ELNET

“Soykırım Turizmi”: Alman Meclisinin Başkanı Julia Klöckner’in Tepki Çeken Gazze Ziyareti

Alman Federal Meclisi Başkanı Julia Klöckner (CDU), İsrail ordusu ile Gazze’yi ziyaret etti. Klöckner’in İsrail’in tahkim ettiği ve Gazze'yi bölen “Sarı Hat”tın arkasında bir saat dikilmesi, Almanya’nın işgal ve soykırıma en üst seviyede verdiği devlet onayının yeni bir teyidi olarak yorumlanıyor.

“Soykırım Turizmi”: Alman Meclisinin Başkanı Julia Klöckner’in Tepki Çeken Gazze Ziyareti
İsrail askerleri ile Gazze'deki "Sarı Hat" mevkisine gelen Alman Federal Meclisi Başkanı Julia Klöckner. | Fotoğraf: Deutscher Bundestag / Xander Heinl.

Alman Federal Meclisi (Bundestag) Başkanı Julia Klöckner, 12 Şubat 2026 Perşembe günü İsrail’e resmî ziyaret gerçekleştirdi. Kudüs’te İsrailli mevkidaşı Knesset Başkanı Amir Ohana ile bir araya gelen Klöckner, daha sonra İsrail ordusunun (IDF) gözetiminde Gazze Şeridi’ne girdi. Böylece 7 Ekim sonrasında Gazze Şeridi’ni ziyaret eden ilk Alman siyasetçi ve sözde ateşkesin ardından Gazze’ye giren ilk Avrupalı üst düzey politikacı oldu.

Politico’ya göre “siyasi bir darbe” olarak nitelendirilen ve siyasi kulislerde Alman Dışişleri Bakanlığının engellemeye çalıştığı iddia edilen bu ziyareti yalnızca diplomatik temas olarak değerlendirmek oldukça zor. Peki, Almanya’nın İsrail’in soykırım politikasına dair normatif pozisyonunun teyidi olarak okunabilecek bu ziyaret başka hangi mesajlara sahip?

Tarafsızlık Sorumluluğuna Sahip Bir Kutuplaştırıcı: Julia Klöckner

Almanya’da Federal Meclis Başkanlığı, cumhurbaşkanından sonra en büyük ikinci makam olarak görülür. Mart 2025 tarihinden beri Federal Meclis Başkanlığı görevini üstlenen ve tarafsız olarak sürdürmesi gereken bu görevin kısa tarihine türlü kavgalar sığdıran Julia Klöckner, Gazze’yi “ziyaret” etmeden önce de oldukça tartışmalı bir isimdi.

Koalisyonun büyük ortağı Hristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) muhafazakâr kanadında görülen Klöckner’e sıkça görevini partiler üstü biçimde icra edemediği eleştirileri yöneltildi. Kimilerine göre o, CDU içinde “kültür savaşı meraklısı” isimlerden biriydi ve Almanya’daki ilerici güçlerle faşistler arasındaki mücadelenin kaybedilmesinin nedenlerinden biri olarak görülüyordu.

Tarım Bakanı olduğu dönemde, “fundamental İslam”ın ataerkiye sempati beslendiğini söyleyen, 2015 mülteci kabul krizi döneminde CDU Başkan Yardımcısıyken mültecilerin sınır dışı edilmesini savunan bir siyasetçi olarak Klöckner’in siyasi karnesinin, insan haklarına saygılı ve ön yargıdan uzak bir zeminde şekillendiği söylenemez.

Bu profildeki bir siyasetçi olarak Klöckner, İsrail’e yaptığı ziyaret kapsamında, İsrail ordusunun gözetiminde Gazze’ye girdi. Basına yansıyan görüntülerde, sırtında kurşun geçirmez yelek, kafasında siyah kask, kulaklarında altın küpeler ve güneş gözlüğü ile İsrail askerleri eşliğinde Gazze’nin yıkılmış siluetine bakan Klöckner, tarafsız Alman Meclis Başkanı’ndan daha ziyade eserine gururla bakan bir komutan edasındaydı. Bu görüntü, gazeteci Tarek Bae’nin ifadesiyle, “bir propaganda sahnesinden daha fazlası, insanlık dışı bir soykırım turizmi”ydi.

Klöckner ise bu ziyareti heyecan verici buluyordu:

“İsrail’in benimle birlikte ilk kez bir parlamenter gözlemciye Gazze Şeridi’ne erişim imkânı sağlamış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Bu, kırılgan ateşkes nedeniyle bölgede güvenli biçimde hareket etmenin mümkün olmadığı bir alan açısından önemli bir işaret.”

Oysa Klöckner’in Gazze’ye bir saat süren kısa ve pasif ziyaretinin bir “parlamenter gözlemci” sorumluluğunu taşıdığı iddiası gerçeklikten uzaktı. Zira bir gözlemcinin taşıması gereken en temel nitelikler -tarafsızlık, gözlemlenecek veriye geniş kapsamlı erişim ve Gazze’de soykırıma uğrayan Filistinlilerle görüşmek- Klöckner’in ziyareti esnasında zaten baştan hedeflenmemişti.

Klöckner Filistinli sivillerle görüşmemiş, bağımsız insani örgütlerle temas kurmamış, İsrail’in aşırı sağcı ve soykırımcı kabinesinin dışında da hayat bulmaya çalışan alternatif anlatılara erişim sağlamamıştı. Bu şartlar altında “gözlem”, siyasi retorikten öteye gidemiyordu.

Julia Klöckner İsrail Gazze Filistin ELNET lobi soykırım turizm insani kriz

10 Şubat’ta Ben Gurion Havalimanı’nda karşılanan Julia Klöckner. | Fotoğraf: Julia Klöckner’in X hesabı.

Klöckner İsrail Konusunda Tarafsız Olabilir mi?

Öte yandan Klöckner’in İsrail’le bağlantısı çok daha derin. O, ABD’deki AIPAC mantığını Almanya’ya taşıyan İsrail yanlısı European Leadership Network (ELNET) isimli lobi örgütünün 2025 ödül töreninde takdim konuşması yapan bir siyasetçi.

Klöckner, İsrail’e ziyaretinde şu ifadeleri tekrarlayarak, “tarafsız gözlemci” iddiasının içinin nasıl boşaltılabileceğini de ortaya koymuş oldu: “Almanya, her zaman İsrail’in var olma hakkını ve güvenliğini savunacaktır. Bu, Alman devletinin verebileceği en büyük taahhüttür. Bu, bizim kendi öz tanımımızdır. Ve bu durum, hiçbir koşul olmaksızın geçerlidir.”

Klöckner’in bu ifadeleri, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in, kullanmaktan vazgeçtiği “Staatsräson” (devlet aklı) ifadesini de aşan bir içerik taşıyordu. Klöckner’e göre İsrail’le siyasal dayanışma, ontolojik bir kimlik meselesiydi. Ziyaretinde, İsrail’le dayanışmanın “hükümet politikalarının eleştirel biçimde takip edilmesini dışlamadığını” ifade etmiş olsa da ve İsrail’de idam cezasının yeniden yürürlüğe konmasına yönelik planlardan “çok endişe duyduğunu” söylese de Klöckner’in ifadeleri, Gazze’deki ağır insan hakkı ihlallerine ve uluslararası hukukun sistematik biçimde aşındırılmasına karşı somut, bağlayıcı ve açık bir tutum ortaya koymaktan uzak. Onun pozisyonu, eleştiriyi ilkesel bir çerçeveye oturtmak yerine retorik düzeyde bırakan, İsrail’i fail olarak konumlandırmaktan bilinçli biçimde kaçınan ve böylece “koşulsuz dayanışma” söylemiyle fiilî dokunulmazlık alanı üreten bir siyasal dilin yeniden üretiminden ibaret.

Nitekim Klöckner’in İsrail ziyaretiyle neredeyse eş zamanlı olarak İsrail İçişleri Bakanı Ben Gvir, kalabalık bir medya grubu eşliğinde Filistinli mahkumlara yönelik işkence şovu gerçekleştiriyordu. Bir yanda, bir övünç vesilesi olarak Filistinli mahkumlara işkence, dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşiyor, Filistinli mahkumlara idam cezası taslağı kabule doğru ilerliyor, diğer yanda ise Klöckner, İsrail’e doğru havalanan uçakta şu ifadelerde bulunuyordu: “Orta Doğu’daki tek demokrasi olan İsrail’in ne durumda olduğunu görmek için oraya gidiyoruz.”

O Sırada Gazze ve İsrail Hapishaneleri

Klöckner’in hayalindeki “Orta Doğu’daki tek demokrasi”, insan hakları örgütü B’Tselem’in son raporuna göre hapishane ve göz altı merkezlerinde en az 84 Filistinlinin öldürüldüğü, Filistinli mahkumlara ağır işkence uygulandığı ve buna yönelik delillerin sistematik olarak karartıldığı İsrail’di. Klöckner’in övünçle ziyaret ettiği İsrail, kameralar önünde Filistinli bir mahkûma tecavüz edilen, daha sonra ise Netanyahu’nun Likud Partisinden milletvekili Hanoch Milwidsky’nin meclis komisyonunda yaptığı konuşmada, “Gazze’den çıkarılan bir teröristse yapılan her şey meşru.” ifadesini kullanabildiği bir ülkeydi.

Klöckner’in tabiriyle İsrail’in “teröre karşı kendisini savunma hakkı” olarak betimlenen tabloda, İsrail’in bile kabul ettiği hâliyle 70.000 Filistinli öldürülmüştü. Yalnızca Klöckner Gazze Şeridi’ni ziyaret etmeden hemen önce, 6 ila 11 Şubat 2026 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisine (OCHA) göre Gazze genelindeki hava saldırılarında 20 Filistinli öldürülmüş, 80 kişi ise yaralanmıştı.

Yani 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden Klöckner’in ziyaretine kadar geçen sürede 1.591 Filistinli ölmüş, 1.578 kişi ise yaralanmıştı. Hatta 10 Şubat’ta bir UNRWA personeli, Deyr el Belah’ta sokakta yürürken İsrail tarafından düzenlenen bir bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti.

Klöckner, bu gerçeği ağız ucuyla dile getirmekten bile imtina etti. Gazze’den geri döndüğünde kameralara yaptığı açıklamada, “Şu an IDF tarafından kontrol altında tutulan Gazze’den dönüyorum. 7 Ekim’in etkileri, insanların katledilmesi, bebek ve çocuklara işkence edilmesi, kadınlara tecavüz edilmesi, bu topluma kazınmış. İsrail toplumuna kazınmış. Diğer tarafta ise kendi halkını canlı kalkan olarak kullanan Hamas teröristleri var. Bu bölge ve İsrail demokrasisi, daimî bir baskı altında.” dedi.

Klöckner’in İsrail’in bir fail olamayacağına bütünüyle ikna oluşu, buna karşın İsrail’in işlediği tüm savaş suçları ve soykırımı, bir savunma stratejisi kapsamında eritmesi, İsrail’in ne pahasına olursa olsun desteklenmesi gereken bir ülke olduğuna dair Alman dış politikasından elbette bağımsız değil.

Almanya’da Soykırım İnkârının Kurumsallaşması

Ziyareti esnasında kucakladığı mevkidaşı Amir Ohana’nın, Filistin topraklarının işgal edilmesini savunan ifadeleri ya da işgal altındaki Batı Şeria’nın ilhakını onaylayan düzenlemeler de Klöckner’in gündeminde yok. İsrail’de Filistinliler işkenceye uğrarken ve Gazze’de Filistinlilerin bedeni İsrail’in termobarik silahlarıyla buharlaştırılırken, Klöckner bir kere bile Filistinlilerin onur ve özgürlüğünden, kendi topraklarındaki haklarından söz etmiş değil.

Bunlardan söz etmek yerine Klöckner, “Bizde (Almanya’da) caddelerde yaşananlardan dolayı utanıyorum.” demeyi tercih etti. Klöckner bu şekilde, Filistin’le dayanışma gösteren ve İsrail’in Gazze’deki soykırımını protesto eden Almanya’daki aktivistleri kastediyordu. Klöckner’in soykırım inkârcılığı, Lemkin Soykırım Önleme Enstitüsü tarafından 13 Ocak 2026 tarihinde yapılan açıklamayla bütünüyle uyuşuyordu. Bu açıklamaya göre Almanya’da soykırımın inkârı kurumsallaşmış, İsrail’in eylemlerine yönelik soykırım suçlamalarını reddeden, itibarsızlaştıran ve uluslararası hukuk organlarını hedef alan söylemler Alman siyasal karar alma süreçlerine taşınmıştı.

Klöckner’in ziyareti boyunca tercih ettiği terminoloji, Almanya hakkında Nikaragua tarafından açılmış “soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal” davasına rağmen Alman siyasetinin neden bu suçu görmezden gördüğüne dair de açık örnekler teşkil ediyordu.

Klöckner’e Göre Gazze’de “Soykırım” Değil, “Zor İnsani Koşullar” Var

Klöckner, “Gazze’deki sivil halkın kırılgan durumundan” ve “zor insani koşullar”dan bahsediyordu. Yüzlerce Filistinlinin sözde “ihlal ettiği” için öldürüldüğü “Sarı Hat”tın sabit bir sınır değil, geçici bir demarkasyon hattı olması gerektiğini söylerken, Batı Şeria’nın de facto ilhak edilmesiyle ilgili tek bir ifadede bulunmuyordu. Gazze’deki yıkımı edilgen cümlelerin arkasına saklayan bu dil, soykırımda kendi sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçınan bir siyasetin diliydi.

Klöckner’in ifadeleri o kadar muğlaktı ki, İsrail’e yönelik talep olarak algılanabilecek cümleleri bile bağlayıcılıktan uzaktı. Şöyle bir talebi vardı Klöckner’in mesela: “Uluslararası ve bağımsız gözlemcilerin erişimi ile barış planının uygulanmasına yönelik ilerleyen adımlar için bir takvimin oluşturulması büyük önem taşıyor.”

Büyük ihtimalle tam da ayaklarının altındaki toprakta Filistinlilerin naaşı yatarken, Klöckner, “İsrail’in 7 Ekim’den sonra aldığı güvenlik tedbirlerinin anlaşılır olduğunu” söyledi. Böylece anlaşılırlık ile meşruiyet arasındaki mesafeyi silikleştirdi.

Klöckner’in Temel Motivasyonu: İşler Yolunda Gitsin

Bu açılardan Klöckner, soykırımı mümkün kılan bir ülkenin parlementosunun başkanı olarak, yeni dünya düzeninin “işler yolunda gitsin” habitusunun en güncel temsilcilerinden biri. O, normların değil, gücün belirleyici olduğu bir çağın ruhunu taşıyor. Ama garip bir şekilde retorik seviyede hâlâ normları öne sürüyor.

İşgal edilmiş topraklara, işgalci ordu güçleri eşliğinde giren bir Federal Meclis Başkanı görüntüsü, aynı zamanda hukukun askıya alınmasının normalleştirilmesi anlamına geliyor. Jacobin köşe yazarı ve aktivist Jonathan Peaceman’ın Klöckner’in ziyaretiyle oluşan durumu şöyle tarif ediyor:  “En üst devlet makamı tarafından hukukun ihlal edilmesinin meşrulaştırılmasından başka bir şey değil.”

Klöckner’in ziyareti, İsrail’e silah sevkiyatının geçici olarak durdurulmasının ardından ilişkilerin yeniden “tamir edilmesi” girişimi olarak sunulsa da, gerçekte verilen mesaj çok daha açık: Siyasi ahlak pusulasının bütünüyle şaştığı çağımızda Almanya’nın İsrail’e koşulsuz siyasi himayesi de devam edecek. Kimbilir, belki de Almanya tam da Klöckner’in belirttiği gibi “İsrail parlamentosundan çok şey öğrenebilir.” Soykırım, işgal, ilhak, işkence ve idam ile karakterize bir makama ahlaki üstünlük atfeden bu ifadeler, ironiyi daha da derinleştiriyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler