Almanya

Almanya’da Siyasete İlgisi Artan Gençler Neden Daha Az Oy Kullanıyor?

Almanya’da yayımlanan yeni bir araştırma, gençlerin siyasete ilgisinin arttığını ancak seçimlere katılımın hâlâ yapısal engellerle sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Gençlerin sandığa gidiş sürecini bir “engelli koşu” olarak tanımlayan çalışma, bu durumun demokrasinin geleceği açısından risk taşıdığına dikkat çekiyor.

Almanya’da Siyasete İlgisi Artan Gençler Neden Daha Az Oy Kullanıyor?
Fotoğraf: Lightspring - Shutterstock.

Almanya’da gençlerin siyasete ilgisinin arttığı sıkça dile getirilse de seçimlere katılım oranları bu tabloyla her zaman örtüşmüyor. Gençlerin toplumsal hareketlere katılımı, iklim protestoları veya sosyal medyadaki politik tartışmalar giderek görünür hâle gelirken, seçimlere katılım konusunda aynı dinamizm görülmeyebiliyor.

Araştırmanın Kapsamı ve Ana Bulguları

Bu duruma odaklanan Bertelsmann Vakfı (Bertelsmann Stiftung) tarafından şubat ayında yayımlanan “Hürdenlauf zur Wahlurne” (Sandığa Engelli Koşu) başlıklı araştırma, Almanya’da 18-29 yaş arasındaki gençlerin oy kullanma sürecini bir dizi yapısal ve bireysel engel üzerinden analiz ediyor. Araştırma, nicel veri analizlerini odak grup görüşmeleriyle birleştirerek gençlerin siyasi katılımına dair daha kapsamlı bir tablo ortaya koyuyor.

Araştırma, gençlerin seçimlere katılımını incelemek için karma (mixed-method) bir yöntemle hazırlandı. İlk aşamada, German Longitudinal Election Study (GLES) 2024 verileri üzerinden yapılan nicel analizde toplam 9.934 kişi incelendi; bunların 1.668’ini 18–29 yaş arası gençler oluşturdu ve bu grup düzenli oy verenler, düzensiz oy verenler ve hiç oy kullanmayanlar şeklinde sınıflandırıldı. İkinci aşamada ise 4-9 Eylül tarihleri arasında Leipzig’de altı odak grup görüşmesi gerçekleştirildi. Özellikle 21-24 yaş aralığına odaklanan bu görüşmelerde, gençlerin seçim davranışları ve sandığa gitmeme nedenleri kendi deneyimleri üzerinden derinlemesine analiz edildi.

Araştırma, gençlerin seçimlere katılım sürecini bir “engelli koşu” olarak tanımlıyor. En dikkat çekici bulgulardan biri, gençlerin politikaya olan ilgisinin ve siyasal farkındalığının artmasına rağmen seçimlere katılım oranlarının hâlâ diğer yaş gruplarının gerisinde kalması. Araştırma ekibinden Jonathan M. Hoffmann bu tabloyu, gençlerin siyasete ilgisiz olmasından ziyade, seçimlere katılım sürecinde karşılaştıkları çok katmanlı engellerle açıklıyor:  “Birçok genç için seçim öncesi temel soru hangi partiye oy vereceği değil; nasıl oy vereceği, bunun kendisiyle ilgili olup olmadığı ve oyunun bir fark yaratıp yaratmayacağıdır. Çok sık gençler bu sorularla yalnız bırakılıyor.”

Almanya’da Her 5 Gençten 1’i Oy Kullanma Hakkına Sahip Değil

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Almanya’daki genç nüfus içinde Alman vatandaşlığına sahip olmayanların oranı. Çalışmaya göre 18-29 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 22’si Alman vatandaşlığına sahip değil. Bu da söz konusu grubun federal seçimlerde oy kullanamadığı anlamına geliyor. Bu durum, beş gençten birinin en temel demokratik haktan mahrum kaldığı anlamına geliyor.

Bu durum özellikle göçmen ve Müslüman gençler açısından önemli bir temsil meselesini gündeme getiriyor. Almanya’daki Müslüman nüfusun büyük bölümünün göçmen kökenli olduğu düşünüldüğünde, genç Müslümanların önemli bir kısmı seçim sisteminin dışında kalabiliyor.

Araştırmacılara göre bu durum, seçimlere katılım sürecindeki ilk ve en temel engel olan “erişim engeli” olarak tanımlanıyor. Oy kullanabilmek için öncelikle vatandaşlık ve seçmen statüsüne sahip olmak gerekiyor. Bu koşul sağlanmadığında siyasi katılımın en temel araçlarından biri baştan devre dışı kalıyor.

Özellikle göçmen ve Müslüman gençler açısından bu tablo, yalnızca hukuki bir sınırlılık değil; aynı zamanda temsil ve aidiyet meselesini de beraberinde getiriyor. Vatandaşlığa geçiş süreçleri ve seçme hakkının kapsamı, bu kesimlerin demokratik sisteme dâhil olabilmesi açısından kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Araştırma raporunda, vatandaşlığa geçiş süreçlerinin ve seçme hakkının genişletilmesinin, bu grubun toplumsal entegrasyonu ve siyasi sisteme aidiyeti için kritik bir eşik olduğu vurgulanıyor.

Sandığa Giden Yolda Genç Seçmenlerin Önündeki Dört Temel Engel

Araştırmaya göre gençler için seçim süreci çoğu zaman eşit koşullarda başlayan bir yarış değil: “Sandığa giden yol birçok genç için bir engel parkuruna benziyor ve herkes bu parkura aynı noktadan başlamıyor.” Araştırma, gençlerin seçimlere katılımını etkileyen süreci dört temel “engel” üzerinden açıklıyor: erişim, bilgi ve yetkinlik, motivasyon ve etki (temsil algısı/rezonans).

İlk engel olan erişim, gençlerin oy kullanma sürecine fiilen ulaşabilmeleriyle ilgili. Özellikle ilk kez oy kullanacak gençler için seçim prosedürleri, kayıt süreçleri veya sık yaşanan taşınma gibi hayat geçişleri sandığa gitmeyi zorlaştırabiliyor. Eğitim, iş veya şehir değişikliği gibi biyografik dönüşümler, oy kullanma alışkanlığının oluşmasını geciktirebiliyor.

İkinci engel ise siyasi bilgi ve yetkinlik ile ilgili. Araştırma gençler arasında politik süreçleri anlama konusunda oldukça seviyelerde bilgiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Seçim sistemi veya oy kullanma süreçleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmamak, bazı gençlerin sandığa gitme konusunda kendilerini güvensiz hissetmesine yol açabiliyor.

Üçüncü engel olan motivasyon, gençlerin oy verme isteğiyle ilgili. Araştırmaya göre gençlerin önemli bir kısmı siyasete ilgi duysa da bu ilgi her zaman sandığa gitme davranışına dönüşmüyor. Bunun başlıca nedeni, siyasetin kendi yaşamlarına somut biçimde etki etmediği algısı.

Özellikle kira artışları, eğitim ve iş imkânları, iklim politikaları ve sosyal adalet gibi gençlerin doğrudan etkilendiği alanlarda yeterli çözüm üretilmediği düşüncesi, bazı gençlerde hayal kırıklığı ve uzaklaşma duygusuna yol açabiliyor. Politik tartışmaların yoğunluğuna rağmen somut sonuçların görünmemesi, motivasyonu zayıflatan temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Dördüncü engel ise etki ve temsil algısı (rezonans). Yani gençlerin oylarının gerçekten bir fark yaratıp yaratmadığına dair inançları. Araştırmaya göre gençlerin yaklaşık yüzde 75’i siyasi karar süreçlerinde yeterince dikkate alınmadığını düşünüyor.

Birçok genç, siyasetin daha çok yaşlı kuşakların ihtiyaçlarına göre şekillendiği izlenimine sahip. Bu durum, oy vermenin anlamına dair şüpheleri artırıyor ve seçimlere katılımı zayıflatıyor. Araştırma bu durumu yalnızca bireysel bir güvensizlik değil, daha geniş bir temsiliyet sorunu olarak değerlendiriyor.

Seçim sisteminin karmaşıklığı, iki oylu yapı ve partiler arasındaki farkları anlamanın zorluğu, özellikle eğitim imkânları sınırlı veya dil bariyeri yaşayan gençler için caydırıcı bir faktöre dönüşebiliyor.  Araştırma bu bağlamda, “başlangıç maliyetleri” (Einstiegskosten) kavramını kullanarak, ilk kez oy kullanacak bir gencin harcaması gereken zihinsel ve zamansal efor ve süreci tanımlıyor. Araştırmanın tarifine göre bu süreç, bilgiye ulaşma zahmeti, bürokratik işlemler ve katılımı zorlaştıran psikolojik engellerden oluşuyor. Genç seçmenler için özellikle oy verme prosedürlerini kavramak ve partiler ile adayların vaatlerini süzgeçten geçirmek, aşılması gereken temel birer eşik niteliği taşıyor.

Bu durum siyasi eğitime erişim konusunun önemini gösteriyor. Eğitim fırsatları eşit olmayan gruplarda siyasi bilgi düzeyi de daha düşük olabiliyor. Örneğin ebeveynleri oy kullanma hakkına sahip olmayan veya demokratik tecrübesi kısıtlı olan gençler, ev ortamında seçim pratiğiyle tanışamıyor. Bu bağlamda göçmen kökenli gençler de araştırmada dikkat çekilen gruplar arasında yer alıyor.

Oy Kullanmama Oranı Daha Yüksek Olsa da Gençler Siyasete İlgisiz Değil

Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, gençlerin siyasete ilgisiz olduğu yönündeki yaygın varsayımı sorgulatması. Çalışmaya göre düzensiz oy kullanan gençlerin politik ilgisi, düzenli oy kullananlara oldukça yakın. Gençler siyasi konularla ilgileniyor, tartışmalara katılıyor ve birçok toplumsal mesele hakkında görüş sahibi. Ancak bu ilginin sandığa yansıması her zaman gerçekleşmiyor.

Bu durumun temel nedenlerinden biri, üçüncü engel olan motivasyon sorunu. Gençlerin oy kullanma isteği büyük ölçüde siyasetin kendi hayatlarına ne ölçüde temas ettiğiyle bağlantılı. Odak grup görüşmelerine katılan gençler, politik tartışmaların yoğun olduğunu ancak somut sonuçların yeterince görünmediğini ifade ediyor. Bu çerçevede özellikle şu başlıklar öne çıkıyor:

  • Artan kira ve yaşam maliyetleri
  • Eğitim ve iş fırsatları
  • İklim politikaları
  • Sosyal adalet

Bu alanlarda yeterli siyasi karşılık bulunmadığı algısı, özellikle düzensiz oy kullanan gençlerde hayal kırıklığı ve uzaklaşma duygusunu güçlendiriyor.

“Oy Vermek Gerçekten Bir Şeyi Değiştiriyor mu?”

Araştırmada belirtilen son engel ise temsil ve siyasi etki algısı, yani bireylerin oylarının gerçekten bir etkisi olduğuna inanıp inanmadıklarıyla ilgili. Araştırmaya göre gençlerin yaklaşık yüzde 75’i siyasi karar süreçlerinde yeterince dikkate alınmadığını düşünüyor

Birçok genç siyasetin kendileri için değil, daha çok yaşlı kuşaklar için yapıldığı izlenimine sahip olduğunu ifade ediyor. Siyasi kurumların gençlerin yaşam dünyasına yeterince temas etmediği algısı, seçimlere katılım motivasyonunu zayıflatabiliyor. Bu duygu özellikle siyasi temsilin sınırlı olduğu gruplarda daha güçlü hissedilebiliyor. Göçmen kökenli gençler açısından da temsil meselesi bu noktada önemli bir rol oynuyor. 

Siyasi Bilginin Ana Kaynağı Olan Sosyal Medya: Hem Kapı Açıyor Hem de Engelliyor

Araştırma, sosyal medyanın gençlerin politikaya erişiminde merkezi bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Gençler için sosyal medya, siyasi bilgiye ulaşmanın en önemli kaynaklarından biri hâline gelmiş durumda.

Ancak bu bilgi çoğu zaman bilinçli bir arama sonucunda değil, sosyal medya akışlarında karşılaşılan içerikler aracılığıyla ediniliyor. Araştırmacılar bu durumu “news-find-me effect” (haberlerin bireyi bulma etkisi) olarak tanımlıyor. Yani kullanıcılar haberleri özellikle aramasa da haberler sosyal medya akışları aracılığıyla onlara ulaşıyor.

Bu durumun iki yönlü etkisi olduğu belirtiliyor. Bir yandan siyasi bilgi ve tartışmaların daha geniş bir kitleye ulaşmasını ve gençlerin günlük hayatının parçası hâline gelmesini sağlıyor. Öte yandan bilgi parçalı ve yüzeysel kalabiliyor ya da yanlış bilgi riski artabiliyor ve buna ek olarak yoğun ve kutuplaşmış tartışmalar gençlerde siyasi yorgunluk veya geri çekilme duygusu yaratabiliyor. Araştırmacılar bu nedenle sosyal medyanın gençlerin siyasi katılımı açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını vurguluyor.

Gençlerin Siyasete Katılımı Nasıl Artırılabilir?

Araştırma, gençlerin sandığa gitmesini kolaylaştırmak için çeşitli politika önerileri de sunuyor. Bunlardan biri, özellikle ilk kez oy kullanacak gençlere yönelik bilgilendirme kampanyalarının güçlendirilmesi. Örneğin “ilk oy” bilgilendirme paketleri veya dijital kampanyalar aracılığıyla seçim süreçlerinin daha anlaşılır hâle getirilmesi öneriliyor.

Bunun yanında seçim günü ücretsiz toplu taşıma gibi uygulamaların da gençlerin sandığa gitmesini kolaylaştırabileceği ifade ediliyor. Bu tür önlemler özellikle ekonomik kaynakları sınırlı gençler için seçimlere katılımı artırabilir.

Araştırmacılar ayrıca okullarda demokrasi ve medya okuryazarlığı eğitimlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Politik bilgi ve tartışma kültürünün erken yaşlarda geliştirilmesi, gençlerin siyasi süreçlere daha bilinçli şekilde katılmasına katkı sağlayabilir.

Son olarak araştırma, gençlerin yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir seçmen kitlesi olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Gençlerin politik süreçlere kalıcı ve anlamlı biçimde dahil edilmesi, seçimlere katılımın artması açısından kritik görülüyor. Araştırma ekibinden Daniela Schwarzer şu uyarıda bulunuyor: “Yaşlanan toplumlarda gençlerin siyasi katılımı, demokratik kararların uzun vadeli meşruiyeti açısından belirleyici.”

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, gençlerin siyasete ilgisiz olduğu yönündeki yaygın algıyı sorgulatıyor. Aksine, gençlerin önemli bir kısmının politikaya ilgi duyduğu ve demokratik süreçlere katılma potansiyeline sahip olduğu belirtiliyor. Ancak bu potansiyelin sandığa yansıması için gençlerin karşılaştığı yapısal ve toplumsal engellerin azaltılması gerektiği ifade ediliyor.  (P)

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi gören Yılmaz, Perspektif'in yayın kurulu üyesidir.
Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler