İsrail’e Silah İhracatı Davasında Almanya’ya Yargı Freni Gelmedi
Kasım 2025’te İsrail’e yönelik silah ihracatı kısıtlamalarını kaldıran Almanya’da, Anayasa Mahkemesi Gazze’de yaşayan bir başvurucunun ihracat izinlerinin iptali talebiyle yaptığı bireysel başvuruyu kabul edilemez bularak esasa girmedi. Mahkeme, kararında yürütmenin dış politika ve silah ihracatı alanındaki geniş takdir yetkisini teyit etti.
Almanya’nın en yüksek yargı organı olan Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, İsrail’e yönelik silah ihracatına karşı yapılan bireysel başvuruyu kabul edilemez bularak esastan incelemedi. Gazze Şeridi’nde yaşayan bir Filistinli tarafından yapılan ve anayasal esasları temel alan şikâyetin, Mahkemenin İkinci Senatosuna bağlı ikinci dairesi tarafından reddedildiği açıklandı.
Başvuru, Alman makamlarının İsrail’e askeri teçhizat ihracatı için verdiği izinlerin iptal edilmesini talep ediyordu. Davacı, söz konusu ihracat kapsamında İsrail ordusunun kullandığı Merkava tankları ve Namer zırhlı personel taşıyıcılarında yer alan transmisyon parçalarının Almanya’dan tedarik edildiğini, bu araçların İsrail ordusu tarafından Gazze’deki kara operasyonlarında kullanıldığını ve bunun kendi yaşam hakkını tehlikeye attığını savundu.
Mahkeme ise alt derece idare mahkemelerinin başvurucunun dava ehliyeti bulunmadığı yönündeki değerlendirmesinde anayasal bir ihlal görmedi.
İnsan Yaşamını Koruma Yükümlülüğünü Hatırlatan Mahkeme, Takdiri Devlete Bıraktı
Kararda, Alman devletinin temel haklardan ve anayasanın uluslararası hukuka açıklık ilkesi çerçevesinde uluslararası insancıl hukuk ile insan haklarını koruma yükümlülüğü bulunduğu vurgulandı. Yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün korunmasına ilişkin temel haktan devlet için genel bir koruma ödevi doğduğu hatırlatıldı.
Ancak Mahkeme, bu genel yükümlülüğün devlet organlarına hangi somut adımların atılacağı konusunda geniş bir takdir alanı tanıdığını belirtti. Buna göre bireyler, belirli dış politika ya da güvenlik politikası tedbirlerinin alınmasını doğrudan talep etme hakkına sahip değil. Kararda, dış ve güvenlik politikasının yürütmenin geniş değerlendirme yetkisine sahip olduğu bir alan olmaya devam ettiği ifade edildi. Almanya’da silah ihracatını düzenleyen dış ticaret hukuku kuralları, uluslararası silah ticareti anlaşmaları ve Avrupa Birliği ortak tutumları çerçevesinde insan hakları ve insancıl hukuk risklerinin dikkate alındığı bir denetim sistemi bulunduğu belirtildi.
Bu sistem kapsamında, askeri teçhizatın uluslararası hukuku ihlal edecek şekilde kullanılma riskinin değerlendirilmesi ve böyle bir riskin yüksek olması halinde ihracat izninin reddedilmesi gerektiği hatırlatıldı. Mahkeme, mevcut düzenleyici çerçevenin anayasal açıdan yetersiz olduğunun ortaya konulamadığı kanaatine vardı.
Kararda ayrıca, koruma yükümlülüklerinden kural olarak bireylerin mahkemede ileri sürebileceği somut tedbir taleplerinin doğmayacağı; yalnızca çok istisnai durumlarda devletin takdir alanının tek bir önleme indirgenebileceği ifade edildi. Somut olayda ise böyle bir daralmanın gösterilemediği belirtildi.
Gazze’deki Filistinli Davacının Başvurusu Neler İçeriyordu?
Gazze’de yaşamını sürdüren ve ailesinden birçok kişiyi saldırılarda kaybettiğini belirten davacı, Şubat 2024’te eşini ve çocuğunu, daha sonra babası ve kardeşlerini yitirdiğini aktardı. Alman Federal Ekonomi ve İhracat Kontrol Dairesi tarafından verilen ihracat izinlerine karşı üçüncü taraf itirazında bulunan davacı, ayrıca yürütmenin durdurulması talebiyle idare mahkemesine başvurdu.
Başvuruda, söz konusu ihracat izinlerinin devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği ileri sürüldü. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun kendi temel haklarının doğrudan ihlal edildiğini ileri süremeyeceği gerekçesiyle başvuruyu reddetti. Üst mahkeme de bu kararı onadı.
Anayasa Mahkemesi ise başvurucunun, alt derece mahkemelerinin temel hakların kapsamına ilişkin değerlendirmesinin anayasal açıdan hatalı olduğunu yeterince temellendiremediğine hükmetti.
ECCHR: “Silah İhracatının Denetimine Yönelik Sistem Pratikte İşlemiyor”
Karar, uluslararası hukuk ve insan hakları alanında faaliyet gösteren kuruluşların tepkisini çekti. Avrupa Anayasal ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR) Eş Direktörü ve Avukat Dr. Alexander Schwarz, mahkemenin yaklaşımının etkili başvuru hakkını zayıflattığını savundu. Kurum adına yaptığı değerlendirmede, Alman silah ihracatının uluslararası hukuk ihlallerine katkı sunma riski taşıdığı durumlarda, bundan etkilenen kişilerin yargı yoluna erişebilmesi gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, başvurucunun Gazze’de yaşadığı kişisel kayıplara da dikkat çeken Schwarz, ailesinden bazı kişilerin saldırılarda hayatını kaybettiği, kendisinin de defalarca yerinden edildiği ve halen güvensiz koşullarda yaşadığı belirtti. Bu bağlamda ihracat izinlerinin hukuka uygunluğunun mahkemelerce esastan incelenmemesinin ciddi bir hukuki boşluk yarattığı ve mevcut denetim mekanizmalarının yetersizliğine dikkat çekildi: “Eğer bir koruma sistemi mevcutsa ancak sistematik uluslararası hukuk ihlallerinin yaşandığı bir savaşta silahların kullanılmasını engelleyemiyorsa, bu sistem pratikte etkisiz kalıyor demektir.”
Kararda hükûmetin dış politikadaki “geniş takdir yetkisine” vurgu yapılması, insan haklarının yargısal denetimin dışında bırakıldığı eleştiren Schwarz, bu durumun anayasal bir hak olan “etkili hukuki koruma” ilkesini zedelediği şu sözlerle ifade etti: “Alman Anayasası’nın öngördüğü gibi insan hakları etkili bir şekilde korunacaksa, hükûmetin dış politika takdir yetkisi, temel insan haklarının söz konusu olduğu noktada sona ermelidir.”
“Soyut Vaatler ile Gerçeklik Arasındaki Bir Uçurum Var”
Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı soykırım davası kapsamında Uluslararası Adalet Divanının (UAD) 2024’te aldığı ihtiyati tedbir kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Benjamin Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililere dair tutuklama emirlerine rağmen ihracatın sürmesinin, Almanya’nın uluslararası hukuk karnesini zayıflattığı savunan Schwarz, davanın reddedilmesinin mağdurlar için adaleti ulaşılmaz kıldığını belirtti: “Bu karar, soyut insan hakları vaatleri ile gerçek hukuki koruma arasındaki uçurumun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. İnsan hakları, bu bağlamda dava edilemeyen ‘temenni niteliğinde’ beyanlar olarak kalıyor.”
Anayasa Mahkemesinin bu fırsatı kaçırdığını belirten Schwarz, silah ihracatının tarafsız bir ticari işlem olmadığını, doğrudan insan hakları ihlallerine destek olma riski taşıdığını yineledi.
“Almanya ‘Devlet Aklı’nı Öne Sürerek Filistinli Hayatlarını Önemsizleştiriyor”
Filistinli insan hakları örgütü Al-Haq da kararı, devletlerin dış politika tercihleri lehine yargısal denetimin sınırlandırılması olarak değerlendirdi. Almanya’nın uluslararası hukuk uyarınca silah ihracatında soykırım ve ağır insancıl hukuk ihlali risklerini dikkate almakla yükümlü olduğu vurgulandı.
Örgüt, Alman hükûmetinin son yıllarda İsrail’e verdiği ihracat izinlerinin toplam değerine ve Gazze’deki sivil kayıplara ilişkin raporlara atıf yaparak, mevcut denetim mekanizmalarının pratikte yetersiz kaldığını savundu.
Al-Haq Genel Direktörü Shawan Jabarin, kararın küresel bir cezasızlık eğiliminin parçası olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Almanya, Soykırım Sözleşmesi dahil olmak üzere uluslararası hukukla bağlı kalmaya devam etmelidir. İsrail’in suçlarını ne pahasına olursa olsun savunan ve Filistinli hayatlarının maliyetini önemsizleştiren bir ‘devlet aklı’ (Staatsräson) politikasına bağlılık kabul edilemez. Filistin halkı için adaleti aramaya devam edeceğiz.”
İsrail’e Silah Satışı Nedeniyle Dava Edilen Almanya
Karar, Almanya’da silah ihracatı ile dış politika alanındaki takdir yetkisinin yargısal denetimi arasındaki denge tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Almanya, ABD’nin ardından İsrail’in en büyük silah tedarikçilerinden biri; son iki yılda verilen ihracat lisanslarının toplam değeri, Aralık 2025 itibarıyla 606 milyon avroyu aştı. Uluslararası Adalet Divanının (UAD) ihtiyati tedbir kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrailli yetkililere dair tutuklama emirlerine rağmen sevkiyatların sürmesi, Berlin’in uluslararası hukuk bakımından sorumluluğuna ilişkin eleştirileri artırıyor.
İsrail’in Gazze’nin tamamını ele geçirmeye yönelik saldırı planının ardından Alman hükûmeti bazı kısıtlamalar getirme kararı almıştı: Bu doğrultuda Ağustos 2025’te Gazze’de kullanılma ihtimali bulunan bazı askerî teçhizatın İsrail’e satışına kısıtlamalar getirildi. Ancak Almanya 10 Ekim’de ilan edilen ateşkesin bölgeye bir “istikrar” getirdiğini gerekçe göstererek 24 Kasım itibarıyla kaldırdı ve yeniden “vaka bazlı” ihracat incelemesine döndü.
Uluslararası düzeyde ise Nikaragua’nın Almanya aleyhine UAD’de açtığı dava, Berlin’in yaptığı ön itiraz nedeniyle yetki ve kabul edilebilirlik aşamasında. Nikaragua’nın itirazlara yanıtı için son tarih 23 Şubat 2026 olarak belirlenmişti. Bu yanıtların tesliminin ardından esas yargılamanın ise yıllara yayılabileceği belirtiliyor. (P)