Die Linke

Sol Parti İçindeki İsrail Çatlağı, “İthal Antisemitizm” Tartışmasına Dönüştü

Almanya’da Sol Parti (Die Linke), soykırım tanımlaması ve İsrail’e yönelik tutum üzerinden derinleşen bir iç kriz yaşıyor. Aşağı Saksonya teşkilatının İsrail’i “soykırımcı devlet” olarak nitelendirmesinin ardından Andreas Büttner’in istifasıyla büyüyen tartışmalar, Gregor Gysi’nin göçmen kökenli parti üyelerini antisemitizme yol açmakla suçlamasıyla yeni bir boyut kazandı.

Sol Parti İçindeki İsrail Çatlağı, “İthal Antisemitizm” Tartışmasına Dönüştü
15 Mart 2026'daki Aşağı Saksonya Sol Parti Teşkilatı toplantısı. | Fotoğraf: Die Linke. Niedersachsen Facebook hesabı.

Almanya’da Sol Parti (Die Linke), son yıllarda Gazze konusu ve İsrail’e yönelik tutum konularında yön arayışıyla gündemde. Tartışmaların son ve en dikkat çekici adımı, Brandenburg eyaletinin Antisemitizmle Mücadele Sorumlusu Andreas Büttner’in partiden istifası oldu. Büttner istifa mektubunda, Sol Parti’nin Siyonizmi reddetmesiyle bir sınırı aştığını belirterek, “Siyonizmi reddetmek, İsrail’in var oluş hakkını sorgulamaktan başka bir şey değil. Siyonizm, Yahudi halkının kendi devletlerinde kendi kaderlerini tayin etmesi hakkına dayanan bir fikirdir. Kim bu düşünceyi temelde reddederse, bu devleti de sorgulamış olur.” dedi.

Büttner İsrail’e “Soykırımcı Devlet” Denmesinden Rahatsız Oldu

İstifa mektubunda uzun süredir parti içinde yaşanan tartışmalara işaret eden Büttner, özellikle Aşağı Saksonya’daki eyalet teşkilatının aldığı kararların belirleyici olduğunu ifade etti. Söz konusu kararda İsrail’in “soykırımcı devlet” ve “apartheid sistemi” olarak tanımlanması ve “siyonizmin reddi” çağrısı yapılması, Büttner’e göre kabul edilebilir sınırların ötesine geçti. “Bu kararlar benim için artık kabul edilebilir değil” diyen Büttner, bu tür ifadelerin “modern antisemitik ideolojinin parçası olan anlatıları” yeniden ürettiğini savundu.

Büttner, yalnızca siyasi kararları değil, Sol Parti’deki tutumu da eleştirdi. Sosyal medyada hedef alındığını belirten Büttner, “Destek görmek yerine konunun görecelileştirildiğini gördüm.” ifadesini kullandı. Parti yönetiminin bu saldırılar karşısında yeterince açık bir tavır almadığını dile getiren Büttner, kendi eyalet teşkilatının da “çoğu zaman sessiz kaldığını” söyledi.

Hakkında başlatılan parti içi ihraç sürecini Büttner, şu sözlerle özetledi: “Bir eyaletin antisemitizmle mücadele görevlisinin, antisemitizmi açıkça dile getirdiği için kendi partisinde ihraç tehdidiyle karşı karşıya kalması politik olarak absürt.” Büttner, partide antisemitizm sorunu olduğu yönündeki görüşünü yineleyerek, bu durumun görev sorumluluğuyla bağdaşmadığını belirtti.

Aşağı Saksonya Teşkilatı Gazze’de Soykırım Yapıldığını Söylemişti

Tartışmaların merkezinde, Aşağı Saksonya eyalet teşkilatının geçen 15 Mart tarihinde aldığı karar yer alıyor. Parti delegelerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen metinde “mevcut hâliyle siyonizm” reddedilirken, İsrail’e yönelik sert ifadeler dile getirildi. Metinde İsrail’in Gazze’de “soykırım” uyguladığı ve bir “apartheid sistemi” kurduğu belirtildi.

Kararın ilk taslağında daha sert ifadeler yer alırken, kabul edilen metinde Hamas’a yönelik eleştiriler de eklendi. Buna rağmen parti içinden bazı delegeler kararı protesto ederek salonu terk etti. Metinde ayrıca, İsrail’e yönelik eleştirilerin “antisemitizm suçlamasıyla bastırıldığı” yönünde ifadelere de yer verildi.

Parti yönetimi, tartışmaları yatıştırmaya yönelik açıklamalar yaptı. Sol Parti Federal Meclis Grubu Başkanvekili Ina Latendorf, Büttner’in istifasını “üzücü” olarak nitelendirerek, Sol Partinin İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözümü savunduğunu vurguladı. Parti Eşbaşkanı Jan van Aken ise Aşağı Saksonya’da alınan kararın İsrail devletine değil, Alman hükûmetinin politikalarına yönelik eleştiri olarak anlaşılması gerektiğini ifade etti.

Buna karşılık partinin önde gelen isimlerinden Bodo Ramelow, parti içindeki bazı söylemlere dikkat çekerek karşıt bir tutum aldı. Ramelow, “Parti kongresinde ‘Yalla, Yalla, Intifada’ sloganı atanlar bugün listelerde ön sıralarda yer bulabiliyor.” diyerek, parti içinde yeterince net sınırlar çizilmediğini dile getirdi.

Sol Parti’de Filistin Dayanışması ve Sembolik Çıkışlar

Parti içindeki tartışmalar yalnızca karar metinleriyle sınırlı değil. Son aylarda Sol Partili bazı milletvekilleri ve parti temsilcileri, Federal Meclis oturumlarına Filistin’i sembolize eden kıyafetlerle ile katılmaları, Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmeleri ve Almanya’nın İsrail’e yönelik “Staatsräson” (devlet aklı) politikasını açık şekilde eleştirmeleriyle öne çıktı.

Özellikle Federal Meclis Grubu Eş Başkanı Heidi Reichinnek ile Cansın Köktürk gibi bazı genç milletvekilleri ve Berlin Eyalet Parlamentosu milletvekili Elif Eralp gibi Sol Partili siyasetçiler, Filistin’e yönelik dayanışma vurgusunu daha görünür kılan açıklamalar yaptı. Bu isimler, İsrail’in güvenliğinin Almanya’da bir beka meselesi olarak gören yaklaşımın eleştiriye kapalı hâle geldiğini belirtirken, Gazze’deki sivil kayıpların uluslararası hukuk çerçevesinde daha açık biçimde tartışılması gerektiğini dile getiriyor.

Söz konusu çıkışlar, Alman siyasetinde alışılmış sınırların zorlandığı örnekler olarak değerlendiriliyor. Almanya’da İsrail’in güvenliği, ülkenin Holokost geçmişinden hareketle tarihî bir sorumluluk ve geniş bir siyasi mutabakatın parçası olarak görülürken, bu çerçevenin sol çevrelerde açık biçimde sorgulanması dikkat çekiyor. Bu nedenle parti içindeki tartışma, yalnızca parti içi bir görüş ayrılığı değil, aynı zamanda Almanya’nın dış politika doktrinine yönelik eleştirilerin ne ölçüde meşru kabul edileceğine dair daha geniş bir tartışmayı da yansıtıyor.

“İthal Antisemitizm” Tartışması: Gregor Gysi Göçmen Kökenleri Suçladı

Büttner’in istifasının ardından parti içindeki tartışmanın bir diğer boyutu ise Almanya siyasetinde uzun süredir gündemde olan “ithal antisemitizm” (importierter Antisemitismus) kavramı etrafında şekilleniyor. Bu tartışma, antisemitik tutumların bir kısmının Orta Doğu kökenli topluluklar üzerinden taşındığı iddiasına dayanırken, göçmenlere yönelik genelleme ve damgalama riski nedeniyle yoğun eleştirilere de konu oluyor.

Bu başlık, partinin önemli isimlerinden Milletvekili Gregor Gysi’nin 17 Mart’ta katıldığı bir yayında yaptığı açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi. Gysi, partideki antisemitizmin “çok sayıda göçmen kökenli üyenin katılımıyla daha tehlikeli hâle geldiğini” söylerken, bu üyelerin “İsrail’e dair yanlış bakış açıları getirdiğini” ifade etti. Gysi aynı zamanda bu çizgiye karşı “net bir sınır çizilmesi gerektiğini” vurguladı.

Bu sözlere parti içinden sert tepki geldi. Göçmen Sol Federal Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ve çok sayıda parti üyesi tarafından imzalanan mektupta, Gysi’nin ifadelerinin “ırkçı anlatıları yeniden ürettiği” belirtildi. Mektupta, “göçmen kökenli üyelerin antisemitizmle ilişkilendirilmesinin kabul edilemez olduğu” vurgulanırken, bu tür söylemlerin “Müslüman ve Arap karşıtı ön yargıları güçlendirdiği” ifade edildi. Parti yönetimi ise tartışmayı daha genel bir çerçevede ele aldı. Federal Meclis Grup Başkanı Sören Pellmann, Gysi’nin sözlerini “talihsiz” olarak nitelendirirken, Grup Eş Başkanı Heidi Reichinnek antisemitizmin “toplumun geneline yayılan bir sorun” olduğunu ve tek bir gruba indirgenemeyeceğini söyledi. Reichinnek, Gysi’nin ifadelerinin parti içinde “incitici etkiler yarattığını” da kabul etti.

Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) tarafından Kasım 2025’te yayımlanan bir araştırmanın bulguları, antisemitizmin kaynağını göçte arayan politik anlatıların gerçek tabloyu yansıtmadığını ve antisemitizmin Almanya’da tek bir kaynağa indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir olgu olduğunu; toplumsal hafıza, siyasal yönelim, sosyalleşme biçimleri ve göç deneyiminin iç içe geçtiği bir çerçevede oluştuğunu ortaya koymuştu.

Partinin İsrail Devleti ve Antisemitizm Konusundaki Yön Arayışı

Sol Partinin antisemitizm ve İsrail politikasına dair tartışmalar son döneme özgü değil. 2024 yılında Berlin eyalet kongresinde Hamas saldırılarını açık şekilde kınayan bir metnin kabul edilememesi parti içinde krize yol açmıştı. 2025’te ise parti kurultayı, antisemitizm tanımına ilişkin tartışmalarda IHRA tanımını reddederek farklı bir yaklaşım benimsemiş ve Eş Başkan van Aken’in itirazına rağmen 2021’de yayımlanan “Kudüs Deklarasyonu” (Jerusalem Declaration) adlı belgeyi destekleme kararı almıştı.

Son olarak Thüringen’de gençlik örgütünden bir ismin İsrail’in Gazze’deki saldırılarını “fucking Holocaust” olarak nitelendirmesi sonrası parti içi disiplin süreci başlatılmıştı. Bu gelişmeler, parti içinde antisemitizm tartışmasının farklı başlıklar üzerinden süreklilik kazandığını gösteriyor.

Parti içindeki tartışmalar, üye yapısındaki değişimle birlikte daha görünür hâle geldiği düşünülüyor. Son dönemde üye sayısının artması ve yaş ortalamasının düşmesiyle birlikte, Filistin yanlısı söylemlerin parti içinde daha güçlü bir yer bulduğu ifade ediliyor. Bodo Ramelow, bu durumu “çok sayıda yeni ve deneyimsiz üyenin aynı anda siyasete dahil olması” olarak tanımlarken, bu gelişmenin parti içi tartışmaları daha zor yönetilebilir hâle getirdiğini söyledi. Ramelow’a göre bu süreç, farklı siyasi yaklaşımların daha sert biçimde karşı karşıya gelmesine neden oluyor. Sol Partide yaşanan son gelişmeler, partinin İsrail politikası ve antisemitizm konusundaki iç tartışmasının önümüzdeki dönemde de gündemde kalacağını gösteriyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler