Bin beş yüz yıl önce, Mekke’de bir kadın Arabistan’ın en başarılı ticari işletmelerinden birini yönetiyordu. Kervanları Arap Yarımadası’nı Suriye, Filistin ve Yemen’e bağlıyordu. Kadın ve erkek çalışanlar istihdam ediyor, emeklerinin karşılığını adil biçimde ödüyordu. Ticari dürüstlüğüyle bölgenin dört bir yanına yayılan bir itibara sahipti. Daha sonra İslam peygamberi olacak Hz. Muhammed (sav) ile evlendiğinde, servetini ilk Müslüman topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak, zulme uğrayanları desteklemek ve köleleştirilmiş müminlerin özgürleştirilmesine yardımcı olmak için kullandı. Bu kadının adı Hatice bint Hüveylid’di. İlk Müslüman oydu. Hem bir iş kadını hem de bir hayırseverdi.[1]
Müslüman kadınların parayla ilişkilerinin hikâyesi yoklukla başlamaz. Hz. Hatice ile başlar. Oysa bugün Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın dört bir yanında Müslüman kadınlar, birbiriyle çelişen iki baskının şekillendirdiği bir finansal ortamda yollarını bulmaya çalışıyor. Bir yanda, kadınların temkinli biçimde tasarruf etmesi, riskten kaçınması ve “ciddi” finansal kararları başkalarına bırakması gerektiğini söyleyen yaygın kültürel anlayış var. Diğer yanda ise -bazen Müslüman toplulukların içinde bile- servetin bir şekilde imanla bağdaşmadığı ve dindar bir kadının parayla ilişkisinin, kendi adına karar alma ve tasarrufta bulunma iradesinden ziyade paraya mesafeli durmak üzerine kurulması gerektiği yanılgısı bulunuyor. Bence bu iki mesaj da yanlış ve kendi tarihimiz bunun kanıtı.
Unuttuğumuz Miras
Ankara’daki Osmanlı arşiv kayıtları, Osmanlı döneminde Müslümanlar tarafından kurulmuş 26.000’den fazla vakfı -İslami hayır kurumunu-belgeliyor. Bunların 1.400’ü kadınlar tarafından kurulmuştu.[2]
Tarihçi Amy Singer’ın araştırması, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm vakıfların yaklaşık yüzde 35’inin kadınlar tarafından kurulduğunu ortaya koyuyor. Bunlar küçük katkılar değildi. Kadınlar medreseleri, hastaneleri, aşevlerini, su tesislerini ve köprüleri finanse ediyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan, İstanbul’un en simgesel camilerinden ikisini yaptırdı; her ikisini de efsanevi mimar Mimar Sinan tasarladı. Haseki Hürrem Sultan, üç kutsal şehri -Mekke, Medine ve Kudüs’ü- destekleyen bir vakıf kurdu; Filistin’de bir cami, halka açık bir imaret ve hacılar için bir han vakfetti.[3]
Bu kadınlar birer istisna değildi. İslam’ın 7. yüzyılda oluşturduğu hukuki ve dinî çerçeve içinde hareket ediyorlardı. Bu İslami çerçeve, kadınların mülk edinme, ticaret yapma, miras alma ve mal varlıkları üzerinde tamamen kendi tercihleri doğrultusunda tasarrufta bulunma haklarını güvence altına alıyordu. Mehir (evlilik hediyesi) yalnızca kadına aitti. Kazancı kendisinindi. Eşinden bağımsız olarak sözleşme yapabilir, mahkemede dava açabilir ve yatırım yapabilirdi.
18. yüzyıl Halep’ine ait kayıtlar, mülk devirlerinin yüzde 40’ında kadınların taraf olduğunu ve ticari gayrimenkul satın alanların yüzde 33’ünün kadın olduğunu gösteriyor. Bu, istisnai değil, tam tersine olağan bir durumdu.[4]
Bugün Müslüman kadınların finansal okuryazarlığından söz ettiğimizde yeni bir şey ortaya koymuyoruz. Geçmişten bize ait olan bir şeyi yeniden sahipleniyoruz.
Finansal Feminizmin Doğru Tespitleri ve Gözden Kaçırdıkları
Amerikalı girişimci Tori Dunlap gibi isimlerin yaygınlaştırdığı “finansal feminizm” tartışması, gerçekten önemli soruları gündeme getiriyor. Bu sorulardan bazıları şöyle: Kadınlar neden para konusunda erkeklerden farklı düşünmeye yönlendirilerek yetiştiriliyor? Erkekler yatırım yapmaya ve ekonomik değer yaratmaya teşvik edilirken kadınlar neden tasarruf etmeye teşvik ediliyor?
Araştırmaların da tutarlı biçimde gösterdiği gibi finansal kaynaklar kadınların kontrolünde olduğunda, bu servetin daha büyük bir bölümünü toplumsal faydaya, sağlık hizmetlerine, eğitime ve çocuklara yönlendiriyorlar. Bunun dalga dalga yayılan etkileri belgelenmiş ve gerçek.
Ancak seküler feminist yaklaşım bazı noktaları gözden kaçırıyor. Müslüman kadınların finansal konularda söz sahibi olması, zaten dinî bir dayanağa ve sorumluluğa sahip. İslam, kadınların finansal haklarını elde etmek için pazarlık yapmasını gerektirmez, bu hakları açıkça tanır. Bizim açımızdan mesele, “Kadınlar finansal olarak güçlenmeyi hak ediyor” gibi bir tartışma etrafında dönmez. Müslüman kadınlar açısından asıl soru şudur: İnancımızın bizi zaten çağırdığı şeyi hakkıyla yerine getiriyor muyuz?
Allah’ın bahşettiği geçimi ve nimetleri ifade eden rızık kavramı, edilgen değil, etkin bir anlayışa dayanır. Bize verilenlerin emanetçisiyiz ve bu emaneti gözetmek bilgi gerektirir. Anlamadığınız şeyi yönetemezsiniz. Sahip olmadığınız şeyi veremezsiniz. Kendi mali düzeniniz karmaşa içindeyse topluluğunuz için kurumlar da inşa edemezsiniz.[5]
Boş Bir Kaptan Başkasına Veremezsiniz
Müslüman toplulukların bazen yüksek sesle dile getirmekten kaçındığı, yüzleşmesi rahatsız edici bir gerçeği ele almamız gerekiyor: Finansal okuryazarlık bir ibadettir.
Bütçe yapmayı, helal ilkelere uygun finansal araçlara yatırım yapmayı, zekâtı doğru hesaplayıp ödemeyi, sadaka vermeyi ve nesiller boyunca aktarılabilecek bir servet oluşturmayı bilmek, insanı manevi hayattan uzaklaştıran dünyevi uğraşlar değildir. Bunlar, manevi hayatın temelini oluşturur. İslam’ın beş şartından biri olan zekât, gönüllü bir hayır bağışı değildir. Ekonomik alanda ilahi bir yükümlülüktür. Neye sahip olduğunuzu, bunun değerini veya nisap eşiğini nasıl hesaplayacağınızı bilmiyorsanız bu yükümlülüğü yerine getiremezsiniz. Finansal bilgisizlik, dinî yükümlülüklere itaati kolaylaştırmaz; zorlaştırır.
Üstelik söz konusu olan yalnızca birey değildir. Avrupa’daki Müslüman kadınlar finansal açıdan güvencesiz olduklarında -borçlandıklarında, yeterli yatırım yapmadıklarında, birikimleri ya da miras planlamaları bulunmadığında- topluluklarının ihtiyaç duyduğu kurumları da inşa edemezler. Orta Çağ Suriye’sinde korunmaya muhtaç kadınlara barınma imkânı sunan ribatlar, verebilecek serveti olan Müslüman kadınlar tarafından finanse ediliyordu.
Fas’taki Karaviyyin Üniversitesi, bugün hâlâ dünyanın kesintisiz faaliyet gösteren en eski üniversitesi olarak varlığını sürdürüyor. Bu üniversiteyi 9. yüzyılda, babasından kalan serveti topluluğunun yararına kullanmayı seçen Fâtıma el-Fihrî kurmuştu.
Bu kurumlar yokluktan doğmadı. Bilinçli, bilgiye dayanan ve belirli bir amaç taşıyan cömertlikten doğdu.
Finansal Okuryazarlık Gerçekte Neleri Kapsar?
Avrupa’da azınlık olarak yaşayan Müslüman kadınlar için finansal okuryazarlık hem daha acil bir ihtiyaç hem de daha karmaşık bir meseledir. Müslümanlar olarak bizim değerlerimiz gözetilerek tasarlanmamış sistemler -emeklilik fonları, bankacılık ürünleri ve yatırım araçları- içinde yol almaya çalışıyoruz. Geleneksel faizli hesaplar, İslam’ın ribaya ilişkin ilkeleriyle çelişiyor. Standart yatırım portföyleri, faaliyetlerini onaylayamayacağımız şirketleri içerebiliyor.
Bu, finansal hayattan uzaklaşmak için bir neden değildir. Ona daha bilinçli ve amaçlı biçimde katılmak için bir nedendir. İslami tasarruf hesaplarından etik yatırım platformlarına ve Müslümanların stratejik biçimde bağış yapmasına, kalıcı bir hayırseverlik mirası oluşturmasına imkân veren bağışçı tavsiyeli fonlara kadar, helal ilkelere uygun finansal araç ve kurumlardan oluşan bir ekosistem büyüyor. Bu araçları anlayan Müslüman kadınlar yalnızca kendi geleceklerini güvence altına almıyor. Aynı zamanda Hz. Hatice’den ilham alarak kurumlar inşa edecek yeni kuşağın bir parçası olmaya hazırlanıyorlar.
Avrupa üniversitelerinin alıp “hayır amaçlı vakıf” adıyla yeniden sunduğu model bile, İslami hayırseverlik altyapısının ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır. Araştırmacılar, Müslüman kadınların Osmanlı İmparatorluğu’nda vakıflar aracılığıyla inşa ettikleri yapıların, erken dönem İngiliz “trust” (vakıf benzeri yapı) hukukunu doğrudan etkilediğinin izini sürmüştür. Vakıf modelini atalarımız geliştirdi. Onun modern karşılıklarına hâkim olmak için her türlü nedenimiz var.[6]
Sürekliliği Sağlamanın Bir Yolu Olarak Refah
Bugün Avrupa’daki Müslüman kadınlar, çok uzun bir hikâyenin yeni bir bölümünü yazıyor. Hz. Hatice’den Osmanlı sultanlarına, oradan Orta Çağ Kahire’si ve Halep’inin kadınlarına uzanan cömertlik zinciri, doğrudan bize ulaşıyor. Bu zincir biz izin vermediğimiz müddetçe kopmayacaktır.
Ancak bu zincirin devamı, iyi niyetten fazlasını gerektirir. Finansal istikrar, finansal okuryazarlık ve finansal cesaret gerektirir. Net mal varlığını bilen, helal yatırım seçeneklerini anlayan, vasiyetini hazırlamış, zekâtını hesaplamış ve yalnızca çocuklarına değil, topluluğuna da ne bırakmak istediği üzerine bilinçli biçimde düşünmüş Müslüman kadınlar gerektirir. [7]
Bugün bir Müslüman kadın için finansal refah, sırf servet sahibi olmak için zenginleşmek anlamına gelmez. Finansal refah, başarılı görünme çabası da değildir. Finansal refah, topluluklarımızın ihtiyaç duyduğu şeylere katkıda bulunmak, onları inşa etmek ve ayakta tutmak amacıyla, bilinçli ve inanca dayanan bir anlayışla kaynak biriktirmektir.
Hz. Hatice bir hareketi tesadüfen finanse etmedi. Bunu, verebileceği bir şeyi olduğu ve hayatını vermeyi mümkün kılacak biçimde kurduğu için yaptı. Biz onun mirasçılarıyız. Öyleyse buna yakışır biçimde hareket edelim.
Dipnotlar
[1] Hatice bint Hüveylid’in ticaret ağları Arabistan, Suriye, Filistin ve Yemen’e uzanıyordu. Bkz.: Haylamaz, Reşit ve Coşar, Hülya. (2014). Khadija: The First Muslim and the Wife of the Prophet Muhammad [Hatice: İlk Müslüman ve Hz. Muhammed’in Eşi]. Tughra Book.
[2] Islahi, Abdul Azim. (2018). “The Role of Women in the Creation and Management of Awqāf: A Historical Perspective” [“Vakıfların Kurulması ve Yönetilmesinde Kadınların Rolü: Tarihsel Bir Perspektif”]. Intellectual Discourse, 26, 1025–46. Ankara’daki kayıtlar, Osmanlı Müslümanları tarafından kurulmuş 26.000’den fazla vakıf bulunduğunu, bunların 1.400’ünün kadınlar tarafından kurulduğunu bildiriyor.
[3] Singer, A. (2008). Charity in Islamic Societies [İslam Toplumlarında Hayırseverlik]. Cambridge University Press. Singer’ın araştırması, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm vakıfların yaklaşık yüzde 35’inin kadınlar tarafından kurulduğunu gösteriyor.
[4] Ahmed, L. (1992). Women and Gender in Islam: Historical Roots of a Modern Debate [İslam’da Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet: Modern Bir Tartışmanın Tarihsel Kökleri]. Yale University Press. 18. yüzyıl Halep’inde mülk devirlerinin yüzde 40’ında kadınlar taraftı ve ticari gayrimenkul satın alanların yüzde 33’ü kadındı.
[5] Hussain, Nausheena. (2024). Prosperity with Purpose: A Muslim Woman’s Guide to Abundance and Generosity [Amaç Odaklı Refah: Müslüman Kadının Bolluk ve Cömertlik Rehberi]. Daybreak Press.
[6] Gaudiosi, Monica M. (1988). “The Influence of the Islamic Law of Waqf on the Development of the Trust in England: The Case of Merton College” [“İslam Vakıf Hukukunun İngiltere’de Trust Kurumunun Gelişimine Etkisi: Merton College Örneği”]. University of Pennsylvania Law Review, 136, 1231. Vakıf kurumu ile erken dönem İngiliz hayır amaçlı trust yapıları arasındaki yapısal örtüşmeyi belgeliyor.
[7] Abdur-Rashid, K. (2019). Financing Kindness as a Society: The Rise & Fall of Islamic Philanthropic Institutions (Waqfs) [Toplum Olarak İyiliği Finanse Etmek: İslami Hayır Kurumlarının (Vakıfların) Yükselişi ve Düşüşü]. Yaqeen Institute for Islamic Research.





