Orta Doğu

İran’ın Yeni Lideri Mücteba Hamaney: Rejim ve Savaş İçin Ne Anlama Geliyor?

İran’da liderlik makamı ilk kez aynı aile içinde el değiştirdi. Uzmanlar Meclisi, Mücteba Hamaney’i “ezici çoğunlukla” ülkenin üçüncü dinî lideri ilan ederken, karar savaş baskısı altındaki Tahran’ın komuta zincirinde boşluk bırakmama hamlesi olarak yorumlanıyor.

İran’ın Yeni Lideri Mücteba Hamaney: Rejim ve Savaş İçin Ne Anlama Geliyor?
8 Mart itibarıyla ABD ve İsrail’in, İran'ın başkenti Tahran'da hedef aldığı Şehran petrol deposundaki yangın devam ediyordu. | Fotoğraflar: Hassan Ghaedi (AA) - İran Lideri Basın Ofisi (AA). Kolaj: Perspektif.

İran’da Uzmanlar Meclisi, 28 Şubat’taki ABD-İsrail saldırısında öldürülen Ali Hamaney’in ardından ülkenin yeni dinî lideri olarak oğlu Mücteba Hamaney’i seçti. 8 Mart’ta İran devlet medyası ve uluslararası ajanslara yansıyan açıklamalara göre Mücteba Hamaney, Uzmanlar Meclisi üyesi 88 din adamının “ezici oy çoğunluğuyla” İran İslam Cumhuriyeti’nin üçüncü lideri ilan edildi. Uzmanlara göre kararın, savaşın bölgesel ölçekte genişlediği ve İran’ın hem içeride hem dışarıda ağır baskı altında bulunduğu bir dönemde alınması, bu gelişmeyi sıradan bir halefiyet meselesi olmaktan çıkarıp rejimin geleceğine dair kritik bir dönüm noktasına dönüştürdü.

Yeni liderin belirlenmesinin hemen ardından İran Genelkurmay Başkanlığı, Devrim Muhafızları Ordusu ve İran Ordusu’ndan peş peşe bağlılık mesajları geldi. Aynı saatlerde Devrim Muhafızları da, Mücteba Hamaney’in seçilmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ve ABD üslerine yönelik yeni bir füze ve İHA saldırı dalgası düzenlendiğini duyurdu. Misilleme saldırılarının zamanlaması, Tahran’ın içeride liderlik boşluğu görüntüsü vermemeye ve dışarıya da komuta zincirinin kesintisiz sürdüğü mesajını iletmeye çalıştığı yönünde yorumlandı.

Uzmanlara göre Mücteba Hamaney’in seçimi, yalnızca bir isim değişikliğini değil, İran rejiminin savaş şartları altında hangi önceliklerle yeniden tahkim edilmek istendiğini de gösteriyor. The Guardian gazetesinin diplomasi editörü Patrick Wintour, bu tercihin “muhafazakâr sürekliliğin sembolik ve gerçek bir zaferi” olarak okunabileceğini yazarken, ülkedeki reform yanlısı çevrelerin savaş koşullarında böyle bir seçimin ertelenmesi gerektiğini savunduğunu aktarıyor. Mücteba Hamaney’in özellikle Devrim Muhafızları’na (IRGC) yakın çevrelerin desteklediği aday olduğunun altını çizen Wintour, rejimin krizi reformla değil, merkezî kontrolü koruyarak yönetmek istediğine dikkat çekiyor.

İran’da Dinî Liderlik Makamı Neden Kritik Öneme Sahip?

İran siyasal sisteminde cumhurbaşkanı seçimle iş başına gelse de belirleyici makam “rehberlik”, yani dinî liderlik makamı. Anayasal sistem içinde lider; silahlı kuvvetlerin başkomutanı, iç ve dış politikanın nihai belirleyicisi ve devlet organlarının üstünde konumlanan otorite olarak kabul ediliyor. Bu nedenle yeni liderin kim olacağı, yalnızca dinî meşruiyet ya da sembolik devlet başkanlığı açısından değil; savaş, diplomasi, güvenlik bürokrasisi ve rejimin yönelimi bakımından da belirleyici bir mesele niteliği taşıyor. İran’da bu makamın sahibi 88 üyeli Uzmanlar Meclisi tarafından seçiliyor; ancak adaylık ve meclis yapısının kendisi de sistemin çekirdek kurumları tarafından biçimlendirildiği için süreç, teorik bir seçim mekanizmasının ötesinde güç dengeleriyle yakından bağlantılı görülüyor.

İran dış politikası uzmanı Dr. Muhammed Berdibek de Mücteba Hamaney’e ilişkin değerlendirmesinde, bu tercihin yalnızca Devrim Muhafızları kampının baskısıyla açıklanamayacağını, asıl meselenin geleneksel muhafazakâr çevrelerle yeni nesil radikal muhafazakâr grupları aynı çatı altında tutabilecek bir uzlaşı zemini oluşturmak olduğunu belirtiyor. Berdibek’e göre İran sisteminin kurucu ilkesi olan Velâyet-i Fakih doktrini devlet sürekliliğinin merkezinde yer alıyor; dolayısıyla liderlik makamında yaşanacak bir boşluğun hızla doldurulması rejim açısından yalnızca siyasî değil, kurucu ideolojinin yeniden teyidi anlamına da geliyor.

Yıllardır Olası Halef Olarak Anılan Mücteba Hamaney Kimdir?

1969’da Meşhed’de doğan Mücteba Hamaney, Ali Hamaney’in ikinci oğlu. Ülkenin dinî merkezlerinden biri olan Kum şehrinde dinî eğitim aldığı, ileri düzey fıkıh ve usul derslerine devam ettiği ve İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında Besic saflarında cephede bulunduğu aktarılıyor. Oğul Hamaney’i dikkat çekici kılan esas unsurun, resmî bir devlet görevi olmaksızın uzun yıllardır rejim içi güç ağlarının merkezinde anılması olduğu ifade ediliyor. Uluslararası basına yansıyan biyografisine göre 2000’lerin ortasından itibaren adı hem İran içinde hem dış medyada daha sık duyulmaya başladı; bazı analistler onun Devrim Muhafızları içindeki kimi komutanlarla yakın ilişkileri bulunduğunu, 2005 ve 2009 seçimleri ile bazı üst düzey atamalarda etkili olduğunu ileri sürdü. Bu iddialar uzun yıllar resmî olarak doğrulanmadı; ancak Mücteba Hamaney’in “görünmeyen ama etkili” bir aktör olarak algılanmasına zemin hazırladı.

İran tarihçisi Dr. Rahim Farzam da Mücteba Hamaney’in yükselişini klasik bir siyasetçi kariyerinden çok, Devrim Rehberliği Ofisi, güvenlik kurumları ve muhafazakâr elitler arasındaki ilişkiler ağı içinde şekillenen bir güç birikimi olarak tanımlıyor. Farzam’a göre onun adı özellikle 2005 seçimlerinde -ev hapsinde tutulan- Mehdi Kerrubi’nin muhalefeti ve 2009’daki Yeşil Hareket protestoları sırasında daha görünür hâle geldi. Farzam’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise, Mücteba Hamaney’in Devrim Muhafızları ile kurduğu bağların, onu sadece muhtemel bir halef değil, aynı zamanda güvenlik merkezli bir rejim sürekliliğinin taşıyıcısı olarak öne çıkarması.

Meşruiyetini Devrime Dayandıran İran Rejimine Yönelik Hanedan Tartışmaları

Mücteba Hamaney’in seçilmesiyle birlikte en çok öne çıkan başlıklardan biri, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde ilk kez liderliğin fiilen babadan oğula geçmesi oldu. Bu durum, monarşiye karşı yapılan 1979 devriminin kurucu söylemiyle ne kadar uyumlu olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Reuters ve Associated Press, bu gelişmenin İran’ın ideolojik olarak reddettiği hanedanlaşma ihtimalini canlandırdığını vurgularken, the Guardian da seçimin ülke içinde hanedan tipi bir geçiş tartışmasını tetiklediğini yazdı.

Bu tartışma, rejimin resmî söyleminde açıktan dillendirilmese de gelişmenin analitik olarak en kaçınılmaz boyutlarından biri. Zira İran İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyeti uzun süre Pehlevî Hanedanı’na (1925-1979) karşı geliştirilen saltanat karşıtı bir devrim anlatısı üzerine inşa edildi. Tam da bu nedenle, Mücteba Hamaney’in seçimi bir yandan kurumsal süreklilik üretirken, öte yandan rejimin ideolojik temelinde gerilim doğurabilecek bir yeni eşiğe işaret ediyor. Dr. Rahim Farzam, bu nedenle Mücteba Hamaney döneminin daha başından itibaren meşruiyet tartışmalarıyla karşı karşıya kalabileceğini; rejimin ilk refleksinin de bu yüzden güvenlik aygıtı üzerindeki kontrolü daha da pekiştirmek olabileceğini belirtiyor.

Oğul Hamaney Tercihinin Savaşın Seyri ve Rejimin Geleceği Açısından Anlamı

Kararın zamanlaması, en az içeriği kadar önemli. Mücteba Hamaney, İran’ın savaşın onuncu gününe girdiği, İsrail ve ABD ile çatışmanın bölgesel yayılma riskinin arttığı, Körfez ülkelerinin de doğrudan ya da dolaylı hedef hâline geldiği bir tabloda göreve geldi. ABD Başkanı Donald Trump daha seçimden önce Mücteba Hamaney’i “kabul edilemez” bir seçenek olarak nitelendirmişti. Seçimin ardından İsrail’in İran’daki “rejim altyapısını” hedef alan yeni saldırılar düzenlediği, İran bağlantılı unsurların da Irak, Körfez ve İsrail hattında yeni saldırılar gerçekleştirdiği bildirildi.

Patrick Wintour’un analizinde öne çıkan noktalardan biri de şu: İran içindeki bazı çevreler, savaş şartlarında liderlik seçiminin ertelenmesini ve savunma koordinasyonunun daha çok silahlı kuvvetler ile deneyimli güvenlik isimlerinde kalmasını savunuyordu. Buna karşılık Mücteba Hamaney’in destekçileri, tam tersine, belirsizliğin uzamasının rejim için daha büyük risk taşıdığını düşündü. Bu okuma doğruysa, Tahran’ın önceliği savaşın gidişatını hemen değiştirmekten önce, komuta merkezinde boşluk oluşmadığını göstermek oldu.

Lider seçimini değerlendiren Dr. Murat Cingöz ise savaşın İran açısından yalnızca askerî değil, “ontolojik güvenlik” krizi ürettiğini ifade ediyor. Cingöz’e göre İran rejimi için “direniş paradigması” bir dış politika tercihi olmanın ötesinde, rejim kimliğinin omurgası niteliğinde. Bu yüzden ağır askerî ve ekonomik maliyetlere rağmen geri adım atmak, yalnızca stratejik değil kimliksel bir çözülme riski taşıyor. Bu çerçevede Mücteba Hamaney’in seçimi, sadece bir halef tayini değil; rejimin kendi biyografik sürekliliğini, yani “devrimci direniş” anlatısını savaş şartlarında yeniden üretme hamlesi olarak da okunabilir.

Uzman yorumları, Mücteba Hamaney döneminin kısa vadede reformcu ya da esnek bir hatta değil, daha güvenlikçi ve daha merkezî bir çizgide şekillenebileceği noktasında kesişiyor. Farzam, onun güvenlik kurumlarıyla yakın ilişkileri nedeniyle Devrim Muhafızları’nın sistem içindeki rolünün daha da kurumsallaşabileceğini söylerken; Berdibek, Mücteba Hamaney’in geleneksel ve radikal muhafazakâr blokları bir arada tutabilecek bir isim olarak öne çıktığını vurguluyor. Wintour ise bu tercihin reformist çevreler için yeni bir yenilgi anlamına geldiğini ve rejimin savaş ortamında dahi muhafazakâr süreklilikten vazgeçmediğini kaydediyor.

ABD-İsrail saldırılarında Mücteba Hamaney’in babası ve İran’ın uzun süreli lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yanı sıra annesi, eşi Zahra Haddad Adel, bir oğlu, kız kardeşi ve kayınbiraderinin de hayatını kaybettiği bildirildi. Saldırılarda ayrıca aileden bazı yeğenlerin de öldüğü yönünde haberler uluslararası basına yansıdı. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler