeti olmadan yönetiliyor. Avrupa Birliği’nin merkezî kurumlarına ev sahipliği yapan 1,5 milyon nüfuslu kentte bu siyasi kilitlenme, yatırımlardan sosyal hizmetlere kadar pek çok alanda somut sonuçlar doğuruyor.

Hükûmet krizleri Belçika siyaseti için istisna değil. Ülke, 2018-2020 arasında 652 gün boyunca tam yetkili bir federal hükûmet olmadan yönetilmiş; kamu işlerinin büyük ölçüde geçici hükûmet ve güçlü bölgesel yapılar üzerinden yürütülmesi, bu tür siyasi tıkanıklıkların sistem içinde “idare edilebilir” görülmesine yol açmıştı. Peki bölgesel yönetimlerden biri olan Brüksel için bu süreç nasıl işliyor? Günlük hayat bu belirsizlikten nasıl etkileniyor ve siyasi çıkmaz neden aşılamıyor?

600 Günlük Kilitlenme: Buraya Nasıl Gelin(eme)di?

Süreci en başa saralım. Haziran 2024’te Belçika’da federal ve bölge yönetimleri için sandığa gidildi. Üç idari bölgeye ayrılan ülkenin federal yapısı gereği Brüksel de kendi bölgesel yönetimine sahip. Yaklaşık 1,5 milyon nüfuslu kentte, 89 sandalyeli Brüksel Bölge Parlamentosu için 14 farklı partiden temsilciler parlamentoya seçildi. Yetkilerin federal devlet, bölgeler ve dil temelli topluluklar arasında paylaşıldığı Belçika’da Brüksel-Başkent Bölgesi; Valon ve Flaman bölgeleriyle birlikte üç ana bölgeden biri. Bölge, kendi sınırları içinde ekonomik ve sosyal politikalarda geniş bir özerkliğe sahip.

Siyasi partilerin etnik kimlik ve dil temelinde ayrı kategorilered sahip olduğu Belçika’da aynı durum Brüksel için de geçerli. 2024’teki son seçimde Brüksel’in Fransızca siyaset yapan partilerin en fazla koltuk kazananları sırasıyla 20 sandalyeyle liberal parti Reformcu Hareket (MR) ile 16’şar sandalye kazanan İşçi Partisi (PTB-PVDA) ve Sosyalist Parti (PS) oldu. Flaman partilerinde ise Yeşiller (Groen) ve Yeni Flaman İttifakı (N-VA) 4’er sandalye ile ilk sırayı paylaşırken, aşırı sağcı Vlaams Belang 3 sandalye ile üçüncü büyük parti konumuna yerleşti.

Ancak seçimlerin ardından Brüksel Bölgesi’nde hükûmet kurma süreci 600 küsür gündür tıkanmış durumda. İlk müzakerecinin ardından, aylarca süren çözüm arayışlarının sonuçsuz kalması üzerine formatörlük görevi verilen ikinci kişi olan Yvan Verougstraete (Les Engagés) de ocak ayının sonunda bu görevden çekildiğini açıkladı. Bu kararın temel nedeni olarak, partiler arasında özellikle bütçe politikaları konusunda uzlaşma sağlanamaması gösterildi. Verougstraete, harcamalar ve reformları içeren kapsamlı bir plan hazırladığını ve birçok partiyle belirli ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti; ancak Brüksel Bölgesi’nde hükûmet kurulabilmesi için gerekli olan hem sayısal hem de Fransızca ve Flamanca dil grupları arasında dengeli çoğunluğun oluşturulamaması nedeniyle, tüm çabalara rağmen hükûmetin kurulamadığını duyurdu.

Brüksel siyasetini inceleyen uzmanlara göre bu tıkanıklığın arkasında etnik ya da kültürel farklardan ziyade bütçe disiplini, sosyal harcamalar ve reform önceliklerine ilişkin derin siyasi ayrılıklar bulunuyor. Belçika’nın karmaşık federal ve dil temelli yapısı, koalisyon arayışlarını daha da zorlaştırıyor.

Halktan Brükselli Siyasetçilere Çağrı: “Sorumluluk Alın!”

Siyasi belirsizlik Brüksel sakinleri tarafından giderek daha sert biçimde hissediliyor. Ocak ayı sonunda Brükselliler, siyasetçileri sorumluluk almaya çağırmak için yedinci kez sokağa çıktı.

Protestolara katılan ve “Citizens’ Collective 40” adlı gruptan Eric Vandezande, The Brussels Times’a yaptığı açıklamada, devam eden sığınma ve göç krizleri karşısında hiçbir somut adım atılamamasının Brüksel’i özellikle sert biçimde etkilediğini vurguladı: “Kamu yatırımları erteleniyor, işler kaybediliyor ve Brüksel için her gün emek veren insanlar gelecek perspektifini yitiriyor.”

Önceki protestolarda da benzer uyarı ve talepler öne çıkmıştı. Hükûmet kurulamamasına tepki gösteren göstericiler, kentin uyuşturucuya bağlı şiddet, konut sıkıntısı ve işsizlik gibi ciddi sorunlarla boğuştuğunu; siyasi partiler arasındaki derin kutuplaşmanın bu sorunları daha da ağırlaştırdığını dile getirmişti.

Bu tabloya paralel olarak, federal düzeyde savunulan kemer sıkma politikalarına karşı protestolar da sürüyor. Göstericiler, federal hükûmeti oluşturan “Arizona Koalisyonu” ile Brüksel’de eğitim ve kültür gibi alanlardan sorumlu, Fransızca konuşan topluluğa bağlı hükûmet, kemer sıkma önlemlerinin işten çıkarmalara ve kamu hizmetlerinin daraltılmasına yol açtığını savunuyor. Haziran 2024 seçimlerinden bu yana Brüksel’de hâlâ tam yetkili bir hükûmetin kurulamamış olması, bu eleştirilerin merkezinde yer alıyor.

Sosyal Hizmetler Risk Altında

Siyasi kilitlenmenin sahadaki etkileri özellikle kırılgan gruplar açısından daha görünür hâle geliyor. Dünya Doktorları (Médecins du Monde) Belçika Direktörü Federico Dessi, bütçe kesintileri ve proje kapanmaları nedeniyle Brüksel’in en yoksul kesimlerine sağlık hizmeti sunmanın giderek zorlaştığını belirtiyor.

Benzer uyarılar, sosyal yardım ve dayanışma alanında çalışan pek çok kuruluş tarafından da dile getiriliyor.

Partileri Uzlaştırmak İçin Vatandaşlar Devreye Girdi: Respect Brussels

Bu tablo içinde dikkat çeken gelişme, siyasi çıkmazı aşmak amacıyla vatandaşlar tarafından başlatılan nadir bir inisiyatif oldu. Bir grup Brükselli, siyasi partilere koalisyon görüşmelerini yeniden başlatmaları çağrısında bulundu. Tepkilerin büyümesi üzerine Respect Brussels ve benzeri yurttaş hareketleri, tüm siyasi partileri aynı masa etrafında buluşturmak için ortak bir toplantı çağrısı yaptı.

Bu çağrı karşılık buldu ve geçtiğimiz pazar günü neredeyse tüm partiler müzakereleri yeniden başlatmayı kabul etti. Siyasi kilitlenmenin ardından atılan bu adım, önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Respect.brussels hareketinin öncülerinden Frederik Lamote, yerel gazeteye yaptığı bir yorumda şu sözlerle özetliyor: “Bu inisiyatifi almak zorunda kalmamız aslında biraz garip. Ama Brüksel’in 600 gündür hükûmetsiz olduğu bir şehirde zaten her şey biraz garip.”

Lamote’ye göre respect.brussels’in amacı doğrudan çözüm üretmek değil; sorumluluğun siyasi partilere ait olduğunun altını özellikle çiziyor: “Çözüm üretmek partilerin görevi. Seçimlerin sonucu, 2029’a kadar sürecek bir geçici yönetim değil, yeni politikalar olmalı.

Geçici Yönetimlere Mahkûm Brüksel Şehri Nasıl İşliyor?

Brüksel’de teknik olarak bir geçici (caretaker) yönetim görevde. Bu yapı yalnızca rutin işleri yürütebiliyor; yeni harcama kararları alma ve uzun vadeli projeleri hayata geçirme konusunda ciddi sınırlamalara sahip. Ortaya çıkan tablo özellikle sosyal destek alanında ağır sonuçlar doğuruyor. Sosyal yardım kuruluşları, sübvansiyonların kesilmesi nedeniyle maaşlarda kesintiye gitmek zorunda kalabilecekleri uyarısında bulunuyor.

600 günü aşan muammayla gelinen son noktada büyük altyapı ve inşaat projeleri ise fiilen durma noktasına gelmiş durumda. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 2026’da açılması planlanan iddialı çağdaş sanat müzesi Kanal projesi. Proje yönetimi, bütçeye ilişkin kararların alınamaması hâlinde inşaatın durdurulabileceğini ve müzenin geleceğinin tehlikeye gireceğini belirtiyor.

Basına Göre Brüksel’de Sessiz Bir Kriz Var

Buna rağmen, siyasi kilitlenmenin kısa vadede aşılacağına dair beklentilerin zayıf olduğu görülüyor. De Standaard gazetesinin siyaset editörü Jan-Frederik Abbeloos’a göre hem ulusal hem de kıtasal başkent olan bu şehirde bir tezatın gölgesinde insanlar hayatlarını sürüyor: Abbeloos şu sözlerle özetliyor:“Brüksel Bölgesi’nde çok şey oluyor ama aynı zamanda hiçbir şey olmuyor.”

Le Soir Genel Yayın Yönetmeni Béatrice Delvaux’ya göre ise kriz kentte bir “sessiz katil” gibi işliyor ve etkisini derinde gösteriyor: Sübvansiyonları, istihdamı ve insanların geleceklerini planlama kabiliyetlerini adım adım aşındırıyor; kamu hizmetlerini ve projeleri zorluyor. Ancak etkilerinin dağınık olması, toplu bir kırılma ya da kitlesel bir tepkinin ortaya çıkmasını engelliyor. Sonuçta, hükûmet yokluğunun bedeli herkes tarafından tek tek ödeniyor.

Oysa Brüksel’i bekleyen sorunların ağırlığı giderek artıyor. Vatandaşlar tarafından “The 541 Days Appeal — WeAreBrussels Manifesto” bağlamında kaleme alınan ortak bir mektup, bu tabloya duyulan tepkiyi şu sözlerle dile getiriyor:

Bu siyasi eylemsizlik artık günlük hayatımızı doğrudan etkiliyor. Yeter artık. Belçika’nın ve Avrupa’nın başkenti olan Brüksel daha iyisini hak ediyor. Ekonomik, sosyal, iklimsel ve kurumsal alanlarda çözülmesi gereken büyük sorunlar artık bekleyemez.

Medine Tezcan

Uluslararası Londra Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler eğitimini tamamlayan Medine Tezcan, İsveç Genç Müslümanlar (SUM) Derneği’nde başkan yardımcılığı yapmıştır. Brüksel Özgür Üniversitesi’nde (VUB) Avrupa ve Uluslararası Yönetişim alanında Siyasal Bilimler yüksek lisansına devam eden Tezcan, Perspektif redaksiyon ekibinin üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler