Avrupa’da Bürokrasi Sosyal Haklara ve Yardımlara Erişimi Nasıl Engelliyor?
Avrupa Birliği ve üye devletler konut, enerji ve sosyal yardımlar gibi alanlarda hakları genişletirken, karmaşık başvuru süreçleri, ağır belge yükümlülükleri ve dijital bariyerler milyonlarca insanın bu haklara fiilen ulaşmasını engelliyor. Araştırmalar, “idari kırılganlık” olarak tanımlanan bu yapısal sorunun, sosyal devletin kâğıt üzerindeki vaatleri ile vatandaşların günlük deneyimi arasındaki uçurumu derinleştirdiğini ortaya koyuyor.
Avrupa’da ulusal ve bölgesel parlamentolar, konut, enerjiye erişim, sağlık ve sosyal bakım gibi alanlarda vatandaşların korunma hakkını büyük ölçüde tanıyor. Ancak kıta genelinde, sosyal yardımlara hukuken hak kazandığı hâlde fiilen bu yardımları alamayan insanların sayısı giderek artıyor.
Karmaşık başvuru süreçleri, ağır belge yükümlülükleri, uzun bekleme süreleri ve giderek yalnızca dijital ortama taşınan hizmetler, sosyal hakları adeta bir engelli parkura dönüştürdü. Bu sistemlerde yol almaya çalışan insanların gündelik deneyimi, Avrupa’nın sosyal modelinin kalbinde derin bir çelişkiyi ortaya koyuyor: Hukuk hakları tanıyor, ancak bu hakları kullanmak son derece zor.
Araştırmamız, “idari kırılganlık” olarak adlandırılan bu çelişkiye odaklanıyor. Bulgularımıza göre giderek daha fazla insan, yasa tarafından korunmadıkları için değil; idari sistemlerin tasarımı ve işleyişi bu hakların kullanılmasını fiilen engellediği için refah devletinin boşluklarına düşüyor.
Avrupa Birliği’nin “İyi Yönetim İlkesi”
Son on yılda Avrupa Birliği, sosyal boyutunu kademeli olarak güçlendirdi. 2017 tarihli Avrupa Sosyal Haklar Sütunu, enerji yoksulluğuna ilişkin Komisyon Tavsiyesi ve Avrupa Uygun Fiyatlı Konut Planı gibi girişimler bunun örnekleri arasında yer alıyor.
Bu taahhütler, üye devletlerdeki sosyal reformlar ve süregelen politika tartışmalarıyla da örtüşüyor. Fransa, İspanya, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler gelir desteği, konut yardımı ve temel hizmetlere erişimi genişletmeye yönelik adımlar attı. Ancak genişletilen bu haklar yalnızca yasama iradesine bağlı değil; aynı zamanda idari uygulamaya da dönüşmek zorunda.
Teoride AB, bu hakların sunumunu da güvence altına alıyor. “İyi yönetim ilkesi”, AB Temel Haklar Şartı’nın 41. maddesinde yer alıyor: “Herkes, işlerinin kamu kurumları tarafından tarafsız, adil ve makul bir süre içinde ele alınmasını isteme hakkına sahiptir.”
Ne var ki bu korumalar, büyük ölçüde kamu kaynaklarının yönetimine ve idari desteğe bağlı. Yani idari tasarım, kaynak tahsisi ve usule erişilebilirlik; herkesin dilinde olan bu önemli hakların vatandaşlar tarafından gerçekten kullanılabilmesini belirleyebiliyor.
Avrupa’daki İdari Kırılganlık
Avrupa genelinde hakların kullanımı, katı bürokrasi içinde yol bulabilme becerisine ve kırılgan grupların ihtiyaçlarına göre uyarlanmamış karmaşık süreçlere bağlı. Aşırı belge taleplerinden parçalı karar alma mekanizmalarına, katı süre sınırlamalarından başvuru sahiplerinin yaşam koşullarına dair varsayımlara kadar uzanan pek çok unsur, süreci zorlaştırıyor.
İdari tasarım, kıta genelinde dışlanma üretiyor. Bunun iki çarpıcı örneği şöyle: 2020 yılında İspanya, gelir testine dayalı asgari gelir programı olan Ingreso Mínimo Vital’i başlattı. Bu ödemeye erişebilmek için başvuru sahiplerinin hane yapısını, gelir durumunu, ikamet ve aile statüsünü kanıtlayan kapsamlı belgeler sunması gerekiyor. Bu belgelerin önemli bir kısmı, birbiriyle iletişim kurmayan farklı kamu kurumlarının elinde bulunuyor. Ayrıca başvuru sahiplerinden idari hataları kendilerinin tespit edip düzeltmeleri bekleniyor.
Tüm bunlar, işlem sürelerinin aylarca uzamasına yol açıyor; böylece yardıma hukuken hak kazanan haneler, ihtiyaç duydukları gelir desteğinden mahrum kalabiliyor.
Hollanda’da ise 2005-2019 yılları arasındaki çocuk bakım yardımı skandalı (toeslagenaffaire), otomatik dolandırıcılık tespit algoritmalarının yabancı kökenli düşük gelirli aileleri sistematik biçimde “yüksek riskli” olarak işaretlediğini ortaya koydu. Böylece yardım talep eden kişilere ispat yükü yüklendi.
Skandalın sonuçları Hollanda hükümetinin düşmesine kadar vardı. Olay, güçlü sosyal haklara sahip bir refah sisteminde bile, hak sahiplerini desteklemek yerine onları denetlemeye odaklanan paternalist idari mantığın zarar ve dışlanma üretebileceğini gösterdi.
Bu engeller, kırılgan durumdaki insanları orantısız biçimde etkiliyor ve “idari kırılganlık” dediğimiz durumu ortaya çıkarıyor: Hakların yokluğundan değil, kamu idarelerinin işleyiş biçiminden kaynaklanan bir dışlanma. Bu yapısal sorun, neredeyse tüm refah rejimlerinde görülüyor.
Dijitalleşme ise yeni bir dışlanma katmanı ekledi ve koronavirüs krizi sırasında hız kazandı. Yalnızca çevrim içi sistemler birçok kişi için işlemleri kolaylaştırsa da, zorunlu elektronik kimlik uygulamaları ve yüz yüze desteğin azalması, sosyal hakların kullanımını giderek dijital becerilere bağımlı hâle getiriyor.
İspanya’nın Galiçya Bölgesinden Gelen Önemli Bulgular
İspanya bu açığı özellikle net biçimde gösteren ülkelerden biri. Son yıllarda merkezi hükümet ve bazı özerk bölgeler, gelir desteği, konut ve sosyal koruma alanlarında iddialı yasalarla sosyal hakları genişletti. Ancak hak kazanmasına rağmen yardımı almayanların oranı yüksek. Örneğin Ingreso Mínimo Vital’de hak sahiplerinin yarısından fazlası ödemeyi hiç alamıyor. Bunun temel nedeni hukuki uygunluk eksikliği değil, idari engeller. Araştırma grubumuz, ağır yükümlülükler, uzun prosedürler, yardım alanların mahremiyetine müdahale gibi unsurların anayasal olarak tanınmış sosyal hakların kullanımında ciddi engeller oluşturduğu hipotezini geliştirdi.
Bu hipotezi test etmek için, sosyal hizmetler ve konut alanında yetkileri bulunan Galiçya özerk bölgesine odaklandık.
Beş yıllık bir dönemde bölge Ombudsmanına yapılan şikâyetleri analiz ettik ve kırılgan gruplarla çalışan sivil toplum örgütleriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Sağlık hizmetlerine erişimden engellilik tanınmasına, konut desteklerinden toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadınlara yönelik sosyal yardımlara kadar birçok alanda idari kırılganlık bulgularına ulaştık.
Ardından bu sonuçları Katalonya, Endülüs ve Bask Bölgesi gibi diğer özerk bölgelerin Ombudsman raporlarıyla karşılaştırdık. Ortaya çıkan tablo çarpıcı biçimde benzerdi: İdari tasarım, yasada tanınmış hakların fiilen alınıp alınamayacağını sistematik biçimde belirliyordu. Bu örtüşen bulgular, idari kırılganlığın, hakların tanınması ile kırılgan durumdaki insanların gündelik yaşamı arasındaki yapısal boşluğu genişlettiği yönündeki daha geniş hipotezi destekliyor.
Refah Sistemlerini Sadeleştirmek Gerekiyor
Bu boşluğu azaltmak, yalnızca tekil düzenlemeler ya da teknolojik çözümlerle mümkün değil. İdari tasarımın –usuller, örgütlenme ve kurumsal kültür dâhil– kapsamlı biçimde gözden geçirilmesi gerekiyor. Son araştırma projemizde bu reforma rehberlik edebilecek altı temel öneri geliştirdik:
- Sosyal haklara ilişkin prosedürleri sadeleştirerek gereksiz belge yüklerini ortadan kaldırmak.
- Politika ve hizmet tasarımında insanların gerçek yaşam koşullarını dikkate almak; eşitlik, onur ve mahremiyet açısından ayrımcı gereklilikleri gözden geçirmek.
- Dijital süreçlerde kimlik doğrulama ve güvenlik şartlarını, özellikle kırılgan grupları etkilediği durumlarda, zorunlu olanla sınırlamak.
- Kamu kurumlarının hâlihazırda sahip olduğu verileri kullanarak otomatik ve proaktif yardım tahsis sistemlerine yönelmek.
- Yüz yüze destek ve idari rehberliği güçlendirmek; dijital süreçlerde insanlara yardımcı olacak hizmetlerin erişilebilirliğini sağlamak.
- Süreler ve kaynak kullanımı konusunda göstergeler geliştirerek darboğazları ve dışlayıcı eğilimleri tespit etmek.
Son tahlilde refah devleti, yalnızca kâğıt üzerinde tanıdığı haklarla değil; bu hakları en çok ihtiyaç duyanlar için fiilen hayata geçirme kapasitesiyle ölçülmeli. Hakların genişletilmesi, özellikle dezavantajlı konumdan başlayanlar için sosyal yardımlara erişim bir engelli parkur olmaya devam ediyorsa, sınırlı bir anlam taşıyor.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 2 Şubat’ta The Conversation‘da yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.