Kudüs’te Ramazan: Kalabalığın İçinde Bir Kavuşma Hatırası
Kudüs’te Ramazan; Şam Kapısı’ndan Mescid-i Aksa’ya uzanan iftar telaşı, altın kubbenin altında kurulan sofralar ve yıllar sonra bir bayram sabahında yaşanan beklenmedik bir kavuşma demek.
“Özür dilerim, daha önce Kudüs’e gelmiş miydin?”
Kudüs’te son günümüz. Bir bayram sabahı, Kubbetü’s Sahra’nın içerisinde yer kalmadığı için avluda oturmuş arkadaşlarla namazın başlamasını bekliyoruz. Ayrılığın verdiği hüzün ve yorgunluk arasında birisiyle karıştırdı herhalde, en son üç sene önce gelmiştim ve bu Filistinli kızın beni hatırlama ihtimali yoktur diye geçiştiriyorum.
“Üç sene önce, yanında 2-3 kız daha vardı, o sen değil misin?”
Bu sefer yanıma yaklaşıyor. Cevabım onu mutlu etmemiş olacak ki, üsteleyici bakışlarla hatırlamamı bekliyor.
Şam Kapısı’ndan Mescid-i Aksa’ya İftar Yolculuğu
Kudüs’te geçirdiğim ilk ramazan ayını hiç unutmuyorum. Bir mayıs ayıydı… Uçaktan iner inmez yüzümüze çarpan o bunaltıcı sıcak. Dört arkadaş, Ramazan’ın son haftasını Kudüs’te geçireceğimiz için tarifsiz bir heyecan ve mutluluk içerisindeyiz. Otele hızlıca yerleştikten sonra Şam Kapısı’nda buluşuyoruz. İftara çok az bir süre kaldığı için yiyecek bir şeyler alıp Mescid-i Aksa’da iftarımızı açmayı planlıyoruz.
Surlar, bizimle aynı telaşla alışveriş yapan insanlarla dolu. Taze sıkılmış portakal ve nar suyu, kakuleli tatlılar, şavarmalar satan abiler “Aşara, aşara!” (10 şekel) diye sesleniyor. Kalabalığı görünce sadece falafel ve humus alsak yeter diye düşünüp o uzun kuyrukta sıraya geçiyoruz. Şekelleri uzatıp hemen yolumuza devam ediyoruz.
Hızlı adımlarla ilerlerken birileri “Sallu alen Nebiy” diyerek su ikram ediyor. Birkaç adım sonra Türkçe “Hoş geldiniz, hoş geldiniz!” diye selamlayıp yine elimize hurmalar tutuşturuyorlar. Harçlıklarını çıkarmaya çalışan çocuklardan çikolata topları da alınca, hiç planda yokken yine elimiz kolumuz poşetlerle dolup taşıyor.
Ramazan ayına özel renkli ışıklarla süslenen surların bir köşesinde gençler toplanmış “Qamarun” ilahisini söylüyor; uzakta başka bir kalabalıktan “Taleal Bedru” nidaları yükseliyor. Sadece Mescid-i Aksa’ya giden bu yol bile Kudüs’te geçirilen Ramazan’ın bereketini anlatmaya yetiyor.
Zeytin ağaçlarının altında aileler sofralarını çoktan sermiş; kimileri namaz kılıp dualarını ediyor, kimileri ise evlerinden getirdikleri yemekleri sofralara yerleştiriyor. Biz de Kubbetü’s Sahra’nın avlusunda boş bir alan bulup yiyeceklerimizi yerleştiriyoruz. Tüm ihtişamıyla bizi karşılayan altın kubbeyi izliyor, yeniden kavuşmuş olmanın yüzümüze kondurduğu tebessümle iftar vaktini haber veren topun sesini bekliyoruz.
İlerleyen günlerde iftarımıza hep birileri eşlik ediyor: Kimi zaman Avrupa’nın dört bir yanından gelmiş Müslümanlar, kimi zaman orada yaşayan Filistinliler. Onlar bize maklube ikram ederken biz de Eriha çileklerinden veya Filistin simidinden ikram ediyoruz. Soframız her zaman o birlikteliğin bereketiyle dolup taşıyor.

Kudüs’ün tarihî kent merkezindeki ramazan ayı süslemeleri | Fotoğraf: Mohammad Issam – Shutterstock.
Mescid-i Aksa’da Ramazan Geceleri
Gündüzleri çok sıcak olduğu için teravihten sonra sabah namazına kadar Mescid-i Aksa’da kalıyoruz. Burası biz Müslümanlar için yalnızca bir ibadet mekânı değil; ilk kıblemiz ve İsra hadisesinin yaşandığı mübarek bir alan. Mescid-i Aksa’da her namazımızı farklı bir mescitte kılmaya özen gösteriyoruz. Kubbetü’s Sahra’nın sarı, yeşil ve kırmızı mozaikleri altında; Peygamber Efendimiz’in Miraç gecesi Burak’ı bağladığına inanılan Burak Mescidi’nde ve birçok kişinin itikâfa çekildiği Mervan Mescidi’nde saf tutuyoruz.
Rivayetlere göre pek çok peygamberin bu topraklarda namaz kıldığına inanılır. Böyle bir şuurla secdeye varmak, insanın omuzlarına hem büyük bir sorumluluk hem de tarifsiz bir huzur yüklüyor. Burada kılınan namaz sadece bireysel bir ibadet değil; asırlardır süregelen bir ümmet hafızasının parçası gibi hissettiriyor. Mescid-i Aksa’da kavurucu sıcağın altında kıldığımız o cuma namazının tadını, kalabalıktan adım atacak yerin kalmadığı Kadir Gecesi’nin heyecanını, gece namazında ayaklarımıza vuran o tatlı yorgunluğu, o Ramazan’a has bereketi ve neşeyi her Ramazan büyük bir özlemle anıyoruz.
Bayram Sabahı ve Yeniden Karşılaşma
“Hatırladım! Annenle ve seninle iftar yapmıştık! Sevde, hatırlasana, şu ileride oturmuştuk!”
Evet, hatırlamıştım. 2019 yılında Kubbetü’s Sahra’nın avlusunda birlikte iftar yapmıştık ve sofralarını bizimle paylaşmışlardı. Arkadaşımın gözleri doluyor ve Filistinli Saja’ya sarılıyor. Annesini çağırıyor; o da şaşkınlıkla ağlamaya başlıyor. Bu sahneye şahit olan diğer arkadaşlarımız da gözyaşlarını tutamıyor.
“Annem o iftardan beri tanıdığı herkese sizden ve birlikte yaptığımız o iftardan bahsediyor. Her Ramazan sizi tekrar görmeyi umuyorduk.” diyor Saja.
Bir bayram sabahı… On binlerce insan en güzel elbiselerini giymiş, akın akın Mescid-i Aksa’ya gelmiş. İnanılmaz bir kalabalık var. Bizim ise Kudüs’te son anlarımız; namazı kılıp uçağa yetişmemiz gerekiyor. Bu kalabalığın içinde Saja gelip yanımıza oturuyor. O kadar insanın arasında bizi hatırlıyor ve Allah yeniden kavuşmamızı nasip ediyor.
Kudüs’te Ramazan tam olarak böyle bir şey işte.