Dosya: "Dine Hakaret Mi, İfade Özgürlüğü Mü?" “Irkçılık İslam Eleştirisi ile Yer Değiştirmiş Durumda”

DOSYA

İslam âlimi Abdurrahman Reidegeld, din eleştirileri ve Müslümanların dinî duygularını inciten hakaretlere dair sorularımızı yanıtladı.

İbrahim Yavuz 1 Mart 2015

“İslam ve fikir özgürlüğü” konulu alan oldukça popüler. Müslümanlar, “İslam, fikir özgürlüğünü kısıtlar” şeklindeki baskıcı tartışmanın kıskacından nasıl kurtulurlar?

Hiç kurtulamayacaklar gibi görünüyor. Şahsi konuşmalarda bir Müslüman muhatabına bu tartışma hakkında konuşmak istemediğini açıkça izah edebilir, fakat patron-çalışan ilişkisinde bu tarz bir soru ne kadar istenmese de sorulduğu takdirde kaçış imkânsızdır. Ayrıca eğer böyle bir talep bir televizyon kanalından veya saygın bir gazeteden gelmişse bunu geri çevirmek mantıklı olmaz, zira bu Almanya genelinde yaşayan bütün insanlara bir şey söylemeyi geri çevirmek anlamına gelir.

Bu bağlamda benim açımdan özellikle iki husus çok önemli: Birincisi İslam ve fikir özgürlüğü alanında verilen cevabın kalitesi ve kendine güven meselesi büyük öneme sahip. Bunlar mevcut ise çıkıp konuşmada sorun olmaz. İkinci olaraksa biz Müslümanlar olarak İslam’ın ilkelerini ve İslam hakkında söylenenleri “dışarıdakilere” bırakmamalıyız, buna yorumlama yetkisi de dâhildir. Aksi takdirde hep dinin dışında olanlar tarafından tanımlanırız.

Peki şu soruya nasıl cevap verirdiniz: İslam dini ifade özgürlüğünü kısıtlıyor mu?

Bu sorunun cevabı açık: Hayır. Bu tezi savunanlar yanlızca bazı dar görüşlü Müslüman çevreler ve hiçbir Müslümana sormadan topyekûn herkesi zihnî bir hapse mahkûm edenlerdir. Bu yorum, “İşte İslam bu!” diyen entelektüel mezar kazıcıları ve İslam düşmanlarınca desteklenmektedir. Burada sadece tek bir alternatif vardır: Müslüman olarak sakin ve güler yüzlü bir şekilde gayrimüslim komşularla iletişime geçmek, iyi ve adaleti gözeten cevaplar vermek, gazetelere yazılar göndermek ve kamuoyunda söz sahibi olmak.

Sizce Müslümanlar dinî değerleri aşağılayan karikatürlere nasıl cevap vermelidir?

Eğer insani bir hata söz konusu ise ve doğrudan ırkçı bir eğilim olmayıp maksat Müslümanlar tarafından anlaşılıyorsa buna katlanabilmek gerekir. Fakat ırkçılık veya kışkırtma, hatta doğrudan tahrik mevzu bahis ise mahkemeye müracaat etmek gerekir.

Müslümanların, “Batı bu tarz karikatürlerle Müslümanlara durmaksızın saldırıyor.” şeklindeki tezleri ne kadar doğru sizce?

“Din eleştirmenlerinin” asıl hedefi, katı Fransız laisizminin de gösterdiği gibi sadece İslam dini değildir. Fakat İslam, gündelik yaşamın sorunları ile dinî ibadet ve algılama biçiminin bütünlüğünü ön gördüğü için eleştirilerin oldukça kolay bir şekilde hedefine yerleştirilebilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde ilginç bir şekilde bu tarz bir Avrupa ateizmi tarafından rağbet gören tartışmalar yok, çünkü orada farklı bir tutum var ve Hristiyan-Protestan dinî tutumlar hâlâ büyük öneme sahip. O yüzden bu sorudaki “Batı” tabiri çok uygun değil.

Eleştiriye dair sınırlar genellikle dindar olan ve seküler olanlar arasında gidip gelmektedir. Fakat haberlerden ve okuyucu mektuplarından da görülebileceği gibi, eleştirenler sadece İslam’a değil, bütün dinlere saldırmakta, hakaretler ise çoğunlukla üstü örtülü bir yabancı düşmanlığı besleyen gruplardan neşet etmektedir. Burada genelde “ırkçılığın” “İslam eleştirisi”yle yer değiştirdiğini gözlemliyoruz.

İslam hukukuna göre hangi söz, davranış dine hakarettir ve İslam hukukunun dine hakarete karşı tutumu nedir?

İslam hukuku açısından meseleyi değerlendirebilmek ancak İslam yargı sisteminin varlığı ve doğru uygulanmasına bağlıdır. Bu Almanya’da söz konusu olmadığı için sorunuz oldukça teorik kalıyor.

Bunun dışında hakaretten ne anlaşıldığı incelenmelidir. Meseleye İslami normlar açısından baktığımızda dine hakarete dair somut olarak şunları söyleyebiliriz: Camilerin veya Kur’an’ın yakılması veya kirletilmesi, Hz. Peygamberin eşleri veya sahabîlere yakışıksız ithamlarda bulunulması, namazın aşağılanması dine hakaret olarak değerlendirilmektedir. Bu zikredilenlerin cezalandırılma biçimleri mezheplere göre farklılıklar gösterir, fakat bu gibi durumlar çok sert cezalandırılmaktadır.

Almanya, Avusturya, İsviçre, Danimarka, Portekiz, İtalya, Hollanda, Yunanistan, İspanya ve Türkiye dine hakareti cezalandırıyor. Fransa ve Belçika’da ise dine hakaret cezası yok. Müslümanların Avrupa’daki azınlık konumunu göz önüne alarak, hem ifade özgürlüğünü, hem de Müslümanların dinî duygularını korumak nasıl mümkün sizce?

Fikir özgürlüğüne elbette tahammül edilmeli. Ama öte yandan insanlar da şu ayrımı yapabilmeli: Kişisel eleştiri ile bütün bir dine hakaret arasında çok büyük bir fark var! Eleştiri açık bir toplumda kabul edilebilir olmalı, fakat insanların duygularını zedeleyen hakaret veya aşağılamalar oldukça yanlış.

Müslüman cemaatte şu tarz ifadelerle karşılaşılabiliyor: “Bu hakaret Yahudi cemaatine edilseydi, kıyamet kopardı. Ama Müslümanlara yapılınca ifade özgürlüğü olarak değerlendiriliyor.” Ne dersiniz?

Almanya’nın şu anki özel reel politik durumunu göz önünde bulundurursak bu cümle büyük ölçüde doğru.

Peki Müslümanların hakarete verdikleri tepkiler abartılı mı?

Müslümanların dinî anlamdaki hassasiyetlerine bakılmaksızın doğrudan toplumsal barışı tehlikeye sokan, görünüşe göre lojistik ve mali büyük ölçekli planlamalara sessiz kalmak mümkün değil Fakat bunun sonucu kesinlikle şiddet olmamalı. Gösteri ve yürüyüşler bu bağlamda iyi araçlardır.

Tarihte Müslümanlar Hz. Peygambere dair karikatürlere nasıl tepki göstermişler?

Bazı yüzyıllarda Hz. Peygamber’in genellikle yüzünün örtük bir şekilde resmedildiğini biliyoruz. Fakat bu resimler kamuya açık değildi, daha çok minyatür şeklinde toplumun sadece bazı kesimlerinin ulaşabileceği dar bir çevreye hitap ediyordu. Ayrıca bu tasvirler Hz. Peygamber’in kişiliğine üstün bir saygı içerisinde yapılmıştır.

Ne yazık ki Batı’da bu resmedilişlerin genelde olumsuz manada olduğuna tanık oluyoruz. Bu yüzden de Müslüman olmayanlar tarafından yapılan “Muhammed” tasvirleri sadece kışkırtma olarak algılanabilir.

Danimarka’daki karikatür krizinin ardından Avrupa’daki protesto dalgasını hatırlarsak: Avrupa’daki Müslüman dinî cemaatlerde bu bağlamda ne tarz sorumluluklar görüyorsunuz?

Dinî cemaatler ve Müslümanlar açısından denge tutturmak oldukça önemli. Bu denge bilhassa Müslümanların temsil edilmesi ile bir hukuk devletinde bireylerin bilek kuvvetiyle bir yerlere saldırmasının kabul edilmez olduğu arasında oluşturulmalıdır.

Fotoğraf: ©Foto: musline.tv

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar